• 31 Ekim 2020 20:14
article

Seyyid Nasrallah'ın Tarihi Röportajı (6)

İmam Hamenei'nin resmi sitesi olan Khamenei.ir Lübnan Hizbullah'ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah ile bir röportaj gerçekleştirdi. İlk kez yayınlanan bu röportajın altıncı (son) bölümü

İmam Hamenei'nin resmi sitesi olan Khamenei.ir Lübnan Hizbullah'ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah ile bir röportaj gerçekleştirdi. İlk kez yayınlanan bu röportajın altıncı (son) bölümü

İslam İnkılabı'nın zafere ulaşmasını izleyen ilk günlerde ABD'li yetkililer İran'a çok kızgındı. Şah rejimi yeryüzünden silinmişti yani kendilerine bağımlı bir rejimi ve bölgedeki en büyük üslerini kaybetmişlerdi. ABD kırk yıldır İnkılap lideri, İran halkı ve Kibir Cephesine karşı Direniş hareketini destekleyen Müslüman ülkelerin direnişi ile karşılaşıyor. Amerikalılar bu yüzden İran'a çok kızgın.

Şehit Beheşti'nin Kur'an ayetlerine etıf yaptığı şu meşhur sözlerini muhtemelen hatırlıyorsunuzdur: 'Ey ABD, bize kinlenin ve kininizle geberin!' Ayetullah Hamaney bununla ilgili olarak ABD'nin Batı Asya ve İslam ülkelerinde zayıfladığını ve gücünü kaybettiğini ve bölge halklarının muzaffer olacağını söyledi. Ayetullah Hamaney'in bu analizi ve size göre onu destekleyen deliller hakkındaki görüşünüzü öğrenmek istiyoruz.

İlk olarak, Ayetullah Hamaney bu konu hakkında konuşurken tecrübe, bilgi ve bölgenin kesin gerçeklerine dayanıyordu. Bunun göstergelerinden birisi Irak'a sonsuza kadar kalmak ve asla terk etmemek için giren ABD'nin bu ülkeden çekilmesidir. ABD, Irak'ta kalamamıştır ve bu ülkeye ancak IŞİD'i bahene ederek geri dönebilmiştir. Ancak ABD, Irak'ta kalamayacaktır. Eğer Iraklı yetkililer ile halk ABD güçlerini çıkarmada kararlı olurlarsa bunun birkaç gün içinde başaracaklardır. ABD, Irak halkının iradesine rağmen Irak'ta kalabilecek kadar güçlü değildir. Yani bu, ilk işaret ve örnektir.

ABD Suriye'de de yenilmiştir. Trump sekiz ay önce, Fırat'ın doğusunda konuşlanmış ABD askerlerinin çekilmesinin planlandığını duyurmuştu. Ancak diğer yetkililer onu güçlerin altı ay daha kalması konusunda ikna etti. Bir süre önce ABD güçlerinin Suriye'den çıkmasını istediğini tekrar söyledi ancak ona bunu yapmaması gerektiği zira ABD'nin ayrılmasının önemli bir yenilgi kabul edileceği ve Washington'un bölgedeki dostlarını hayal kırıklığına uğratacağı uyarısında bulundular. O da ABD güçlerinin kalması yönünde karar aldı. Ancak Suriye'den çıkmaları an meselesi. Bay Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesinde 'ABD Suriye'yi terk ediyor. Suriye artık sizin ve ne istiyorsanız yapın.' dedi. Bu, Suudi Arabistan ile BAE'yi kızdırdı. BAE bu harekete karşı Şam'daki elçiliği derhal tekrar açma girişiminde bulundu. Suriye ile ilgili durum bu.

Yemen'de de mağlup olan sadece Suudi Arabistan değildir. ABD de bir yenilgi tatmıştır. ABD Yemen'de hüsrana ve ümitsizliğe uğramıştır. ABD bugün bölge ülkelerine istediğini dayatamamaktadır. Ancak Suud gibi korkak rejimlerle ilişkileri istisna. ABD bölge ülkelerinin çoğuna kendi taleplerini empoze edemiyor. Washington kendi çıkarlarını savunamıyor. 20 yıl öncesini hatırlayın, ABD, Somali'ye girdi ancak bir yıl bile bu ülkede kalamadı ve sonuçta küçük düşmüş bir şekilde terk etti. ABD bölgede kalmak ve hakimiyet kurmak için çok zayıflamıştır. Günden güne gücü azalmaktadır. Bu, milletlerin bilinci ve kendilerine güveni sayesinde olmuştur. ABD'nin İran'ı kuşatıp İslami sistemi devirmek için kırk yıldır verdiği çabaların her zaman başarısızlıkla sonuçlanması, bu mağlubiyetin açık bir tezahürüdür. 'İslam Cumhuriyetini devirme peşinde değiliz, sadece İran'ın davranış ve metodunu değiştirmesini istiyoruz.' deseler de yenilmişlerdir.

İslam Cumhuriyeti, aradan geçen kırk yıla rağmen değer, ilke ve duruşlarına sıkı sıkıya bağlılığını sürdürmektedir ve bu politika İmam Humeyni'den (r.a.) beri son derece açıktır.

Pompeo Lübnan'a gelerek Lübnanlı yetkililerle görüştü. Sonra basın konferansında Lübnan halkına hitaben 'cesur olup Hizbullah'a karşı savaşmalısınız.' ifadelerini kullandı. Her şeye rağmen tek bir olumlu cevap alamadı. Pomepo Lübnan'a gelince düşmanlarımız bile ona 'Hizbullah'ın karşısına çıkamayız ve Lübnan'da bir iç savaşa neden olmamız kabul edilemez.' dediler. Yani ABD'nin talep ve kararları onların dostları tarafından bile kabul edilmiyor. Onlar bizim dostumuz değil düşmanlarımız. Bunun ilk sebebi bizim güçlü oluşumuz ve ikincisi de düşmanlarımıjın Lübnan'ı bir iç savaşa götürmenin ülkenin genelini kötü etkileyecek olmasıdır. Bu yüzden Hizbullah ile çatışmayı reddettiler.

