• 06 Ağustos 2020 22:33
article

SEYYİD NASRALLLAH ŞEHİD SÜLEYMANİ'Yİ ANLATIYOR (4)

Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, Amerikan saldırısında şehid olan Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'yi anlattı.

Hac Kasım bizzat Bağdat’a gitti. Yanında da bir grup Devrim Muhafızları komutanları vardı. Iraklı kardeşlerle ve kadim ve daimi ilişkilerinin olduğu direniş gruplarıyla iletişim kurdu. O bizzat meydana inip ilk çatışmalarda en önde olan kişidir. 
 
Bağdat ile Samarra arasındaki yolda gerçekleşen olay bilinmektedir. O olayda Hac Kasım Süleymani ve onunla birlikte olan kardeşleş öldürülmek üzereydiler. Bundan birkaç gün sonra Ayetullah el uzma Seyyid Ali es-Sistani’nin cihad konusunda meşhur ve tarihi fetvası oldu. Sonrasında gönüllülük üzerine Iraklılar cephelere yöneldiler. 
 
Hac Kasım o süreçte Bağdat’tan Şam Havalimanı’na, oradan da Beyrut’a, Dahiyye’ye geldi. Gece 12’de benim yanıma ulaştı. Bana dedi ki; şafağın çıkmasıyla sizden, Lübnanlılardan 120 operasyon komutanı istiyorum. 
 
‘Hacı saat gecenin 12’si, sana 120 operasyon komutanını nereden getireyim’ dedim. ‘Başka bir çözüm yok’ dedi. ‘Eğer IŞİD’e karşı mücadele edeceksek, Irak halkını savunacaksak, mukaddes türbe ve mekanlarımızı, ilmi havzalarımızı ve Irak’ta var olan tüm bu durumları koruyacaksak başka bir seçeneğimiz yok’ dedi.
 
‘Ben sizden savaşçı istemiyorum. Ben sizden operasyon komutanları istiyorum’ dedi. Bu sebeple konuşmamda 22 yıllık Hac Kasım Süleymani ile ilişkilerimiz sürecinde o bizden hiçbir şey istemedi. İran için dahi bizden bir şey istemedi. Bizden sadece bir kere istedi, o da Irak içindi. Bu saha komutanlarını istemesiydi.
 
Yanımda kaldı. Biz de kardeşleri tek tek aradık. O zaman 60’a yakın saha komutanını hazırladık. Bazıları Suriye’de cephede olan kardeşlerdendi. Onlara Şam Havalimanı’na gidin dedik. Bazı kardeşlerimiz de Lübnan’daydı, onları uykularından uyandırıp evlerinden getirdik. Çünkü Hac Kasım, ‘ben onları sabah namazından sonra kendimle birlikte aynı uçakta götürmek istiyorum’ dedi.
 
Sabah namazını kılıp Şam Havalimanı’na yöneldi. Hac Kasım, Şam Havalimanı’ndan ayrıldığında 50’den 60’a kadar veya daha fazla Hizbullah’ın Lübnanlı saha komutanları onunla birlikte Irak’taki cephelere gitti. 
 
‘Savaşçı istemiyorum. Elhamdulilllah Irak’ta savaşçı, gönüllü çok… Ancak bu savaşçıları idare edecek komutanlara ihtiyacım var’ dedi. Aynı şekilde tecrübe, uzmanlık ve eğitim taşımak için…
 
Ve Hac Kasım benden 2 veya 3 gün içerisinde geri kalan komutanları da göndereceğime dair söz almadan gitmedi. Tabi o gece bildim ki, Hac Kasım nezdinde tüm dünya Irak’tır. Ve o savaştır. O, bu savaşta fanileşmişti. Bu savaşın belirleyici bir savaş olduğunu ve asla gevşek davranılmaması gerektiğini düşünüyordu. Savaşmak için hazırdı.
 
Ona dedim ki, ‘Hacı kardeşler bana haber verdiler ki, Bağdat – Samarra yolunda sende savaşçılarla birlikteymişsin. Bu tehlikeli… Dedi ki; ‘Başka seçenek yoktu.’ 
 
‘Benim yürümem gerekiyordu ki diğerleri de yürüsün. Vakit gerçekten çok dar, hesaplar yaparak savaşamayız’ dedi. Irak’ta yaşananlardan çok etkilenmişti. Irak’ta Irak halkının, mukaddes mekanların, ilim havzalarının kurtuluşu ve bu tehlikenin Irak’tan, İran’dan ve bütün bölgeden uzaklaştırılması için bin kere savaşmaya hazırdı.
 
