Kudüs Haber Ajansı - KHA | kudushaber.com.tr

Netanyahu Sonrası İsrail'in Geleceği

Hasan Lâfî tarafından almayadeen.net adlı internet sitesinde kaleme alınan “KİMLİK ÇATIŞMASI VE TEOKRASİ TEHLİKESİ DÜZLEMİNDE NETANYAHU VE SONRASI ARASINDAKİ “İSRAİL” başlıklı yazıyı siz kıymetli okuyucularımız için çevirdik. 

04 Nisan 2025
Netanyahu Sonrası İsrail'in Geleceği

Başbakan Binyamin Netanyahu’nun İsrail'in artan iç krizlerini geçici olarak kontrol altına almada gösterdiği başarı, İsrail’in istikrarını koruyacağı anlamına gelmiyor. Bilakis şu anda gelecekte İsrail’i, sahip olduğu formu ve doğasını kesinlikle etkileyecek uzun vadeli bir yapısal dönüşüme tanıklık ediyor olabiliriz. Mevcut krizler, iki akım arasındaki derin iç çatışmanın bir dışa vurumundan başka bir şey değil:

  1. Netanyahu’nun hem kişisel hem de siyasi çıkarlarının önünü açmış olan laik milliyetçi sağla (Likud Partisi yörüngesindekilerle) ittifak halinde, hiçbir liberal (demokratik) varlığın bulunmadığı dindar bir “yeni İsrail” isteyen aşırı milliyetçi dindar sağ.
  2. Netanyahu’yu yozlaşmış bir figür olarak gören ve ona öfkelenen laik sağdakilerle beraber İsrail solunun kalıntıları ile ittifak halinde ve artık merkezci hareket olarak adlandırılan liberal hareket. Bu hareket, David Ben-Gurion tarafından kurulan eski “İsrail”i temsil ediyor ve onun eski siyasi biçimini korumaya çalışıyor.

Netanyahu, kişiliği, manevra kabiliyeti, İsrail kamuoyunun ruh halini derinlemesine anlaması ve hem politikacılar hem de toplum olarak Amerikalılarla kurduğu güçlü bağlar sayesinde, bu kutuplaşma arasında dengeyi sağlıyor ve iki akım arasındaki ritmi kontrol etme becerisi sayesinde krizleri yönetmede ve kontrolden çıkmasını önlemede önemli bir etken oluyor. Netanyahu, son krizlere rağmen, zekâsı ve tecrübesiyle, iki taraf arasında köprüleri atmadı. Yapılan analizler, onun iç krizleri aşabileceğini ve iktidarda kalabileceğini göstermekte. Bunun en önemli nedenleri ise şunlar:

  1.  Partilerin ve liderlerinin bencilliği:

Her bir muhalefet lideri, Netanyahu’ya karşı birleşik bir cephe oluşturmak yerine kendi kişisel çıkarlarının peşinde koşuyor.

Netanyahu bu bölünmüşlüğü kullanıyor ve onları sürekli “ulusal güvenlik” kartını oynayarak aldatıyor.

  1.  Siyasi kültürün ve toplumsal farkındalığın çöküşü:

Netanyahu, akademik ve sol elitlere karşı düşmanca bir ortam meydana getirmeyi başardı; bu da İsrail halkının entelektüel ve bilimsel yönü olan liderlere karşı kayıtsız kalmasına, hatta onları “hain” veya “zayıf” olarak görmesine yol açtı.

Dolayısıyla bu durum, aşırı sağcı, özellikle de dinci hareketlere karşı halk meşruiyetine sahip yeni liderlerin ortaya çıkma şansını azalttı.

  1.  Generallerin ve askeri kurumun etkisinin zayıflatılması:

Ordu, İsrail siyasetinde her zaman etkili olmuştu. Ne var ki Netanyahu, emekli generallerin siyasete doğrudan girmelerini yasaklayan bir yasa çıkararak ordu mensuplarının elindeki güçlü bir kartı almış oldu. Bu durum, onların görevden ayrıldıkları andan itibaren halk nezdindeki nüfuzlarını kaybetmelerine yol açtı. Ayrıca Netanyahu, 7 Ekim “felaketini”, ordunun yapısında köklü değişiklikler yapmak için kullandı; orduyu siyasi kademeye daha bağımlı hale getirdi ve kritik karar alma sürecindeki rolünü zayıflattı.

Sonuç

İsrail’de muhalefet parçalanmış, seçkinler gücünü kaybetmiş ve generaller oyun dışında kalmış durumda; bu da Netanyahu’nun şu anda gerçek bir tehdit ile karşı karşıya olmadığı anlamına geliyor. 

Halihazırdaki atmosfer Netanyahu’ya, dinsel-milliyetçi “Yeni İsrail” projesini etkili bir direnişle karşılaşmadan hayata geçirme noktasında büyük bir imkân tanıyor. Ancak bu projenin sadece Netanyahu döneminde hayata geçirilmesi mümkün değil. Gerekli yasaları çıkarabilse bile, bunların İsrail siyasal ve toplumsal sistemi içinde yerleşik normlar ve kabul görmüş ilkeler haline gelip devamlılık kazanması uzun zaman alacaktır. Dolayısıyla şu önemli soru gündeme geliyor: Netanyahu düşerse ya da siyasi kariyeri sona ererse, onun yerine kim geçecek? Aşırı sağ hareketin içinde aynı beceriyle dengeyi sağlayabilecek başka bir isim var mı?