Trump ve damadı Jared Kushner, şu anda Yüzyılın Anlaşmasını Filistin'e empoze etmenin yollarını arasalar da bütün Filistin halkının bu planı reddettiğini görüyoruz. Hamas ve İslami Cihad'dan Fetih'e, Kurtuluş Örgütü'ne ve Mahmud Abbas'a kadar herkes Yüzyılın Anlaşması'na karşı. Bay Abbas anlaşma, müzakere ve taviz vermeyi kabul ediyor ancak şunu da söylüyor: 'Böyle sözleşme ve tavizler benim için bile kabul edilemez. Zira o kadar saygısız ve tahkir edici ki hiçbir Filistinli böyle bir plana razı olmaz.' Arap Birliği dışişleri bakanlarının son toplantısında bile katılımcıların çoğu dürüst olmamasına rağmen şöyle bir deklarasyon yayınlandı: 'Uluslararası anlaşma ve yasalara aykırı bir siyasi çözümü kabul edemeyiz.' Yani onlar da Yüzyılın Anlaşması'na karşı. Bunu açıkça ifade ettiler, ama neden? Çünkü Trump gibi birisi bu planı desteklese bile halklarının kabul etmeyeceğini biliyorlar.

Sonuç olarak ABD'nin mağlubiyetine delalet çok sayıda işaret vardır. Daha da ötesi mevcut ABD yönetimindeki Trump, Bolton ve Pompeo gibi isimlerin birbirlerine saygı göstermedikelrini görüyoruz. Diplomasiyi umursamıyorlar. Açgözlü, kibirli ve mağrurlar. Sonuç olarak dostlarını ve müttefiklerini aşağılayıp ilişkilerine zarar veriyorlar. Avrupalılara tavırları, Rusya ve Çin ile ilişkilerindeki gerilimler bu davranışlara örnektir. Dünyayı nereye götürdüklerini kimse bilmiyor. Bu ülkelerde ABD'nin güvenilir bir yönetime sahip olup olmadığını soran bir kamuoyu yoklaması yapsanız olumsuz cevap alırsınız. ABD şu anda bütün anlaşma ve mutabakatlardan çekiliyor ve uluslararası topluma kendi taleplerini empoze etmeye çalışıyor. Bu tarz davranışlar Amerika'nın imajını olumsuz etkileyip zayıflatıyor. Sonuç olarak ABD'nin pek çok ülkedeki mağlubiyetinin işaretleri oldukça net.

Bence ABD'nin bölgedeki bu büyük mağlubiyetinin işaretlerinden birisi Hizbullah ile Lübnan'ın bugünkü durumudur. İki gün önce güney Lübnan'a seyahat ettim ve işgal altındaki Filistin sınırına kadar giderek bölgeyi ziyaret ettim. Bir zamanlar Siyonist güçler ne zaman istese Lübnan topraklarına girerdi. 1982'de Beyrut'a kadar gelmişlerdi. Çok suç işlemişler ve Lübnan'daki Filistinliler dahil insanları öldürmüşlerdi. Kısaca istedikleri herşeyi yapıp cezasız kalan suçlar işlemişlerdi. 33 gün savaşında da havadan ve karadan saldırdılar. İki gün önce Lübnan halkının bölgede huzur ve güven içinde yaşadığını ve düşman İsrail'in saldırılarından korkmadıklarını gördüm. Şu anda orada gördüğüm şey Siyonistlerin kendilerini korumak için duvarlar inşa etmeleri. Bütün bunlar Hizbullah'ın 35 ya da 40 yıl içerisinde büyüyüp geliştiğini ve Siyonistler ile ABD'nin arzularına rağmen büyük bir güç olduğunu gösteriyor. Öyle ki bu durum Lübnan'a özel bir güvenilirlik sağlıyor. Bu da Lübnan için milli bir gurur ve güçtür. Bu sahneler son yıllarda ABD'nin direniş hareketini tamamen yok etme planının tam anlamıyla başarısız olduğunu ve İsraillilerin bölgede yenilgiyi kabul ettiklerini gösteriyor.

Bu doğru. En azından 1982 yılından yani Siyonist saldırganların Lübnan'ı istila etmesinden itibaren bu, ABD'nin Lübnan ve tüm bölge için hazırladığı bir projenin parçasıydı. O zamandan bu yana ABD'nin Lübnan'daki bütün plan ve projeleri başarısızlığa uğradı. 1982 ve 1985, sonra 2000, 2005 ile 2006 ve son olarak da mevcut zaman diliminde başarısızlıklar yaşadılar. Bugün Allah'ın lütfu ile ABD kendi arzularını Lübnan halkına dayatamıyor ve dayatma girişimleri başarısız oldu. Aynı şey İsrailliler için de geçerli. Sizin de gördüğünüz ve anlattığınız gibi Lübnanlılar son 70 yıldır yani gasıp İsrail kanser rejiminin kurulmasından bu yana görülmemiş bir biçimde güney Lübnan'a barış ve güvenlik hakim. Güney Lübnan ile işgal altındaki Filistin sınırının her zaman güvernsiz olduğunu biliyorsunuz. İsrailliler orayı askeri olarak işgal edip bombaladılar. Sınırı geçip silahlı insanları, güvenlik güçlerini ve hatta sıradan insanları kaçırdılar.

Lübnanlılarla alay ettiler. Örneğin 1967 yılında İsrail Sina, Batı Şeria, Gazze Şeridi ve Golan'a ayrı askeri birlikler gönderirken İsrail savaş bakanına Lübnan'a askeri birlik gönderip göndermeyeceği sorulmuştu. Onun cevabı: 'Hayır, buna gerek yok. Lübnan'ı işgal etmek için bir müzik grubu göndermek yeterli.' olmuştu.

