İsrail'in İran Politikası 'Bin Kesikle' Kaybediyor

Danny Citrinowicz’in atlanticcouncil.org adlı sitede kaleme aldığı “İSRAİL’İN İRAN POLİTİKASI ‘BİN KESİKLE’ KAYBEDİYOR” başlıklı yazıyı siz kıymetli okuyucularımız için çevirdik. 

20 Haziran 2022
İsrail'in İran Politikası 'Bin Kesikle' Kaybediyor

Geçtiğimiz haftalarda İsrail’in İran’ı hedef alan saldırılarının arttığı bildiriliyor. Ülkenin nükleer programını sabote edip nükleer bilim adamlarına suikast düzenlemeye odaklanan önceki hükümet stratejisinden farklı olarak, görünüşe göre şimdi hedef genişletilmiş ve füze programı ve insansız hava araçlarından sorumlu bilim adamları ve yetkililer ile İslam Devrimi Muhafızları Ordusu’na bağlı Kudüs Gücü’nün mensupları da buna dâhil edilmiş.

Eski bir Çin işkencesine atıfla “bin kez keserek öldürme” vaadine uygun davranan Başbakan Naftali Bennett (aralarında kıdemli DMO Kudüs Gücü komutanı Albay Sayyad Hudayi’yi hedef alan suikastın da bulunduğu) bu saldırıları açıkça kabul etmişti.

Bu hadise, siber saldırılar, 14 Şubat’ta gizli bir İHA deposuna yönelik saldırı, 24 Mayıs’ta füze geliştirmek için kullanılan önemli bir askeri bölgede bir mühendisin şüpheli ölümü ve uranyum zenginleştirmekten ve İHA geliştirmekten sorumlu iki bilim adamının 4 Haziran’da açıklanan ölümleri dâhil önceki diğer suikast ve sabotajlar gibi İsrail’e atfedildi.

7 Haziran’da Knessett Dış İşleri ve Savunma Komitesi’ne konuşan Bennett, bu olaylarda İsrail’in sorumluluğuna dair güçlü ipuçları verdi: “İran’ın art arda İsrail’e zarar verdiği, vekilleri aracılığıyla bölgemizde terör yaydığı ve zarar görmeden işin içinden çıktığı günler geride kaldı… Her yerde, her zaman faaliyetteyiz ve bunu sürdüreceğiz” sözleriyle adını kendisinin koyduğu Ahtapot Doktrini’ne atıf yapıyordu.

Onun açıklamaları, bu sözlerin İran’ın İsrail’den intikam motivasyonunu artıracağını ve şu zamanda sadece sessiz kalmanın daha iyi olduğunu iddia eden İsrailli kıdemli savunma yetkililerinin eleştirilerine maruz kaldı.

Yine de İsrail’in bu parlak başarıları Joe Biden yönetimini, Devrim Muhafızları Ordusu’nun Dışişleri Bakanlığı yabancı terör örgütleri listesinde kalması gerektiği konusunda ikna etmiş görünüyor. İsrail’in büyük takdirini kazanmış olan bu adım, İran’ın 2015 nükleer anlaşmasına uygun hareket etmeyi kabul etmesini oldukça zorlaştırıyor. Çok sayıda İsrailli eski yetkili, ABD’nin anlaşmadan çekilmesini bir hata olarak görse de, bu durum Kapsamlı Ortak Eylem Planı’na muhalefet eden İsrail’in resmi pozisyonuyla uyum gösteriyor.

Kenardan seyreden birisi için İsrail, İran rejimi saflarında kafa karışıklığı ve karmaşa yaratmada başarılı görünüyor. Ülke aynı zamanda İran’a karşı bir caydırıcılık oluşturdu ve bu da koalisyonun dağılma tehlikesinin yaşandığı bir dönemde içeride başbakanın güvenlikle ilgili imajını güçlendirdi.

Ancak 6 Haziran’da Viyana’da toplanan Uluslararası Atom Enerjisi Yönetim Kurulu sırasında ifşa olduğu gibi, İran’ın nükleer programı gerçeği İsrail’in ket vurma çabalarına karşın bu ülkenin bu alanda gerçekleştirdiği ilerlemenin derinliğini gözler önüne sermektedir. İran onlarca kilogram uranyumu yüzde 60 saflıkla zenginleştirmeye, Fordo’daki bir yeraltı tesisinde gelişmiş IR6 santrifüjleri kurmaya ve uranyum metali üretmeye devam ediyor. Tüm bu eylemler, İsrail’in hararetle karşı çıkıp Donald Trump’ın (İran anlaşmayı ihlal etmediği halde 2018’de anlaşmadan çekilmişti) görevde olduğu dönemde aleyhine başarılı bir lobi çalışması yaptığı Kapsamlı Ortak Eylem Planı olarak bilinen nükleer anlaşma tarafından yasaklanmıştı.

İran’ın açığa vurulmamış bölgelerde bulunan uranyumun – 8 Haziran’da Viyana’daki basit bir güvensizlik oylamasının konusuydu – kökenini açıklamayı başaramamasının Tahran’a karşı baskıyı artırma amacı olarak kullanılıp kullanılamayacağı da şüphelidir.

