• 06 Ağustos 2020 21:53
article

SEYYİD NASRALLLAH ŞEHİD SÜLEYMANİ'Yİ ANLATIYOR (1)

Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, Amerikan saldırısında şehid olan Kudüs Gücü Komutanı General Kasım Süleymani'yi anlattı.

Bismillahirrahmanirrahim. Selamün Aleyküm
 
Aleyküm Selam
 
Omuzlarınızda iç ve bölgesel birçok meselenin sorumluluğu olmasına rağmen programımıza zaman ayırdığınız için sizlere çok teşekkür ediyorum. Bize ek bir vakit ayırıyorsunuz. Konunun özel bir boyutunun olduğunu biliyorum. Bu da sizin Şehit Kasım Süleymani ile olan bağınızdır. Bu programda onun hakkının bir parçasını eda etmeyi Allah’tan niyaz ediyorum. Başlangıç ve ilk soru olarak sizden Devrim Muhafızları’nın Hizbullah’ı kurmasıyla başlayan tarihi ilişkilerinizi açıklamanızı temenni ediyorum. 
 
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
 
İsrail’in 1982 yılında Lübnan’a yönelik işgaliyle ki tarihi olarak bilinmektedir; İsrail işgal askerleri Lübnan’ın güneyine girdiler. Bekaa’nın bir kısmına ve başkent Beyrut’a kadar geldiler. Başkenti ve banliyöleri işgal ettiler. O süreçte İmam Humeyni (KS) İran güçlerinin, İsrail işgaline karşı Suriyelilere ve Lübnanlılara yardım etmesi için bölgeye gönderilmesi talimatını verdi. Ben hatırlıyorum. O zaman Devrim Muhafızları ve İran Ordusu komutanlıklarından oluşan ortak bir heyet gelerek Suriye liderliğiyle görüştüler. Bunun neticesinde bir grup İran gücü bölgeye geldi. O zaman İsrail’in işgalini ilerletmesi belirli bir noktada durdu. Çünkü o zaman İsrail’in Lübnan’ın tümünü işgal etmesi veya Suriye ile savaşması korkusu vardı. Bu iş bitti. Sonrasında işgal altındaki Lübnan toprakları diye yeni bir gerçeklikle karşı karşıya kaldık. Bu, Lübnan topraklarının hemen hemen yarısına tekabül ediyordu. 
 
O zaman bölgeye gelen İran güçlerinin misyonu değiştirildi. Lübnan’ın geri kalan toprakları ve Suriye’yi savunmak için savaşan güçlerden, İsrail işgaline karşı mücadele etmek için Lübnanlılardan oluşan yerel bir direniş hareketinin kurulması amacıyla Lübnanlılara yardım eden bir güce dönüştü. Bu misyon değişikliğiyle birlikte İran güçlerinin büyük bir kısmı tekrar İran’a döndü. Çünkü İran’daki cephe 80’li yıllardaki savaş dolayısıyla sıcaktı. O güçlerin bir kısmı da burada kaldı. Kalanlar Devrim Muhafızları’ndan olan kardeşlerdi. Yani ordu ve diğer güçlere mensup olanlar İran’a döndü, Devrim Muhafızları da burada kaldı. Onların Suriye’de ve Baalbek-Hermel bölgesinde varlığı söz konusuydu. Çünkü bu bölge İsrail’in işgalinin dışındaki bölgeydi. O zaman Devrim Muhafızları’ndaki kardeşler ile Lübnanlı alim ve gençler arasındaki direkt ilişkiler gelişti. 
 
Bunların başında da örneğin Şehit Seyyid Abbas Musevi, Şehit Hac İmad Muğniye ve diğer kardeşler geliyordu. İlişkiler o zaman, Lübnan’ın tümünde İsrail işgaline karşı mücadele etmek için bir direniş grubu kurulması için çalışılması kaidesi üzerine başladı. Bu ilişkilerin başlama noktası… Ve bugüne kadar bu ilişkiler devam etmektedir. 
 