Onların Lübnan'a saygısızlığı işte bu dereceydi. Bu dönem Yüce Allah'ın lütfu ve yardımıyla sona erdi. Bugün güney Lübnan'da bombalama, adam kaçırma, öldürme ve hatta sınırı geçmeye cesaret edemiyorlar. Çok dikkatliler ve daimi bir korku içindeler. Çünkü herhangi bir saldırı durumunda direnişin onlara kararlı bir cevap vereceğinin bilincindeler. Bu da bize göre oyunun ve çatışmanın kurallarını takip ettikleri anlamına geliyor.

Güney Lübnan her zaman İsrail için korku kaynağı olmuştur ve bugün aynı şey Filistin'in kuzeyi için geçerlidir. Bizim kasaba ve köylerimizdeki insanlar değil Filistin'in kuzeyindeki sömürgeciler, yerleşimciler ve İsrailliler korkuyor. Önceden saldırı pozisyonunda olan İsrailliler şu anda duvar inşa edip savunma hatları kuruyorlar. Biz her zaman savunma pozisyonundaydık ancak bugün saldırı pozisyonundayız. Bugün onları tehdit eden biziz. Allah'ın yardımı ile bir gün işgal altındaki Filistin'e gireceğiz. Elhamdülillah sonuçta denklem değişti ve bu da İslam İnkılabı'nın ardından İmam Humeyni'nin ve Komutanın (Allah başımızdan eksik etmesin) önderliği, sarsılmaz desteği ve Hizbullah ile bölgedeki direniş grupları ile birlikte İran İslam Cumhuriyeti'nin sabit duruşları sayesinde gerçekleşti.

Konuya fazla aşina olmayan insanların kafasında Lübnan Hizbullahı ve İslami Direnişin silahlı bir örgüt imajı var. Onlara göre Hizbullah sadece silahlı bir örgüt. Hizbullah'ın Lübnan'ı korumak ve bu bağlamda kendisi ile ilgili yaptığı sorumluluk tanımları doğrultusunda savunma ve askeri boyutlarına ek olarak onun Lübnan halkına sunduğu diğer hizmetler nelerdir? Hizbullah'ın bilimsel konularda çok ilerlediğini duyuyoruz. Bunun yanında özellikle Hizbullah'ın kurulmasından önceki döneme kıyasla eğitim ve okuryazarlık oranında bir ilerleme oldu. Bu gerçekler kamuoyunda fazla bilinmiyor. Lütfen daha fazla bilgi verir misiniz? İslam İnkılabı Komutanının bilimsel alanlarda ilerleme ve yatırımlara verdiği önemi göz önünde bulundurursak kendinizi bu açıklamaların muhatabı olarak görüyor musunuz?

Biz elbette ki kendimizi bu sözlerin muhatabı olarak görüyor ve bunun bizim görevimizin bir parçası olduğuna inanıyoruz. Bu hedef için çalışıyoruz. Hizbullah'ı düşünürsek en başından itibaren bu konu gündemimizdeydi ama bugün daha önemli hale geldi ve daha fazla dikkat gösteriyoruz. Hizbullah sadece askeri bir örgüt olmayıp bir halk hareketidir. Bu grup bir siyasi parti olmaktan ziyade bir halk hareketidir ancak Allah'ın Partisi adını taşımaktadır. Hizbullah milli ve halka ait bir hareket olarak hareket etmektedir. Silahlı direniş ve askeri faaliyetlere ek olarak Hizbullah'ın çok sayıda faaliyeti vardır. Hizbullah'ın dini faaliyetleri var. Dini okullardaki alim ve tebliğcilerimiz farklı bölgelerde İslami faaliyetlerde bulunuyor. Bu büyük bir değişimdir. Bugün Lübnan'da dini eğitim alan öğrencilerin sayısını geçmiştekiyle karşılaştırırsanız Lübnan nüfusunun önemli bir oranının dini eğitim alan öğrenci olduğunu görürsünüz. Eğer Kum ve Necef gibi kutsal şehirlerdeki kardeşlerimizi de eklersek ortaya çarpıcı rakamlar çıkar. Bu, Lübnan tarihinde benzeri görülmemiş bir durumdur. Dini faaliyetleri göz önüne alırsak Lübnan'ın pek çok kasaba ve köyünde önceden camii yoktu. Ancak bugün camiisiz köy kalmamıştır. Şehirlerin de farklı bölümlerinde camiiler vardır. Örneğin yüzbinlerce insanın yaşadığı Güney Dahiye'de sadece 3 ya da 4 camii vardı. Ancak bugün Elhamdülillah bölgedek çoğu mahallede camii bulunmaktadır.

Bugün farklı bölgelerde okullar var. Farklı bölgelerde kadınlar için kültürel, bilimsel ve dini çalışma enstitüleri bir yana kadın okulları da bulunabilir. Muharrem ve mukaddes Ramazan aylarında dini törenler düzenlemek, Kur'an tilaveti toplantıları düzenlemek ve katılımın her yıl arttığı Muharrem törenleri düzenlemek de Hizbullah'ın diğer dini eylemleri arasındadır. İnsanlar Ramazan ayı ve Kadir gecelerindeki dini faaliyetlere katılmaya daha isteklidir.

Hizbullah'ın dini faaliyetlerinin yanında akademik ve eğitim faaliyetleri de mevcut. Üniversitelerdeki en güçlü öğrenci teşkilatlarına sahibiz. Üniversitelerdeki en güçlü öğrenci teşkilatları Hizbullah ile ilişkili olanlar ve hem kız hem de erkek öğrencileri kapsıyor. Üniversitelerde önemli bir mevcudiyetleri var. Üniversitelerdeki profesörler ile orta ve yüksek okullardaki öğretmenler arasında güçlü ve faal bir mevcudiyete sahipler. Lübnan'daki okullarda bulunan öğrenci ve eğitim grupları arasında en güçlülerinden bir tanesi Hizbullah Grup'tur. Onlar Hizbullah'ın üniversitelerdeki öğrenci organizasyonlarının faaliyetlerine benzer faaliyetlerde bulunuyorlar.

