Kudüs Haber Ajansı - KHA | kudushaber.com.tr

Lübnan'daki Muğlaklıkta İsrail Gerilimi Tırmandırıyor

İbrahim el-Emin tarafından al-akhbar.com adlı internet sitesinde kaleme alınan “KAYITSIZLIK VE LÜBNAN HÜKÜMETİNİN VE DİRENİŞİN KARŞILIK VERMEDEKİ ACZİYETİNE DAİR KANAATİN MUKABİLİNDE İSRAİL GERİLİMİ TIRMANDIRIYOR” başlıklı yazıyı siz kıymetli okuyucularımız için çevirdik. 

04 Nisan 2025
Lübnan'daki Muğlaklıkta İsrail Gerilimi Tırmandırıyor

Saldırgan davranışlar düşman için yeni bir şey değil. Ayrıca yenilik, sadece işgal ordusunun ve hükümetinin güvenlik ve askeri doktrinindeki değişimin boyutu ile bağlantılı da değil, aynı zamanda İsrail’in Lübnan’da, Filistin’de, Suriye’de ve hatta gerekirse Irak, İran ve Yemen’de çıkarları için uygun gördüğü şeyi yapmasına kimsenin engel olamayacağına dair Siyonist varlığın yöneticilerinin siyasi, askeri ve güvenlik okumaları ile de alakalı.

Burada caydırıcılık, yalnızca görünürdeki açık bir Amerikan korumasına duyulan ihtiyaçla ilgili değil, aynı zamanda Siyonist düşmanın, İsrail’in düşmanlarının, İsrail ordusunun tüm bu alanlarda hareket özgürlüğünü sınırlayacak angajman kuralları dayatacak konumda olmadığına inanmasıyla da ilgili.

Pratikte İsrail, geçen Kasım ayında Lübnan’da ateşkesi kabul ederek ABD ile imzaladığını söylediği anlaşmayı uyguluyor ve bu sayede kendi güvenliğine tehdit olarak gördüğü şeyi vurmaya yönelik tek başına harekete geçebiliyor.

Evet, zamanla söz konusu anlaşmanın, İsrail’in; ABD, Fransa ve Birleşmiş Milletler’in gözetiminde bir mekanizmaya tabi olan 1701 Sayılı Kararın uygulama çerçevesini aşmasına müsaade ettiği anlaşıldı.

Bu, yalnızca saldırıların hacmi ve kapsamında değil, aynı zamanda denetim komitesinin amaçlanan rolünü yerine getirmekten geri durmasında da açıkça görüldü. O kadar ki denetim komitesi, tüm saldırıları örtbas etmeye gayret gösterdi ve Lübnan hükümetini ve ordusunu, “Hizbullah’ı silahsızlandırmak adına net adımlar atmamakla veya Hizbullah’a, üyelerine ve kurumlarına yalnızca Litani Nehri’nin güneyinde değil, tüm Lübnan’da karşı durmamakla” suçlayarak saldırıları meşrulaştırmaya çalıştı.

Amerikalıların Lübnan devlet başkanı ve başbakanından, siyasi güçlerden, askeri ve güvenlik kurumlarından taleplerini dinlediğimizde, İsrail’in eylemlerine daha az şaşırıyoruz.

Ötesinde Amerikalılar, İsrail’in istediği her zaman ve her yerde ateşkesi ihlal etmeye devam etmesi halinde ateşkes anlaşmasının çökmesi olasılığıyla pek de alakadar değilmiş gibi görünüyor. Ateşkesin ardından bölgede ve Lübnan’da yaşanan önemli gelişmelerin, işleyiş mekanizmasında bir değişiklik gerektirdiği fikrini destekledikleri ise aşikâr. Dolayısıyla ABD, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının Lübnan’daki siyasi güçlerin gündeminde önemli bir madde olarak yer almasını ve Lübnan ile İsrail arasında denetim komitesinin ele alıp çözmesi gereken uyuşmazlık noktalarının kendi aralarında gerçekleşecek siyasi müzakerelerle çözülmesi için gereken adımların atılmasını talep edecek kadar baskısını artırdı.

ABD’nin, Lübnan güçlerinin ve önemli şahsiyetlerinin direnişe karşı düşünce, yönetim ve doğrudan eylem manasında daha fazla şey yapmasını beklemesi mantıklı olsa da Hizbullah’tan veya direnişin müttefiklerinden değil, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Nevvaf Selam’dan ve Amerikalılar ile Suudilerin müttefiki olduğu düşünülen bazı seslerden gelen itirazlara aldırmaması tuhaf.

ABD-Körfez vesayetinin, müttefiklerinin yaşadıkları sıkıntılı duruma duyarsız kalması, ancak Amerika ve Suudi Arabistan’ın, Avn ve Selam’ı cumhurbaşkanlığına ve başbakanlığa getirdiklerine ve bu nedenle her iki adamın da hızla borçlarını ödemeleri gerektiğine inanmalarıyla açıklanabilir. Burada artık konu; reformlar, yolsuzlukla mücadele ve iktidarın yeniden yapılandırılması hususunda kamuoyu propagandası yapmak ilgili değil; işgalci Siyonist düşmanın -hem Amerikan hem de Suudi çıkarlarıyla uyumlu- ihtiyaç duyduğu güvenlik unsurlarını İsrail’e sağlamakla alakalı.