Hepimiz biliyoruz ki, IŞİD, Irak’ı kontrol altına alsaydı, bu İran İslam Cumhuriyeti ve tüm bölgeyi tehdit edecekti. Ancak IŞİD tehlikesinin ilk bedelini ödeyen Irak halkı olmuş olacaktı.
 
-Hac Ebu Mehdi Mühendisi ne zaman tanıdınız? İlk olarak nerede karşılaştınız? Bu görüşmeden bir şeyler hatırlıyor musunuz?
 
Ben Hac Ebu Mehdi’yi 90’lı yılların başlarında tanıdım. 1991 ve 92’den sonra… Bundan önce tanışmamıştık. Kuveyt’teydi o zaman. İlk görüşmemiz Tahran’da oldu. O Bedir Güçleri’nin büyük komutanlarındandı. Sonrasında bunun ismi Bedir Hareketi oldu. 
 
Hızlı bir şekilde aramızda muhabbet, sevgi ve hürmet ilişkisi gelişti. Onun Lübnan’daki kardeşlerle güzel ilişkileri vardı. Seyyid Zülfikar’la, Hac İmad Muğniye ile özellikle ve diğer kardeşlerle… Bu ilişkiler Hac Kasım, Kudüs Gücü Komutanı olmasının ardından gelişti. 
 
Çünkü o Irak’taki konumundaydı ve Hac Kasım’la ilişki içerisindeydi. Bizim de Hac Kasım ile ilişkimiz vardı. Bu, aramızdaki iletişim ve ilişkileri çoğalttı. Ancak bu ilişkiler son senelerde Irak’ta yaşananlardan ötürü daha da güçlendi. Yani IŞİD’e karşı savaş sürecinde, kardeşlerimizin Haşdi Şabi ve direniş gruplarına yardım etmek için Irak’a gitmesiyle güçlendi. Kardeşlerimiz Ebu Mehdi ile daima irtibat halindeydiler. O da defalarca Lübnan’a geldi, ben ve o görüştük. Hatta şehit olmadan 3 ay veya daha az bir zaman önce o Lübnan’ı ziyaret etmişti. Ziyaretlerinden birinde o ve ailesi birlikte geldiler.
 
Onunla şehit olmadan birkaç ay önceki son görüşmemizde, saatlerce oturup Irak’taki durumu konuştuk. Sahayı, askeri gelişmeleri ve Haşdi Şabi’nin Irak halkının hakiki müdafii olarak nasıl güçlendirilebileceğini değerlendirdik. O aramızdaki sağlam ilişkinin de neticesinde bana diyodu ki; ‘IŞİD askeri açıdan bitti. Irak’ta sadece bazı hücreleri var. Onları da bitireceğiz inşallah. Ancak ben IŞİD’e karşı savaşın bitip benim de hayatta kalmamdan korkuyorum’ diyordu. Ellerini sakallarına sürüyor ve ‘sakalım ve saçımın tümü beyazladı. Tüm bu ömrümden sonra yatağımda ölmekten gerçekten korkuyorum’ diyordu. 
 
‘Senden ısrarla, beni şehadetle rızıklandırması için Allah’a dua etmeni istiyorum’ diyordu. Tabii biz Rehber’i taklit ederek, ona ‘Allah’ın senin şehadetini erkenden nasip etmesini istemiyorum. Senin akıbetinin şehadet olması için dua ediyorum’ diyordum. ‘Bir kişi Rehber’den kendisine şehadet için dua etmesini istediğinde, ona şehadetin erken olması için dua etmezdi. O kişinin akıbetinin şehadet olması için dua ederdi. Bazen de mizahla birlikte, inşallah 80 yıl sonra derdi. Önemli olan akıbetinin şehadet olması…  Ebu Mehdi’ye, sen de bana ve diğer kardeşlere dua et diyordum. Bu son görüşmemizdi. 
Aynı şekilde Hac Ebu Mehdi’yi yüksek derecede ihlasa sahip bir insan, vefalı, mütedeyyin, sorumlu, hakiki mücahit tanıyoruz.
Subhanallah, onunla Hac Kasım Süleymani’nin birçok ortak vasfı vardı. Bu, onların arasındaki özel ilişkinin bir nedeniydi. 
 
Irak’taki savaş, Hac Kasım’ı savaş meydanında daha çok var olmaya mecbur bıraktı. O, zaruri olan her mekanda ön saflarda olurdu. Onu farklı zamanlarda keşif operasyonlarında önümüzde gördük. Bu onun hayatı için tehlike arz etmiyor muydu? 
 
Tabii, her zaman tehlikedeydi. Tehlike büyüktü. Ön sıralar ve Irak ile Suriye’de bulunduğu savaş meydanları dolayısıyla daima tehlike çemberindeydi. O daima savaşın arka sıralarında bulunmayı reddediyordu. Öne gidiyor ve gözleriyle müşahede etmek istiyor, canlı olarak değerlendirmek, ön sıralardaki savaşçılarla iletişimde olmak, onların yanında olmak istiyordu. Onun yolu buydu.
 