Yani kültürel, entellektüel, medyayla ilgili, siyasi ve bilimsel faaliyetler var. Resmi sınavlarda Hizbullah üyesi olan kız ve erkeklerin her zaman başarılı ve üst sıralarda olduğunu görüyoruz. Farklı gruplar için çeşitli kültürel ve sosyal faaliyetlerimiz var. Örneğin Hizbullah içinde 'Kadınlar Konseyi' adı verilen büyük bir teşkilat var. Bütün köylerde kadın toplulukları bulunuyor. Bütün kadınlarla iletişime geçip dini ve siyasi vesilelerle kültürel dersler ve törenler düzenliyorlar. Sosyal yardımda bulunuyor ve çeşitli alanlarda kadınların eylemlerini yönetiyorlar. Yine gençler için 'İmam Mehdi İzcileri' adını taşıyan bir teşkilatımız daha var. Bu teşkilat erkek ve kız üyeleri ile birlikte Lübnan'daki en büyük izci teşkilatıdır. Bu da başka bir kültürel, entelektüel, dini, sosyal ve tabii ki eğlence faaliyetidir.

Bekaa ve Beyrut'un yanı sıra güney de dahil çeşitli bölgelerde İmam Mehdi (a.s.) adını taşıyan, ana okulundan orta öğretime okullarımız var. Birkaç yıl önce de bir dini eğitim üniversitesi kurduk. Bu üniversitenin çeşitli fakülteleri var. Bir de radyo istasyonumuz var. Al Nur radyosu Lübnan'daki en güçlü radyo kanallarından birisidir. El Menar televizyon kanalı da bize ait ve bu alandaki faaliyetlerimiz televizyonun ötesindedir. Lübnan'da ayrıca İran'a ait olup Hizbullah içindeki kardeşlerimiz tarafından işletilen, sosyal hizmet faaliyetlerinin gerçekleştirildiği kurumlar da var. Örneğin Şehit Vakfı, İmam Humeyni Yardım Komitesi ve diğerleri. Bu kurumlar şehit ailelerine, engelli savaş gazilerine ve temel imkanlardan yoksun ailelere hizmet veriyor. İhtiyaç içindeki çok sayıda fakir aile ve yetimi gözetiyoruz.

Diğer bir önemli faaliyet alanı da tıbbi bakım. Hastanelerimiz, cerrahi ve tedavi kliniklerimiz var. Ayrıca acil hastalara müdahale eden en büyük sivil savunma teşkilatı bize ait. Bütün bunlar Lübnan hükümeti tarafından değil Hizbullah tarafından yönetiliyor. Bütün bu kurumlar halka sağlık, tıp, sosyal ve maddi hizmet veriyor. Bütün Müslümanların Beytülmalı olarak bilinen ve İmam Kazım (a.s.) Karz El Hasan faizsiz finans Kurumu adını taşıyan bir kurumumuz daha var. Bu kurumun pek çok semtte şubeleri var ve şu ana kadar halka onbinlerce lira faizsiz borç verdi. Bu da Lübnan'ın önemli ve meşhur meselelerinden birisi.

Adı geçen tüm bu hizmet merkelerinin yanında Hizbullah'ın başka kurumları da var. Bunlardan birisi 'Yapıcı Cihad' adını taşıyan ve kısaca zirai yardımda bulunan kurum. Bu bağlamda insanlara çok yardım ettik. Başka şeyleri de unutmuş olabilirm. Diğer önemli meselelerin arasında Hizbullah'ın belediye seçimlerine katılımı da var. Bugün Hizbullah çoğu belediyede mevcuttur ve belediye başkanlarının önemli bir bölümü bizim kardeşlerimizdir. Bu belediyeler de özellikle halka hizmet etmektedir. Sonuç olarak bugün Lübnan'ın farklı şehirlerine giderseniz durumun 10, 20 ya ad 30 yıl öncesine göre önemli ölçüde değiştiğini göreceksiniz.

Ayruca Hizbullah'ın meclis seçimlerine girmesini de sağladık. Lübnan meclisinde üyelerimiz var. Elbette ki Lübnan meclisindeki Hizbullah üyelerinin sayısı bu grubun gerçek gücünü yansıtmıyor. Yani Hizbullah'ın büyüklüğü ile meclisteki temsiliyeti orantılı değil. Zira bir koalisyon kurmayı tercih ettik ve mecliste güçlü bir biçimde temsil edilmeleri için bazı koltukları müttefiklerimize verdik. Meclisteki temsilcilerimiz kendi bölgelerinin insanlarına hizmet ediyor. Hükümette yer aldık ve bakanlarımız var. Halka hizmet eden Sağlık Bakanlığı gibi bakanlıklar bizde. Mevcut sağlık bakanı hükümetin en faal bakanları arasında. Yani askeri boyut bir yana Hizbullah'ın siyasi, sosyal ve kültürel faaliyetleri var. Ayrıca iletişim ve şiir, edebiyat, resim ve müzik alanlarında faaliyetleri olan kurumlarımız da var.

Ancak medya genellikle askeri boyuta yoğunlaşıyor. Zira Hizbullah'ın 1982'den bu yana en önemli eylemi İsrailli işgalcileri mağlup etmek ve Arapların ilk açık zaferini kazanmaktır. Bu büyük ve önemli bir eylemdi. Hizbullah'ın askeri boyutunun sıkça gündeme getirilmesinin sebebi bu. Hizbullah ayrıca tekfircilere ve bütün bölgede yabancı hakimiyeti kurma projesine karşı  savaşmak için Suriye'ye gitti. Sonuç olarak onun askeri boyutu büyük ve önemlidir. Ancak Hizbullah'ın diğer faaliyetleri de bazen medyada yeterince tasvir edilmese de güçlü bir biçimde sürmektedir.

