Düşmanın Hesaplamadığı Bir Risk Doğabilir

Yahya Debbuk tarafından al-akhbar.com adlı internet sitesinde yayımlanan “SAVAŞ İLE SAVAŞ DIŞI KALMAK ARASINDA BİR YARIŞ… DÜŞMANIN KARŞI KARŞIYA GELME TEMPOSUNU ARTIRMASI, HESAPLANMAMIŞ BİR RİSK OLUŞTURABİLİR…” başlıklı yazıyı Muhammed Yaşar, siz kıymetli okuyucularımız için çevirdi. 

29 Şubat 2024
Düşmanın Hesaplamadığı Bir Risk Doğabilir

Gazze Şeridi’ndeki kara operasyonu sona ermek üzere ve yerinden edilenleri işgal altındaki Filistin’in kuzeyindeki yerleşim yerlerine geri döndürecek “herhangi bir çözüm” için savaş, tehditler ve eylemler yoluyla baskı düzeyinin artırılmasına paralel olarak Siyonist düşmanın kuzeye, Lübnan sınırına bakmasına olanak tanıyan daha az yoğun bir çatışma aşamasına girmeye yüz tutmuş durumda.

Düşmanın üzerinde çalıştığı denklem özetle şöyle: Diplomatik bir çözüm ya da bu çözüme giden bir savaş. Tehdit denklemi mevcut savaş dışı kalma aşamasına hizmet etse de ve Hizbullah ve çevresi üzerinde baskı oluştursa da bu tehditler, Lübnan’daki İslami Direniş’in, İsrail’in taleplerine boyun eğmemesi durumunda illaki savaşın çıkacağı anlamına gelmiyor. Bu iki durum birbirinden farklılık arz etmekte.

İsrail’in kararının şu anda gerekçelerden ziyade engellerle çevrelendiği açık ve bu durum, çatışmanın şu anki nisbi sınırlı halinden daha kapsamlı bir çatışma ve tam teşekküllü bir savaşa dönüşmesini engellemekte. İsrail, yerleşimcilerin kuzeye dönmesine izin veren ve kendilerini emniyette hissetmelerini sağlayacak ve başka bir Aksa Tufanı ile karşılaşmayacakları konusunda güvence verecek diplomatik bir çözüm istediğini söylerken yalan söylemiyor.

Ancak birbiriyle örtüşse ve biri diğerine hizmet etse de iki gerçekliğin birbirinden ayrılması gerekir: Şu anda var olan savaş dışı kalma gerçeği ve Tel Aviv’in tehdidini yaptığı kapsamlı savaş gerçeği. Zira savaş dışı aşamada söylenen ve yapılan her şey öncelikle bu aşamanın hedeflerine hizmet eder yani çatışmanın büyüyüp kapsamlı bir savaşa dönüşmesini engeller, aynı zamanda yerleşimcilerin daha sonra geri döndürülmesi için istenilen çözüme hizmet edecek şekilde bundan maksimum düzeyde yararlanılır. Hizbullah’ın boyun eğmemesi halinde Siyonist düşmanın açıklama ve aldığı tavırlarla yaklaştığını işaret ettiği savaşın tasavvur edilen gerçekliğine gelince pratik bir öncül olmadan, tasavvur ve teorik olasılık alanında kalmakta. Tam da burada açıklığa kavuşması gereken birçok soru akla gelir:

- Neden İsrail, üst düzey yetkililerinin diliyle çözüm için net hedefler koyarak kendini alenen bağlayacak bir taahhütten kaçınıyor? Ve neden yerleşimcileri geri getirecek “herhangi bir çözümden” söz etmekle yetiniyor?

- Birinci dereceden yetkililerin kendilerini önceden dile getirilmiş taleplere sınırlandırmak istemediğini düşündürecek biçimde neden Hizbullah’ın Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesi veya 2000 öncesi güvenlik kuşağı gibi diplomatik çözümler sadece sızıntılar üzerinden öneriliyor da resmi söylem ayrıntıya girmeden diplomatik “bir çözüm” üzerinde yoğunlaşıyor? 

- Tel Aviv ve arabulucuları, Hizbullah’ın, Gazze’deki savaş durmadan bir çözüm olmayacağı taahhüdüne boyun eğerken Siyonist varlık, birinci seçenek netleşmezse ikincisine hazır olduğunu ima ederek diplomatik çözüm ile askeri çözüm arasında bir tercih yapılmasını aynı anda nasıl talep ediyor?