Tabii onunla daima bunu tartışırdık. Bunu sadece şehadete aşık olduğu için yapmazdı. Bazıları Hac Kasım şehit olmak istiyor, katilini teftiş etmek istiyor, bu nedenle savaş meydanına gidiyor diyorlardı. Bu, doğru ve dakik bir düşünce değildir. Çünkü o omuzlarında şer’i bir sorumluluğunun olduğunu ve faydasız bir şekilde kendisini ölüme arz etmesinin caiz olmadığını biliyordu. 
 
Hac Kasım’ın bir bakışı vardı. Irak ve Suriye’deki bu savaşın büyük bir sebata, yüksek bir şecaate, cephelerde sağlam duruşa ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Bu doğruydu. Bu durum arakadan savaşı idare etmekle gerçekleşmez. Hac Kasım Süleymani seviyesindeki bir komutanın cephelerde hazır oluşu manevi ve ruhi bir sebat veriyordu. Hac Kasım’ın o cepheden diğer cepheye gidip gelmesi savaşçılara sebat, sağlam duruş ve karşılaştıkları tüm zorluklara göğüs germeleri için muazzam bir güç veriyordu. 
 
Buna ilaveten başka faydaları da vardı. Onu meydan meydanlardaki verilere daha yakın bir komutan yapıyordu. Ancak şuna inanıyorum ki bunu onla konuşur ve ondan da işitirdim; Ruhi ve duygusal boyut onun görüşüne göre çok önemliydi. Bu doğrudur. 
 
Onun video görüntülerini izleyebilirsiniz, Hac Kasım ön saflarda ve siperlerde savaşan gençlerle nasıl muamelede bulunurdu? Ona sarılıyorlar, elini öpüyorlar, ağlıyorlar ve kucaklıyorlardı. Bu duygusal yakınlık çok önemliydi. Bu nedenle savaşçılarla Hac Kasım arasında sevgi, muhabbet ve aşk ilişkisi oluşmuştu. Eğer savaşları arkadan yönetseydi bu olmayacaktı. Bu sevginin nedeni birebir ön cephelerde olmasıydı. 
 
Sonrasında Hac Kasım’ın görüntüleri medya organlarında ve sosyal medyada açığa çıkınca onunla konuştum. Dedim ki: ‘Hacı bu tehlikeli bir şey…’ O, bunu kasten yapmıyordu. O ön cephelere gidip kendisinin görüntülerini kaydetsin diye yanında kamera götürmüyordu. Orada bulunanlar Hac Kasım’ın görüntülerini çekip sosyal medyada yayınlıyorlardı. Ki her cephede bulunanların yanında telefonlar var. O da, ‘bu gençler ön saflarda savaşıyorlar. Kanlarını avuçlarında taşıyorlar, ölüme hazırlar. Ben onlardan telefonlarını alıp beni çekmeyin, bu benim için tehlike teşkil ediyor demeye utanıyorum’ derdi. Onları serbest bırakıyordu. Hac Kasım’la ilgili yayınlanan görüntüleri o ve Kudüs Gücü yayınlamadı. Bunları ön cephelerde savaşanlar yayınladılar. Onun ziyaretini ve aralarında bulunuşunu görüntüye alıyorlardı ve bunlar yayıldı.
 
Onlar tehlikenin ön cephesindeydiler. Onlara görüntülerimi çekmeyin demekten utanıyordu. Bu, medyada son senelere çokça konu edilmesinin gerçek sebebiydi. 
 
Suriye ve Irak’ta tekfirci IŞİD projesinin hezimete uğramasının ardından, Hac Kasım ve Ebu Mehdi ile ortak görüşmeniz oldu mu?
 
Evet, ortak görüşmemiz oldu, bu fotoğraf da (Kasım Süleymani ve Ebu Mehdi Mühendis’in sarılarak çekilmiş fotoğrafını gösteriyor) burada, yanımızda, Dahiye’de çekildi. Tablodaki diğer fotoğrafları ise kardeşler montaj yaptı. Benim ofisimde oturuyorlardı ve birlikteydik. Bizim üçümüzün birlikte olduğu fotoğrafımız da var. Tabii uzun bir görüşmemiz oldu. Görüşmemizin amacı Irak’taki gelişmeleri gözden geçirmekti. Ve bizden istenen nedir, biz gelecek aşamada nasıl yardımcı olabiliriz? Bunu konuşuyorduk.
 