Tabii, Devrim Muhafızları’nın ilk kuruluşunda Kudüs Gücü isimli bir kurum yoktu. Sonrasında özellikle de İran’a dayatılan savaşın bitmesinin ardından İmam (KS), Devrim Muhafızları içerisinde bazı kuvvetlerin kurulması yönünde bir karar çıkardı. Kudüs Gücü de bu karar dahilinde kuruldu. İletişim kurduğumuz, koordinasyon içerisinde olduğumuz ve yardımlaştığımız ekip Kudüs Gücü’ydü. Bu gerçeklik günümüzde de devam etmektedir. 
-
Şehit Kasım Süleymani’nin Kudüs Gücü komutanlığına 1998 yılında getirildiğini biliyoruz. Onunla ilk görüşmenizi hatırlıyor musunuz? Şehit Kasım Süleymani ile ne zaman karşılaştınız? O karşılaşmadan neleri hatırlıyorsunuz?
-
İlk görüşmemiz Lübnan’da oldu. Yani Kudüs Gücü komutanı olarak tayin edilmesinin ardından Lübnan’a geldi. Burada oturup tanıştık. Daha önce Hac Kasım Süleymani’yi tanımıyordum. Yani karşılaşmamıştık. Çünkü daha önce Hac Kasım İran’da savaş cephelerindeydi. Daha sonra Kirman, Sistan ve Belucistan eyaletlerinde görevler üstlenmişti.
 
Hatta biz Tahran’a gittiğimizde yetkililerle görüşüyorduk ama öncesinde onunla görüşmemiştik. İlk görüşmemiz burada, Beyrut’ta oldu. İmam Hamaney tarafından Kudüs Gücü komutanlığına getirildiğini öğrendik. Artık bu görevi o yürütecekti. İlk görüşmemizde, ki benimle birlikte olan şehitlerin isimlerini anabilirim. Görüşmeye katılıp hayatta olanların adını söylemeyeceğim. İlk görüşmede Hac İmad Muğniye, Seyyid Mustafa Bedreddin ve elhamdulillah şuan hayatta olan başka kardeşler vardı. İlk görüşmeden itibaren nefsi, fikri ve ruhi bir uyum hissettik. Ve ilk saatten itibaren sanki Hac Kasım’ı onlarca yıldır tanıyor gibiydik. O da bizi onlarca yıldır tanıyor gibiydi. Zatı aliniz de bilir ki, ilk görüşmedeki intibanın ilişkinin devamında etkisi olur.
 
Hac Kasım ile Hizbullah’ın siyasi ve askeri liderleri olan kardeşler arasındaki ilk görüşme ve ilk saatlerdeki intiba güzel ve olumluydu. O zamandan şehadetine kadar ilişkiler Hac Kasım’ın şahsı üzerinden devam etti.
 
Hac Kasım’ın Kudüs Gücü komutanlığına getirilmesinin ardından Hac İmad Muğniye’nin de Hizbullah’ın askeri/cihadi yardımcılık konumuna getirildiğini görüyoruz. Bu bir tesadüf mü, yoksa düşünülmüş bir şey mi? Yani siz Hac Kasım ile birlikte çalışması için bilerek mi bu görevi Şehit Muğniye’ye verdiniz?
 