İslam İnkılabı'nın 40. yıldönümü münasebetiyle yaptığınız konuşmayı dinliyordum. Lübnan halkının karşılaştığı elektrik gibi sorunlara işaret etmeniz dikkatimi çekti. Lübnan'a geldiğimiz bazı zamanlar elektrik sorununun çok ciddi olduğunu ve aslında Lübnan halkı için bir endişe kaynağı olduğunu görüyoruz. Bu meseledeki engellerden birisinin Suudi Arabistan olduğunu duydum. Bize Lübnan'daki problemleri çözmek için neye ihtiyaç olduğunu, hükümetin problemleri çözmek için ciddi eylemler almamasını ve Hizbullah'ın bu konuda ne düşündüğünü söyler misiniz?

**********

Bu meseleleri takip ediyoruyz. Aslında problem sadece Suudi Arabistan değil. Esas problem ABD'dir. Örneğin Lübnan hükümeti ile İran islam Cumhuriyeti arasındaki işbirliğinin bozulmasına ne yol açmıştır? ABD'nin tehditleri. Lübnan hükümeti içindeki bazı kimseler ABD'den ve Lübnan'a yaptırım uygulamasından korkmaktadır. Aslında birkaç yıl önce bir İran heyeti Lübnan'a gelerek yardım ve borç teklifinde bulundu. Ancak Lübnanlılar ABD'nin tehdit ve yaptırımlarından çekindi. İran ile Lübnan arasındaki işbirliğine ABD taş koydu. ABD, Lübnan'ın sadece İran ile değil Rusya ve hatta Çin ile de işbirliği yapmasını engelliyor. Mesela Lübnan hükümeti Rusya'dan askeri techizat ve silah alıp kullanabilir ancak ABD 'Eğer Rusya'dan silah alırsanız Lübnan ordusuna yaptığımız tüm yardımları keseriz.' sözleriyle tehdit ettiği için bunu yapmıyor. Diğer yandan Çin de Lübnan'a pek çok fırsat sunuyor ve işbirliğine istekli. Ancak neden Lübnan'ın kapıları Çin'e açık değil? Ana sebep ABD'nin yaptırım tehdidi. ABD şu anda Lübnan'ı işgal ile tehdit edip askeri güç gönderemiyor. Çünkü Lübnan'a girerlerse işgal edip hakim olamayacaklarını biliyorlar. ABD durumun farkında ve Irak tecrübesi Lübnan'da tekrarlanmayacak. Zaten geçmişte Lübnan'da benzer bir tecrübeyi yaşamıştı. Ancak ABD şu anda yaptırımlara başvuruyor. Bir ülkeyi bankacılık, yabancı para ve ticari yaptırımlarla tehdit ettiği zaman karşı taraf ürküp geri adım atıyor.

Ancak biz her halükarda hükümet içerisinde diğer yetkililerle birlikte ve elden geldiğince Lübnan'ın ve Lübnan halkının sorunlarının takipçisiyiz. ABD şu ana kadar güneyde İsrail'i destekleyerek Lübnan'ın ülkenin güneyinde petrol ve doğalgaz çıkarmasını engelledi. Zira İsrail tehdit etmekte. Elbette biz de onları tehdit ediyoruz. Buraya gelen şirketler güvence istiyor ve ABD petrol ve gaz çıkarmak için bölgeye gelen şirketleri cezalandırıyor. Elbette cesaret edip de  gelen olursa. Yani ana sorun ABD. Tabii ki Suudi Arabistan da Lübnan hükümetinin başka ülkelerle ciddi işbirliklerini engellemeye çalışıyor. Örneğin şu anda Lübnan'ın Suriye ile iletişim hlinde olup birlikte çalışması gerekiyor ancak Lübnan hükümeti içinde özellikle ABD ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini hesaba katan bazı kimseler Lübnan'ın çıkarları bunu gerektirse de bundan kaçınıyorlar.

*****

Lübnan, ABD ile ilişkilerin problemlerini çözeceğini düşünenler ve zaman zaman İslam Cumhyuriyeti'nin kendi sorunlarını çözmek için neden ABD ile problemlerini halletmediğini sorup şikayet edenler için ilginç bir örnek. Aslındsa Lübnan'ın şu anda ABD ile hiçbir sorunu yok ve siyasi ilişkileri iyi. Ancak Lübnan'ın kalkınmasının önündeki esas engel yine ABD. Bir yerde sizin 'Üç alanda Siyonistlerin üstündeyiz.' dediğinizi okudum. Bahsettiğiniz üç alandan birisi istihbarat ve enformasyondu. Ancak Siyonist rejimin istihbarat sisteminin dünyadaki en gelişmiş istihbarat sistemlerinden birisi olduğu söyleniyor.

İran'ın eski rejim döneminde bile çok üst düzey istihbarat eğitimleri düzenlemek istedikleri zaman ya SAVAK ajanlarını işgal altındaki topraklara gönderiyor ya da İsrail'den İran'a eğitmen getirip eğitim düzenliyorlar ve İran'ın istihbaratını güçlendiriyorlardı. Şimdiyse siz istihbarat sistemi anlamında İsrail'den üstün olduğunuzu söylüyorsunuz. Burada bahsettiğim noktaları ve sizin açıklamalarınızı kabul etmeyen kimseleri göz önüne alarak bu bağlamda ne söylemek istersiniz?