Özellikle son askeri çatışmaların neticesinde işgalci düşmanın, Hizbullah’ı ve onunla birlikte hareket eden direnişi ezme hedefine ulaşamamış olması nedeniyle, ABD-Körfez vesayeti ile İsrail arasındaki ortak payda, Hizbullah’ı ortadan kaldırma arzusudur.

Lübnan’daki çeşitli düzeylerdeki yetkililerin duyduğuna göre Amerikalılar, Suudiler, İsrailliler ve diğer bölgesel ve Batılı ülkeler arasında Hizbullah’ın, savaşta aldığı darbeler ve olayların gidişatını biçimlendirecek etkili bir güç olarak kendini yeniden kurmasını engelleyen sarsıntılara maruz kalması nedeniyle, artık büyük bir askeri operasyona girişmekten aciz olduğuna dair bir görüş birliği var.

Bütün bu tarafların vardığı temel sonuç, Hizbullah’ın İsrail ile çatışmaya girme, savaşa dönme, destek cephesine geçme ve İsrail’i rahatsız edecek türden askeri operasyonlar yürütme gücünün olmadığıdır.

Bu değerlendirme, Lübnanlıları içeride Hizbullah’la daha büyük bir çatışmaya teşvik etme bağlamında yerel siyasi güçler arasında dolaşıma sokulsa da teşvik eden tarafların kendileri de Hizbullah’ın direnişin devamlılığını sağlamak adına ne yapmayı planladığı konusunda kaygılı olmaya devam ediyor.

Yani ABD-Körfez vesayeti İsrail ile birlikte, zamanın geçmesinden ve Hizbullah’ın çevresini ve yeteneklerini yeniden inşa etmesinden; dolayısıyla Hizbullah’ın yok edilme hedefinin bir kez daha zorlaşacağından korkuyor gibi görünüyor.

Tam da bu sebepten ABD-Körfez vesayeti, direnişin boşuna olduğunu iddia eden medyatik ve siyasi propaganda yoluyla ya da belli güçlerin silahsızlanma talebini Lübnan halkının genel talebine dönüştürerek Hizbullah’a karşı yaptığı kışkırtmanın dozunu artırıyor.

ABD-Körfez vesayetinin istediği şey, Lübnan’ın büyük bir iç çatışmaya girmesi ve bu çatışmanın, 2025-2026 yılları arasında yapılacak belediye ve parlamento seçimlerinde söz konusu vesayetin içerideki ortaklarının işlerine yaraması ve halkın seçtiği kadrolarda Hizbullah’ın temsilinin zayıflamasıdır. Direnişin düşmanlarının bu görevi başarıyla yerine getirebilmesi ise sadece Hizbullah’a karşı iç siyasette ve medyada sesleri yükseltmelerini değil, aynı zamanda Hizbullah’ı boyun eğdirmek için ona karşı güvenlik noktasında ve askeri düzeyde yeni saldırılar düzenlemelerini veya en azından insanlara Hizbullah’ın İsrail’e karşı caydırıcı bir rol oynayamayacağını hissettirmelerini gerektiriyor.

Elbette biz de bölgenin diğer halkları gibi düşman projenin başlıkları ve hedefleriyle muhatap olmak durumunda kalıyoruz. Ancak daha önemli bir şey var ki o da sadece halkımızın tarihini değil, aynı zamanda Lübnan’daki Amerikan ve İsrail deneyimlerinin tarihini de gözden geçirmemiz ve “Siyonist varlığının kurulduğu günden bu yana Amerika’nın bölgede kurmaya çalıştığı hegemonyaya hizmet etmesi veya işgalci düşmanın istediği zaman ve istediği yerde baskı uygulayabilen bir askeri güç olarak itibarını tesis etme projesine destek olması amacıyla” Lübnan’ı ABD öncülüğündeki uzlaşma yasasına tabi tutma yönündeki kesintisiz tüm girişimlerinin başarısızlığa uğramasının nedenlerini incelememiz gerektiğidir. Dolayısıyla, direnişin yalnızca bahsi geçen hedeflere karşı koymak için değil, aynı zamanda yeni gerçekleri ve kuralları dayatmak için de ne yapabileceği sorusu gündeme geliyor.

Mevzu bir yandan zamana, bir yandan da bölgemizde son bir buçuk yılda yaşanan değişimlerin büyüklüğünü göz ardı etmeyen siyasi değerlendirmelere kalmış durumda.

Ancak bugün esas konu, direnişin, düşman taraflara, kendisine yönelik saldırı projesinin Lübnan’a sadece yıkım getireceğini ve düşmanın bunu başaramayacağını, çünkü direnişin gerektiğinde durumu tersine çevirme yeteneğine sahip olduğunu kavratması gerekliliği ile alakalı. Siyasi güçlerin büyük çoğunluğunun, Batı’nın diğer bazı Arap ülkeleriyle birlikte Lübnan’ın bir daha kendi ayakları üzerinde durmasına izin vermeyeceğine ikna olmasının ardından, asıl üzerinde durulması gereken husus da budur.

Kudüs Haber Ajansı - KHA

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.