Hayır. Bununla bir alakası yok. Her halükarda bu Hizbullah’ın iç düzenlemesidir. Yani ister Hac Kasım Kudüs Gücü komutanı olsun, isterse başkası olsun, bu Hizbullah’ın cihadi işlerinin tertibiyle alakalı bir durumdur. Çünkü daha önce bizim iki merkezimiz vardı; askeri işleri idare merkezi ve güvenlik işlerini idare merkezi… Bunların ikisi de Hizbullah Genel Sekreteri’ne bağlıydı. Zamanla işleri genişletme ihtiyacı hasıl oldu. Yani cihadi yardımcı sıfatıyla bu kapsamlı işleri idare edecek ve Genel Sekreter’in bunları yönetmesine yardımcı olacak bir şahıs ihtiyaç vardı. O zaman Hac İmad Muğniye’ni cihadi işler yardımcısı olması üzerine ittifak sağlandı. Ancak bu tesadüfi bir gelişmeydi, planlı bir şey değildi. Hac Kasım Süleymani’nin Kudüs Gücü komutanı olmasına denk geldi. Tabi ben, Hac Kasım ve kardeşler bu düşünceyi çalışmıştık. Yönetimde böyle bir şekillenmeye gideceğimizi konuşmuştuk. O bizi böyle adımlar atmamız hususunda teşvik ediyordu.
 
Hac Kasım’ın büyük bir askeri tecrübesi vardı. Kudüs Gücü komutanıydı ve savaşta büyük bir tecrübeye sahipti. Şehit İmad Muğniye ise güvenlik adamıydı. Bu iki şahsın yan yana olmasından korkmuyor muydunuz?
 
Hayır, kesinlikle… Öncelikle Hac İmad’dan bahsedersek, evet o genel işi güvenlikti ancak aynı zamanda askeri işlerin de tam kalbindeydi. Lübnan direnişinin 2000 yılına kadarki tarzı gerilla yöntemiydi. Bunun için de güvenlik gücüne ihtiyaç vardı. 1982’den 2000’e kadar klasik askeri bir savaş olmadı. 
 
Öte yandan, zamanla hızlı bir şekilde açığa çıktı ki Hac Kasım kardeşim sadece askeri komutan değildi. O derinlemesine ve güçlü bir şekilde güvenlik meselelerinden anlıyordu. Aynı şekilde siyasi meselelerde büyük ve önemli bir anlayışı vardır. Bunu konuşmamız içerisinde detaylı bir şekilde anlatacağım. Kapsayıcı ve toplayıcı bir şahsiyet olan Hac Kasım’la karşı karşıyayız. Yani askeri konularda uzaman bir generalle oturduğumuzu düşünmezdik. O, derinlemesine ve güçlü bir şekilde siyasi, ekonomik ve kültürel konulardan anlıyordu. Askeri ve güvenlik alanları dışında… Toplayıcı ve kapsayıcı bir kişiliği vardı.
 
Buna ek olarak, onunla Hac İmad Muğniye ve diğer cihadi komutanlardan olan kardeşlerim arasında şahsi kardeşlik ilişkileri gelişti. Bu hızlı bir şekilde dostluk, sevgi ve kardeşlik ilişkileri oluştu. Bu tür ilişkiler fikir ve görüşlerin bir olmasına çok yardımcı oluyor. Bazı detaylarda oluşan ihtilaf ve sorunları yardımlaşarak geçmeye destek oluyor. Karşılıklı güven, sadakat, kardeşlik ve muhabbetle birlikte Hac Kasım, Hac İmad ve şehit olmuş veya hayatta olan diğer kardeşlerimiz ihlas ile vasıflanmışlardı. 
 
Bunların tümü ilk günden itibaren bizim büyük, ayrıcalıklı, güzel ve güçlü bir tecrübe ile karşı karşıya olacağımızı müjdelemekteydi. Direniş çalışmalarına ilerleme katacağını müjdelemekteydi. Fili olarak bu gerçekleşti de. Dolayısıyla endişeye hiç yer yoktu.
 
Bu iki şehit daha önce birbirlerini tanıyorlar mıydı? Ayrıca Şehit İmad ile Şehit Hac Kasım arasındaki görüşmelerle ilgili anılarınızı bize anlatabilir misiniz?
 