Üstün olduğumuzu, onların karşısında üstün olduğumuzu söylediğimi hatırlamıyorum. İsrail'in durumu hakkında onları mağlup etmemize yarayacak bazı bilgilerin elimizde olduğunu söylemiştim. İstihbarat anlamında İsrail'den üstün olduğumuzu iddia edemeyiz. Bu doğru değil. Onların gerek teknik gerekse servis anlamında bazı yetenekleri var. Lübnan'da halihazırda ABD'nin, Avrupa ve Arap ülkelerinin servisleri İsrail'in elinde. Teknik olarak güçlüler ve dronları daima hava sahamızda uçuyor. Ancak bizim böyle bir üstünlüğümüz yok. Benim söylediğim şey İsrail hakkında geçmişte sıfır ya da çok az enformasyona sahiptik. Ancak şu anda İsrail hakkında çok bilgiye sahibiz. Onların üsleri ve kışlalarını biliyoruz. Ordusunun güçlü yanlarını, zayıf yanlarını ve yeteneklerini biliyoruz. Bu da bizim gücümüzü teşkil ediyor. Bu enformasyonu çeşlitli yöntemlerle toplayabiliyoruz. Düşmanı vurmak için ihtiyaç duyduğumuz şey bugün sahip olduğumuz enformasyondur ancak onlardan üstün olduğumuzu söylemek doğrıu olmaz.

O zaman bahsettiğiniz konuyla ilgili bir soru sormak istiyorum, sonra siz konuşmaya devam edersiniz.

Bizim düşmana karşı bir psikolojik savaş başlatmayı ve onların toplumunu etkilemeyi başarmamız gösterdi ki hakkında konuştuğum enformasyon, haber ve konular gerçek ve doğrudur. İsrailliler 'Vaay... ne kadar çok istihbaratları var.' dedi.

Siyonist rejimle askeri çatışma bağlamında hayati noktalardan birisi düşman hakkında istihbari keşifler ve bu istihbaratı hem kendini savunma hem de düşmana saldırı planlama gibi farklı alanlarda kullanabilmektir. Hizbullah'ın halihazırda ne kadar keşif istihbaratı bulunuyor?

Harika, benzersiz bir istihbaratımız var. Hizbullah gereken istihbaratı çeşitli yöntemlerle elde ediyor. En önemli istihbaratımız gelcekteki bir savaş ya da çatışma için veya İsrail'den gelecek muhtemel bir tehdidi karşılayabilmek için ihtiyacımız olandır. Harika bir istihbarat keşif sistemimiz var ve düşman tarafındaki her bir gelişmeyi izleyebiliyoruz. Açık ya da gizli yöntemlerle bilgi elde edip düşmanla ilgili gelişmeler hakkında istihbarat topluyoruz. Ancak esas nokta bu istihbaratı analiz edebilmek. Yani, bir neticeye ulaşmak için, bu istihbarat açık yöntemlerle elde edilmiş olsa bile, değerlendirip araştırmak. Bu önemli.

Hizbullah'ı güçlü yapan şey onun İsrail ile ilgili gelişmelerin yanında ideoloji, kültür, gelenekler, adetler, zayıflık ve güçlükleri incelemesidir. Bu da Hizbullah'ın her zaman Siyonist rejimde neler olduğunu bilmesini sağlamaktadır. Yani onların nasıl düşündüğünü, neyi sevip neyi sevmediklerini, onları neyin etkilediğini ve karşılaştıkları problemleri biliyoruz. Ayrıca mevcut rejimde hangi siyasi, dini ve partisel ayrılıkları ve anlaşmazlıklar olduğunu ve şahıslar arasında hangi sorunların yaşandığını da biliyoruz. Düşmanın siyasi ve askeri yöneticilerini de değerlendiriyoruz ve haklarında enformasyonumuz var. Bu da bizim gücümüzü önemli oranda artırıyor ve çeşitli stratejiler geliştirip düşmanla yüzleşmemize ve çatışmamıza yardım ediyor.

Konuşmanız boyunca çeşitli vesilelerle Ayetullah Hamaney hakkında ifadeleriniz oldu. Sizin Ayetullah Hamaney ile neredeyse kırk yıldır temas halinde olduğunuzu göz önünde bulundurarak daha spesifik bir şey sormak istiyorum. Size göre onun en önemli kişilik özellikleri nelerdir? Özellikle sizin başka önemli şahsiyetleri tanıdığınızı düşünürsek diğerlerine kıyasla onu eşsiz kılan nedir?

Öncelikle bu soruya nasıl cevap verirsem vereyim ona karşı duyduğum aşk ve muhabbet sebebiyle önyargılı olmakla suçlanabilirim. Bu yüzden Komutana duyduğum sevgi ve aşk sebebiyle böyle konuştuğum söylenebilir. Ancak gerçekçi ve duygusallıktan uzak bir şekilde konuşursam bu büyük tecrübenin ardından Komutanın müstesna kişilik özelliklerine sahip olduğunu keşfettiğimi söylemeliyim. Bazen birisi hakkında konuşurken onun iyi özelliklere sahip olduğunu ve bu özelliklerden bazıları mükemmel ve sıradışı olduğunu söylersiniz. Ancak Komutanı düşününce onun pek çok istisnai özelliğe sahip olduğunu söylemeliyim. Örneğin Allah, İslam, Müslümanlar, hakları ellerinden alınmışlar ve mazlumlara karşı yoğun bir içtenliğe sahip olması muhteşem ve göz alıcı bir fedakarlıktır. Belki de bu onun Allah katında makbul bir insan olduğunun göstergelerindendir. Bu samimiyet çok derin ve benzersizdir. Samimiyetten bahsederken sadece onun kişiliğinden bahsetmiyorum. Bunun pek çok kanıtı bulunuyor. Onun samimiyeti içkin kişiliğinde, liderliğinde ve otoritesindedir ve belirli bir sınırı yoktur. Her zaman İslam'ın, Müslümanların ve kamunun çıkarını başka şeylerin üstünde tutar.

Örneğin Komutanın en önemli özelliklerinden ikisi onun takvası ve dürüstlüğüdür. Bu oldukça iyi bilinen bir konu. Kısa bir süre önce ABD'nin Bağdat ve başka yerlerdeki elçiliklerinde Komutanın şahsiyeti hedef alındı. Ancak bu ahmaklar onun kişiliği göz önüne alınınca hiç kimsenin inanmayacağı ifadeler kullandı. Örneğin şahsi servetinin 200 milyar dolara ulaştığı propagandasını yaptılar.