Şu hâlde Netanyahu’nun yerini kendisi gibi bir şahsiyet doldurmazsa “İsrail”in geleceği onun ardından tehlikeli senaryolara açık olacaktır:

  1. Liderlik konusunda iç mücadelelere yol açabilecek biçimde sağın kendi içindeki siyasi dengesi bozulabilir.
  2. Liberal laik hareketle daha fazla kopuşa ve yargısal ve ekonomik kurumlarla daha derin bir çatışmaya yol açabilecek şekilde aşırı dinci güçlerin etkisi artabilir.
  3. Özellikle rejimin ve devletin doğasına ilişkin bölünmeler devam ederse, daha geniş çaplı bir siyasi parçalanma olasılığı var ki bu durum İsrail içinde kitlesel protestoları veya hatta şiddetli çatışmaları (kardeşler arasındaki savaşı) tetikleyebilir.

Dolayısıyla liberal Siyonist hareketin, İsrail’in iç krizlerinin Netanyahu’nun devrilmesiyle sona ereceği yönündeki hipotezi şüpheli bir hipotezdir. Kriz, Netanyahu’nun devrilmesiyle sona ermeyecek; aksine özelde İsrail sağı içinde ve genel olarak İsrail toplumu içinde aşırı dinci Siyonist hareketin giderek artan gücü ve özellikle İsrail sağının liderliğinin laik sağcı Likud partisinden dinci Siyonist partilere devredilmesine dair olasılık göz önüne alındığında Netanyahu’nun devrilmesi, İsrail’in kimliği konusunda kimsenin kontrol edemediği daha derin bir çatışmanın kapısını açacaktır. Dini Siyonizm’in liderlerinden biri olan eski Başbakan Naftali Bennet’in, yeni bir parti kurması halinde Netanyahu’nun önüne geçeceğini gösteren kamuoyu yoklamaları, İsrail halkının Netanyahu’dan daha sağcı, daha aşırı, dini Siyonizme daha yakın, ancak Netanyahu’dan daha az yozlaşmış bir alternatif istediğini gösteriyor.

Bununla birlikte “ulusal din devleti” olma yolunda ilerleyen yeni “İsrail”, birkaç nedenden ötürü başarısızlığa namzettir. Bu nedenlerin en önemlileri ise şunlardır:

  1. Dini hareket, Araplarla ve bölgeyle siyasi çözümlere inanmıyor, tamamen dini saiklerle sorunları çözmek için toprak işgalini ve militarizmi kutsallaştırmaya dayanıyor.

Binaenaleyh böylesi bir yaklaşım, “İsrail”i herkesle sürekli bir çatışma durumunda bırakacak ki bu durumdan İsrail toplumunun dayanıklılığı içten, çeşitli şekillerde olumsuz etkilenecektir:

- Orduya katılmayı reddeden Harediler (ultra-Ortodoks dindar akım) sebebiyle orduda görev alan laik ve milliyetçi akımlar üzerindeki baskı artacak.

- Askeriye, yerleşimler ve toprak işgallerine ayrılan bütçe önemli oranlara ulaşacak, belki de İsrail’in gayri safi yurt içi hasılasının % 40’ını aşacak. Refah ve kalkınma oranlarında düşüş yaşanacak ve İsrail, Avrupa veya ABD ülkeleriyle karşılaştırıldığında Yahudi göçü ve hatta ikameti için istenmeyen bir devlet haline gelecek ki neticede İsrail’in dünyadaki Yahudiler için güvenli ve rahat bir devlet olmasını amaçlayan Siyonist projenin temeli yıkılacak.

  1. İsrail’in Batı ile ilişkileri bağlamında gelecekteki “din devleti”nde Yahudi demokrasisinin bulunmaması, İsrail’e demokratik Batı ile paylaştığı değerleri kaybettirecektir. İsrail’in bölgeyle girdiği mücadelede katliamların artmasıyla durum daha da kötüleşecek, sonuç olarak İsrail, Holokost’tan sonra Batı’da kazandığı manevi dayanışmayı ve Ortadoğu’da tek demokrasi olduğu iddiasını kaybedecektir.
  2. “Tevrat temelli halakha (Yahudi yasası) devleti” olan İsrail ile “dünya çapında, özellikle Ortadoğu’da çıkarlara sahip laik, liberal” Amerika arasındaki siyasete ve maslahata dair uçurumlar göz önüne alındığında, Amerikan desteği sınırsız kalmayacaktır. Evet, Amerika’daki İsrail lobisi güçlüdür; ama Amerika’nın kendi stratejik çıkarlarından daha güçlü değildir.

Dolayısıyla İsrail, dışarıdan alacağı darbelerle yenilgiye uğramadan önce, içeriden parçalanmasına sebebiyet verecek içten bir patlama noktasına ulaşacaktır.

Kudüs Haber Ajansı - KHA

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.