Hac Kasım Kudüs Gücü’nün başına geçmeden önce birbirlerini tanımıyorlardı. Yani hiçbir Lübnanlının Hac Kasım, Kudüs Gücü’nün başına geçmeden önce onu tanıdığını zannetmiyorum. Ancak Kudüs Gücü komutanı olmasının ardından Lübnan’a çok geliyordu. Bu bir özelliktir. İnşallah Hac Kasım’ın medresesinden bahsettiğimizde bunu da dile getirmemiz gerekir. Bu Hac Kasım medresesi ve okulunun bir parçasıdır. Evet, o Kudüs Gücü komutanıydı ama Tahran’da oturmuyordu. Çalışma sahalarına gidiyordu. O, sürekli Lübnan’a geliyordu. Lübnan’da günlerce kalıyordu. Sonrasında onunla kardeşler arasında iş ilişkileri dışında, şahsi dostluk ilişkileri oluştu. Yani o ve kardeşlerin şahsi bir dostluğu vardı. Bu farklı sahalarda da meydana geldi. Hac Kasım ile Suriyeli kardeşler, Iraklı ve Filistinli kardeşler ve diğer çalışma sahalarındaki farklı görevlerdeki kardeşler arasında güçlü şahsi ilişkiler vardı. Bu başarı noktalarından biridir. 
 
Yani savaş meydanlarında hazır olma, tüm sahalardaki sorumlularla geliştirdiği şahsi sevgi, muhabbet, hürmet ve dostluk ilişkileri gerçekten de etkileyiciydi. Tabii ki Hac İmad ile ilişkileri daha fazlaydı. Aralarındaki sevgi ve muhabbet çok büyüktü. Onlar birbirlerini onlarca yıldır tanıyan iki kardeş ve dost gibiydiler. Ailevi ilişkileri de gelişti. Yani o, Hac İmad’ın evine gider, ailesi ve çocuklarıyla oturur, onları tanırdı. Dolayısıyla iki kadim dost gibi olmuşlardı. 
 
Ben birçok defa Tahran’a gittiğimizde, Hac Kasım yemeğe çağırırdı. Yani sabah veya akşam yemeğinde bir arada olmamız için davet ederdi. Rahmetli şehit Ahmet Kazimi ve şuan hayatta olan diğer kardeşler gelirlerdi. Ben Hac Ahmed (Kazimi) ile Hac Kasım arasındaki ilişkinin doğasını müşahede edebiliyordum. Güçlü şahsi ilişkilerdi. Hac İmad ile Hac Kasım arasındaki ilişkinin de buna benzediğini söyleyebilirim. 
 
Hac Kasım Medresesi ifadesini kullandınız, Bu terimi nasıl açıklıyorsunuz? Rehber de buna işaret etti, “Hac Kasım Medresesi” terimi nedir?
 
Tabii bu İmam Humeyni’nin (R.A.) medresesi için kullanılır. Ancak pratiği ve yüklendiği sorumluluk açısından Hac Kasım Süleymani’nin medresesinden de bahsedebiliriz. Medrese ile kast edilen belirli bir fikir veya fikirler bütünü, belirli bir kültür ve belirli bir yöntem olabilir. Misal verirsek; O Kudüs Gücü komutanıydı, İran’da, Tahran’da oturabilirdi. Gerekli kişileri de çağırır, onlarla oturup dinler, doğal ve rutin bir şekilde onların meselelerini takip edebilirdi. Veya onların yanına gittiğinde, Lübnan’a Suriye, Irak veya başka mekana 6 ayda bir ya da yılda bir gidip kontrol edebilirdi. Bazı komutanlar böyle yapıyorlar. Ancak Hac Kasım’ın medresesi çalışma sahasına ve meydana gitmek demektir. Başkalarına gitmektir. 
 