Komutanın ahlaki karakteri ve kişisel özellikleri onun ayırıcı özelliklerindendir. Ne zaman bir araya gelsek tevazuyu yüzünde görüyoruz. İran'a giderek Komutan ile gizli ya da açık görüşmeler yapan bütün Lübnanlılar onun mütevazılığı ve alçakgönüllüğünden hayrete düşüyor. Bugün Lübnan'da küçük bir beldenin belediye başkanında bile Komutanın halk ve ziyaretçiler karşısındaki mütevazılığını görmüyoruz.

Başkaları bir İmam, bir Komutan ve bir hükümdardan ziyade sevgi dolu, müşfik ve sevgisini gösteren bir babayla görüştüğünü düşünebilir. Onun alaçakgönüllü ve babacan davranışı hakkında size daha önce demiştim ki ne zaman kendi fikrimizi ona söylesek bunu ölçüp tartarak 'benim tavsiyem ...' şeklinde cevap verirdi ve değerlendirmemizi isterdi. Bu Komutanın mütevazı, nazik ve babacan davranışının işaretlerinden birisidir. Bu, bize nasıl olgun davranıp karar vereceğimizi öğrettiği için babacan ve bizi karar vermek için zor bir duruma sokmak istemediği için de nazik bir davranıştır.

Onun başka bir özelliği ise siyaset ve tarih hakkındaki geniş bilgisidir. Bölge ve kompleks gelişmelerine karşın Komutan bölgeyi biliyor. Orta Doğu olarak da bilinen Batı Asya bölgesinden ve özellikle Suriye, Lübnan ve Filistin ama özellikle Lübnan'dan bahsediyorum. Bölge meseleleri aşırı derecede karmaşık ve bölgedeki siyasetçi ve düşünürlerin çoğu durumu değerlendirirken hatalar yapıyor. Her neyse, son kırk yıldır Komutanın her analizinin doğrı ve mantıklı olduğunu gördük. Onun bölge ülkeleriyle ilgili her görüşü, bu ülke halklarının kendisi bile kendi mesellerini analiz edemezken, doğruydu. Bu sıradışı bir şeydir.

Bana göre onun ayırıcı özelliklerinden birisi Yüce Allah'a mutlak güvenidir. İnzivaya çekilip ibadet eden ya da öğretim ya da ilim faaliyetleriyle meşgul olup Allah'a mutlak güven duyduğunu iddia eden birisinden bahsetmiyoruz. Gerçek sınav Komutan kadar sorumluluk sahibi olmak, İslam Cumhuriyetine liderlik etmek, Ümmete liderlik etmek, ABD ile, dünyadaki emperyalistler ile ve kibirli güçler ile karşılaşmak, mazlum ve mahrumlara yardım etmek, en zorlu savaşlara girmek ve ben Allah'a, gerçekten Allah'a güveniyorum demektir. Fark budur. Bu, Allah'a gerçek iman ve başkalarını da bu yönde terbiye etmektir. Bunun anlamı sadece bu güveni duyduğunu iddia etmek olmayıp Lübnan Hizbullahı gibi başkalarının gönülleri ve akıllarında da bu güveni yaratıp beslemektir. Bu güvenin gölgesinde Allah rızası için ilerleme, bilinç ve cesaretle zafere ulaşılacaktır. Bu güven sayesinde İran halkı ve İranlı gençler ABD'ye karşı durup zorluklarla yüzleşebilmişlerdir. Eğer Komutanın kendisi Allah'a böyle yüksek derecede bir güven duymasaydı bunu başkalarına da aktaramazdı.

Bugün İslam dünyaaında entelektüel alanda çok az Müslüman düşünür var. Bir düşünür ile eğitimli bir insan arasında fark vardır. Kitaplar yazıp dersler veren çok sayıda Müslüman alimimiz var ancak Şehit Mutahhari ya da Şehit Bekir Sadr gibi çok fazla Müslüman düşünürümz yok. Bugün İslam dünyasındaki Müslüman düşünürlerin sayısı oldukça az. Komutanın konuşmalarını dinleyen, kitaplarını okuyan ve özellikle Ramazan aylarında çeşitli gruplarla bir araya geldiğinde yaptığı açıklama ve verdiği tavsiyeleri dinleyen birisinin onun büyük bir Müslüman entelektüel olduğunu fark edeceğinden şüphe yoktur. Belki de İslam dünyasında onun benzeri yoktur. Yani şu anda hiçbir Müslüman entelektüel onunla kıyas edilemez.

İctihat ve fıkıh alanlarında Komutanın ilmi karakteri ile diğer alimler arasındaki pozisyonu elbette yeterince yansıtılmıyor. Benim alim olma iddiam yok ancak kendileri de alim olup Komutanın fıkıh derslerine katılan bilgili ve müctehid çok sayıda kardeşin onun İslam hukukundaki uzmanlığına ve ictihad ile fıkıh konularına hakimiyetine şahit olduğunu biliyorum. Onun fıkha hakimiyetini teslim etmek sadece duygusal bir davranış değil. Deneme, araştırma ve ciddi ilmi incelemelere dayanıyor.

Bugün mücadele sürüyor. Bilim, bilgi, düşünce ve siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, askeri ve güvenlik boyutlarıyla meselelerin gerçek tanımı gibi gereksinimleriyle mücadeleyi kim sürdürüyor? Derin bir sezgi ve cesaret gerektiren bu mücadeleyi sürdüren kimdir? Bazılarının sezgisi olabilir ancak cesaretten ve canıyla, hayatıyla ve kanıyla fedakarlık ruhundan yoksundur. Bütün bu özelliklere sahip liderler hangileridir? Bu, Komutanın özelliklerinin özetidir. Yine de onun müstesna ve ayırıcı özellikleri üzerine çalışmak isteyenler olursa çok şey öğrenecektir.

Onun cesaretinden bahsettiniz. Size göre Ayetullah Hamaney'in bölgedeki meselelerle ilgili en cesur kararı neydi?