- Hizbullah’ın, iki seçenek arasında bir tercih yapmasının istenmesiyle, Tel Aviv’in kara ve denizdeki ihtilaflı noktalar da dahil olmak üzere sınırlar hususunda geri adım atma, hatta Şeb’a Çiftlikleri’nin aidiyetine ilişkin müzakereleri kabul edip oradan çekilme ve daha ötesi hava ihlallerinden kaçınmaya hazır olması nasıl birbiriyle örtüşüyor?

İki seçenek arasındaki tercih başlangıçta düşünüldüğünün berisinde kusurlu bir hale mi geldi ve artık karşılıklı ve dengeli tavizlerin olduğu diplomatik bir seçeneğe mi dönüştü? Aksi takdirde sınırları belli olmayan bir askeri çözüm mü ortaya çıkıyor? Durum böyleyse, çözümün varlığına dair işaretler, çözüm amaçlı bir savaşa işaret eden işaretlerden çok daha yüksek.

Geçtiğimiz 7 Ekim’den bu yana İsrail’in kendi içinde yaptığı müzakerelerin gidişatı dikkat çekiciydi ve hala da dikkat çekici halini koruyor. İlk olarak Hizbullah’ın Güney Lübnan’dan kayıtsız şartsız tamamen çekilmesini şart koştu, ardından güney Litani’den ve ardından (2000’den önceki) güvenlik kuşağı bölgesinden çekilme talebini kabul etti ve nihayetinde direniş üyelerinin aynı zamanda sivil yönlerinin bulunmasından ötürü köylerini terk edemeyecekleri ve askeri alanlar, merkezler ile sivil hizmet, örgüt alanları ve diğerleri arasındaki ayrımın yapılmasına varıldı.

Bütün bunlar, Hizbullah’tan herhangi bir tepki gelmeksizin, İsrail’in, sızıntılar ve basında çıkan haberler yoluyla kendi içinde yürüttüğü “müzakerelerde” ortaya çıktı. Aracılar vasıtasıyla kısa mesajlar gönderdiğinde bile yalnızca resmi bir yanıt geldi: Gazze’deki savaş durmadan çözümle ilgili bir müzakere olmayacak.

Bu, savaşın ortadan kalktığı anlamına mı geliyor? Cevap çok büyük bir “hayır”; sadece Siyonist düşmanın saldırgan kimliği nedeniyle değil, aynı zamanda bu seferki çatışma İsrail’in, kapsamlı bir savaş yürütmeden bile Hizbullah’ı, hatta müttefiklerini ve ona yakın olanları istenilen “bir çözüm” netleşmediği sürece savaşa başvurma mevzuunda ciddi olduğunu ifade eden taleplerine dayandığı için. Dolayısıyla mevcut durum Tel Aviv’i çatışmanın seviyesini bir ya da daha fazla derece yükseltmeye itebilir ve Hizbullah’a gerilimi tırmandırmaktan başka bir şey kalmayabilir. Nihayetinde de kapsamlı bir savaşa ya çok yaklaşılır ya da böylesi bir savaşa girilmiş olur.

Bir şekilde İsrail’in bu aşamada sahadaki tehditleri ve eylemleri, aşırı seçeneklere yönelik tehditler de dahil olmak üzere, “bir tür diplomatik çözüme” ulaşma talebine hizmet ediyor. Topyekûn savaşa gelince, birçoğu henüz oluşma aşamasında olan veya henüz oluşmaya başlamamış öncüller mevzu bahis. Ancak İsrail’in başkaları bir “çözüm” bulmadığı sürece topyekûn savaşa başlayacağı yönündeki eylemsel ve saha yollu iması, topyekûn bir savaşın başlangıcı sayılacak çatışmanın temposunu önemli ölçüde artırmaya zorlayabilir ve Tel Aviv için iyi hesaplanmamış bir durum oluşturabilir. Tüm bunlarla birlikte Siyonist düşmanın karar mercii, yerleşimcilerin geri dönüşünün İsrail’in baskı kurma sisteminde bir dönüm noktası olduğunun farkında. Şöyle ki düşman, geri dönüşten sonra yüksek etkili baskı kartlarına sahip olmayacak ve en olası değerlendirmeye göre seviye ve etki açısından eskisinden daha büyük bir karşılıklı caydırıcılık durumu meydana gelecek. Bu da İsrail’in, çözüm ve yerleşimcilerin yerleşimlerinde karar kılması sonrasındaki aşamada olası karşılıklı anlaşmalar ve tavizler için pencere kapanmadan önce halihazırda mümkün olduğu kadar çok şey isteme konusundaki “büyük gayretini” açıklıyor.

Kudüs Haber Ajansı - KHA

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.