1998 yılından beri, yani Hac Kasım ile ilişki ve tanışıklığımız başladığından beri onun yanına az defa gittik. Her zaman o bizim yanımıza gelirdi. Tabii sahaya ve meydana geldiğinde kardeşlerle karşılaşıyor, tümüyle görüşüyordu. Direkt meydana gidiyor ve savaşçı mücahitlerle görüşüyordu. Bunun komutanlık ve idarede çok güzellikleri vardır. Öncelikle, onlara kuvvet vermekte ve onlara hürmet ve sevgisini göstermekteydi. Yani ‘ben her zaman size geliyorum ve sizin hizmetinizdeyim’ demekti. Yani, Siz zahmet edip Tahran’a gelmeyin, ben gelirim.
 
Bunun sorumlular üzerinde ahlaki ve manevi bir tesiri olurdu. Bu, aynı zamanda ona tüm görüşleri dinleme fırsatı da verirdi. Sadece kendisinin yanına giden şahısları dinlemekle yetinmemiş olurdu. Bu şekilde düşünceleri daha açık olurdu. 
 
Üçüncü olarak; bu onun başka derecelere gitmesine, cephelerdeki savaşçıları görmesine olanak sağlıyordu.
 
Dördüncü olarak; fikri daha derin ve sorumluluk alanındaki meydandan daha kapsamlı oluyordu. O sadece raporlarla yetinmiyordu. Sahaya gidip müşahede ediyor ve tartışıyordu. Hac Kasım mektebinin manalarından biri budur. Bu generaller arasında bilinmez. 
 
İran’da cephede, savaşta komutanlar sahaya ve savaşçıların yanına gider. Ancak bu İran’da bilinen bir şeydir. 
 
Başka bir açıdan da, onun için yorulmak ve sıkılmak yoktu. Biz bazen baskılardan yorulduğumuzu hissederdik. Ancak Hac Kasım uzun saatler çalışırdı. Bazen diş ağrısı varken çalışırdı. İnsanın dayanamayacağı bir ağrı.. Ona, doktoru getirelim mi diyorduk. Hayır, toplantıdan sonra diyordu. Yani 6 saat sonra… Oturuyordu, acıya katlanıyordu, toplantıya iştirak ediyordu, kararlar alınıyordu ve sonunda doktora gidiyordu. Tahammül, sabır ve yorulma gücü özel bir durumdu. Ben Hac Kasım gibi tahammül edebilen bir şahıs tanımadım. 
 
Ona has özelliklerden biri de, onun çalışkan olmasıydı. İşlerini daima hassas bir şekilde takip eder, acele etmezdi. Bu onun yönteminin bir parçasıydı. İşini başka bir zamana erteleyen bir şahıs bulabilirsin ama o, üzerinde durduğu işi erken zamanda bitirmeye hırslıydı. 
 
Yine tevazusuyla savaşçıları etkiliyordu. Bilirsiniz ki savaş durumunda insan kibir gibi şeylere kapılabilir. Anca Hac Kasım sıradan insanlara karşı da mütevaziydi. Hac Kasım’ın mektebinden bahsederken, tehlikelere göğüs germekten bahsediyoruz. O, her zaman en ön cephedeydi. Onunla bu konuda ihtilafa düşsem de, onu engelleyemezdim. 
 
Zor günlerde var olan bir adamdı. 2006 Temmuz savaşında Tahran’dan Şam’a geldi. Dahiyye’ye gelmek istiyorum dedi. Biz buna şaşırdık. Maruz kaldığımız savaş ve Dahiyye’ye ulaşmanın zorluğu nedeniyle gelişi zor olacaktı. Fakat o gelmekte ısrar etti, geldi ve savaş boyunca burada kaldı.
 
Suriye ve Irak’ta DAİŞ’le savaşta en ön sırada yürüyordu. Diğer generallerin yaptığının tersine… Hac Kasım’ın mektebini var eden şeylerin İmam Humeyni’nin mektebinden, Sayın liderin (İmam Hamaney) yönlendirmelerinden ve İran’daki savaş tecrübelerinden alınmış olduğunu söyleyebiliriz. Ve ondaki ruhî etkiler… Hac Kasım’ın şahsiyetinde gördüğümüz buydu. 
 
KUDÜS HABER AJANSI