Ayrıca, İsrail’in Lübnan’a veya bölgeye saldırması durumunda Iraklı kardeşlerin savaşa destekte yardımı nasıl mümkün olabilir? Bunu da konuştuk. 
 
Hac Kasım ile son görüşmeniz ne zaman oldu?
 
Çarşamba günü oldu. O Cuma gününün fecr sabahında veya Cuma gününün seherinde şehit oldu. Çarşamba günü burada, Beyrut’taydı. Çarşamba günü İkindi vakti saatlerce birlikte oturduk, birlikte Akşam namazını kıldık. Sonra benimle vedalaştı ve Şam’a gitti.
 
Tabii onun Lübnan’a gelmesi plan dahilinde değildi. İki hafta öncesinde Lübnan’daydı. Lübnan’a gelmesi için hiçbir ihtiyaç yoktu. Pazartesi günü yani bize gelmeden iki gün önce burada Hac Kasım ile sürekli iletişimde olan sorumlu kardeşe sordum. ‘Hac Kasım ne durumda? Şimdi nerede? Tahran’da mı, Bağdat’ta mı diye sordum. Bana dedi ki; ‘bugün onunla konuştum ve Lübnan’a, yanımıza gelecek misin dedim, Hayır dedi.’
 
Hac Kasım, ‘Kısa bir süre önce sizin yanınızdaydım. Ben meşgulüm, Irak’a gitmek istiyorum’ demiş, Salı günü akşam ise, bizimle iletişim kurdular ve dediler ki, Hac Kasım gece yarısı Şam’a varmış. Şam’da uyuyacak ve yarın Beyrut’a gelecek. 
 
Tabi garipsedim. O iki veya üç hafta önce buradaydı. Ve Irak’taki son gelişmelerle çok meşguldü. Çarşamba günü ikindi vakti görüştük. Oturduk, ona akşam randevularım var, onları iptal edeyim mi dedim. Hayır dedi. 
 
Genelde biz Akşam namazından sonra görüşürdük. Birlikte namaz kılardık ve 6-7 saat otururduk. Senin vaktini almayacağım, vakte ihtiyacım yok dedi. Sadece seni görmek için geldim, işim yok dedi. Bahsedeceğimiz bir konu da yok, birkaç hafta önce buradaydım dedi. 1 saat boyunca oturur, konuşuruz dedi. 
 
Tabii geldi ve oturduk. Özel bir konu yoktu, şaşırdım. Niye Dahiye’ye geldi diye düşündüm. Niye kendine zahmet verip geldin dedim. Hayır, ben sadece sizi görmeye geldim dedi. Durumları, bazı eksiklikleri, bazı ihtiyaçlarımızı sordu. Tabi bazı zorluklar vardı, onların çözümü için bazen aydan aya yardımcı oluyordu. O, 4 ayın sorunu tek seferde çözdü. Rahat olun, mutmain olun, hiçbir sorun yok diyordu. Özel bir konu yoktu yani, konuştuk, şakalaştık.
 
Hacı Kasım bu defa çok rahattı, çok mutluydu. Ama başka mekanlarda çok da derdi vardı. Çok şakalaşıyordu, çok gülüyordu. Parlaktı. Yani acayipti. Onun için korktum. 
 
Birkaç hafta önceki görüşmemizde, ona dedim ki, ‘Hacı Amerika’da medyada sana çok odaklanmışlar. Yanımda bir derginin nüshası vardı. Hacı’nın fotoğrafı o derginin kapağındaydı. ABD’deki en önemli dergilerden biri… Dergideki makalenin başlığı şöyleydi; ‘Alternatifi olmayan general’
 
Medyanın odaklanması, ABD’de iyi bilen bazı dostlarımız, bu suikast operasyonlarının mukaddimesidir diyorlar, ihtiyatlı olman lazım dedim. Tabii biliyorsun o gülüyordu. Eğer yaparlarsa, bu iyi bir şey diyordu.
Gece burada kal dedim. Hayır, gece Şam’a dönmek istiyorum dedi. Şam’daki kardeşleri göreceğim ve yarın Bağdat’a gideceğim dedi. 
 
Normalde geldiğinde ofisteki kardeşler kamerayı getirip görüntü almaya başlıyorlardı. Bazen bunu yapmıyorlardı. Ancak bu son görüşmemizde o, onları çağırdı, ‘kamera nerede? Gelin, benle Seyyid’i çekmenizi istiyorum’ dedi. Dolayısıyla bizi namazda, durarak, oturarak, o abdest alırken çekmişlerdi. Bu fotoğrafların tümünü yayınlamadık. Ancak kardeşlerin kamerayı getirip çok hallerimizi çekmelerini istemesi dikkat çekiciydi. Bu, benimle onun son görüşmesiydi. 
 
KUDÜS HABER AJANSI