Bu gelişmeler karşısında İsrail bir taraftan gerçekçi olmayan bir “B Planına” güvenirken, sorgulamaya açık bir “sıfır zenginleştirme” talebi pozisyonunda kalmaktadır. Devam eden ekonomik yaptırımlar, bir sürü örtülü operasyon ve İran’ın nükleer tesislerini bombalama tehdidi ne ülkenin nükleer programını durdurmuş, ne de davranışını değiştirmiştir. Ve gelecekte de bunu başarabileceği şüphelidir.

Petrol sıkıntısı yaşayıp yaptırımları atlamaya hevesli bir dünyada artık Trump döneminin “azami baskı” kavramı işe yaramıyor. İran’ın mevcut yaptırımlar altındaki petrol ihracat gelirleri de bu gerçeği gösteriyor. İran’ın yaptırımları es geçmeyi benimsemesi bir yana, Ukrayna savaşı “yaptırımlara maruz kalanlar koalisyonunu” genişletti ve ABD’nin tehditlerine başkaldırmaya meraklı Rusya ve Çin’i de içine aldı. Biden yönetimi de mevcut benzin fiyatlarının yüksekliği karşısında daha fazla baskı yapmaya istekli değil. İran’ın Fars Körfezi’ndeki Arap komşuları da İran’ı köşeye itmekten korkuyor ve görünüşe göre, İran’a yaptırım uygulamaya hevesli değiller. Bu duruş Trump yönetiminin Birleşik Arap Emirlikleri’ni yaptırımların atlatılmasına göz yummakla açıkça suçlamasına sebep olmuştu.

İran’ın nükleer programına karşı “inandırıcı bir askeri tehdit” olduğu düşüncesi de yanlış. İran en son 2003 yılında gerçekten tehdit altında olduğunu hissetmişti. O zaman on binlerce ABD askeri Irak’ı istila etmiş ve diğerleri de Afganistan’da kaldığı için Tahran sıranın kendisinde olmasından korkmuştu. Daha fazla baskı yapan başka krizler ve ABD’nin Orta Doğu’daki askeri varlığını azaltma arzusu karşısında bu tür tehditleri tekrarlamak kolay değildir.

Yani İsrail parlak taktik başarıların keyfini çıkarırken, İran’ın gelişmiş bir nükleer programa sahip olmasını engelleme hedefine ulaşamamıştır.

İsrail dünyanın değiştiğini ve özellikle İran’ın nükleer programının ilerlediğini anlamadan on yıllık anlayışını hala sürdürüyor. Aslında İsrail’in politikasının temeli, İran’ın nükleer programı on yıl öncekinden farklı olsa da hala İran’ın nükleer yeteneklerinden koparılabileceği düşüncesine dayanıyor. İran özellikle zenginleştirme ve santrifüj üretimi alanları başta olmak üzere önemli teknolojik engelleri aşmayı başarmıştır. İran’ın bilgisi geniştir ve sayıları ortadan kaldırmak için çok fazla olan nükleer bilim adamlarının kafasında varlığını sürdürmektedir.

Daha da kötüsü, nükleer tesisler yarın mucizevi bir şekilde ortadan kaybolsa bile, İran ülkede mevcut teknolojik bilgi sayesinde birkaç ay içinde onları tekrar kurabilecektir. Ayrıca Şikago Konseyi’nin yaptığı bir araştırmaya göre, nükleer program İran’da desteğe sahiptir ve ülkenin lideri ya da rejim yarın değişse bile programın terk edilmesi pek muhtemel değildir.

Son olarak, İsrail’in meşhur “savaşlar arası savaşı” içinde ‘binlerce kesik’ stratejisi bölgesel meselelerde de uygulanıyor. Ancak İsrail’in Suriye ve Lübnan’a yönelik saldırıları İran’ın duruşunu değiştirmediği gibi Lübnan Hizbullahını da yok edemedi.

İran uluslararası toplum için bir problem olsa da İsrail İran’a karşı savaşta kendisini ön cepheye öyle bir attı ki İran’ın intikam girişimlerine maruz bir pozisyonda.

Bu veriler göz önüne alındığında, İsrail’in İran’a karşı kazandığı tek şey bir Pirus zaferi. İsrail saldırılarının yaptığı şey en iyi ihtimalle programı yavaşlatmak iken, en kötü ihtimalle de İran’ı daha hızlı hareket etmeye teşvik etmektir. İsrail yeniden bir hesap yapmak ve İran’ın nükleer programının mevcut durumuyla uyumlu yeni bir strateji belirlemek zorundadır. Bu strateji aynı zamanda İsrail’i uluslararası kamuoyunun görüşü üzerinde daha etkili yapmalıdır.

Uzun lafın kısası, İsrail taktik başarıları yığarken İran stratejisinde başarısızlığa uğramaktadır. İsrailli kıdemli yetkililerin açıklamalarıyla sahadaki gerçeklik arasında bir uçurum vardır. Çok geç olmadan İran’ın nükleer programının durumunu göz önünde bulunduran dengeli bir politika benimsenmelidir. İsrailli yetkililer İran’ı köşeye itmenin ve iki ülke arasındaki caydırıcılık denklemini değiştirmenin Tahran’dan keskin karşılıklar bulacağını ve bunun da bölgesel bir çatışmayla sonuçlanacağını unutmamalıdır.

Kudüs Haber Ajansı - KHA

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.