ABD'de 11 Eylül olaylarının ardından George Bush ve yeni muhafazakarlar çok kızgındı. Onlar Amerikan halkının öfkesini bütün yasal sınırları ve uluslararası normları yıkmak için istismar ettiler. George Bush o günlerde dünyaya 'ya yanımızdasınız ya da karşımızda' açıklamasını yaptı. ABD askerlerini İran'ın komşularına gönderdi. ABD askerlerinin mesela Brezilya'ya konuşlanmasından bahsetmiyoruz. Amerikan askerlerinin Afganistan, Irak ve İran'ı çevreleyen komşu ülkeler ile denizlere konuşlanmasından bahsediyoruz. Bush bunu kaba ve kızgın bir düşmanlık gösterisi olarak yaptı.

Önüne çıkan herkesi ortadan kaldırmak istiyordu. Bölgedeki çoğu kimse büyük bir endişe ve korku içindeydi zira ABD'nin gelip bölgeyi ele geçireceğini düşünüyordu. Hatırlıyorum, o zaman yazılan makalelerde bölgenin 200 ya da 300 yıl sürecek bir Amerikan hakimiyeti altına gireceği ve kimsenin ABD'nin karşısına çıkıp onu yenemeyeceği iddia edeiliyordu. Kim ABD'nin karşısına çıktı? Lider. Bu duruş sadece tarihi bir erdem, siyasi bilgi, takva ve samimiyet gerektirmiyor. Aynı zamanda büyük bir cesaret gerektiriyor. Dünyadaki yegane kibirli emperyalist gücün karşısına çıktı. Öfkeden tutuşmuş ve hiçbir kurala boyun eğmeyen bir gücün. İtaatkar değil saldırgan bir duruşla onların karşısına çıktı. Sonuç olarak son yıllarda bölgedeki Amerikan projesine karşı savaşan Komutan olmuştur.

Bu röportajın haricinde konuşurken onun Suriye'ye müdahale kararını da oldukça cesur bir karar olarak tanımlamıştınız.

Tabii ki hiç şüphesiz onun bütümn bu kararları oldukça cesurdu. Ancak bana en cesur kararını sordunuz. En cesur kararı dehşetli, şiddetli ve tamamen çılgın ABD kasırgasına karşı durmak, bu kasırga karşısında diz çökmeyi ya da teslim olmayı reddetmek ve nihayetinde onu ortadan kaldırmak olmuştur.

İslam Devriminin yıldönümü törenlerinde sizin de bahsettiğiniz 'Zefer Muhakkak Sabırla Gelir' kitabından konuşalım. Bize kitaptan hatırladığınız ilginç nokta ya da ifadeleri söyleyebilir misiniz?

Öncelikle, bu kitap elime geçtiğimde son hali değildi ve aynı gece okudum. Kitabı aldığımda güneş batıyordu. O gece büyük bir coşkuyla okudum. Önce Komutanın kendi el yazısıyla yazılmış giriş bölümünü okudum. Arapça ve aynı zamanda Farsça yazılmış bir giriş bölümüydü. Şaşırmıştım. Komutanın akıcı bir Arapçası olduğunu biliyordum ancak hitabet en üst seviyedeydi ve ifadeler anlamlı ve etkileyiciydi. Bugün anadili Arapça olan hiç kimsenin bu kadar güzel ve anlamlı bir Arapça metin yazabileceğini sanmıyorum. Kitabın başında fark ettiğim ilk şey buydu.

Aynı şekilde, kitabın girişinde ifade edildiği gibi dil ve ifade de oldukça önemliydi. Çünkü bir kardeşim olan Dr. Azerşeb'den şunu duymuştum: 'Bu Arapça metin Komutan tarafından yazıldı ve sadece basit değişiklikler yaptım.' Kitabın metni harika ve Arap edebiyatı ile hitabeti açısından oldukça önemli. Ulema bir kenara Arap edebiyatçılarının çoğu dahi böyle mükemmel bir hitabet ve belagata sahip bir metin kaleme alamaz.

Kitabın başka bir özelliği de hadiselerin açık ve ayrıntılı anlatımı. Komutan, kitabın Farsça bir baskısı olduğu için İranlılar için olmasa da Arap dünyası için çoğu yeni olan hadiseleri güzel bir biçimde  yazıya dökmüş. Komutanın hatıraları ve hayatı hakkında çok sayıda kitaptan oluşan bir koleksiyon okumuştum. Ancak Komutanın kendisi tarafından Arapça olarak yazılan ve geniş ayrıntılar içeren bir kitabı ilk kez okuyordum. Çok etkileyiciydi. Ve tabii ki Komutanın ve başka kardeşlerin dayandığı baskı, acı, sıkıntı ve yalnızlık insanlara aşikar oldu. Ancak o her halükarda şu anda konumuz olmayan başkalarının değil kendi anılarını yazıyordu. Açıktır ki İran halkı, dini liderler, yetkililer ve sorumluluk alan herkes İslam İnkılabı için acılar çekip fedakarlıklarda bulunmuştur.

Liderle görüşmelerinizde hangi dil kullanılıyor?

Ben Arapça konuşuyorum o da Farsça. Ancak bazen toplantının başında Arapça bazı sorular soruyor. Örneğin bizim nasıl olduğumuzu, ailemiz ve kardeşlerimiz hakkındaki soruları Arapça soruyor. Sonra da Farsça devam ediyor. Aslında bu, onun liderliğinin başında ve hatta cumhurbaşkanlığı döneminde ama çoğunlukla liderliği sırasında olan bir anlaşmaydı. Zira ben Farsça anlıyorum. Konseydeki bazı kardeşlerim de bir dereceye kadar Farsça anlıyor. Bu sebeple Komutan ile görüşmelerde tercüman kullanıyorlardı. Komutan ilk başlarda tercüman kullanmamızı istedi. Ancak Lübnanlı ve bazı İranlı kardeşlerimizin hazır bulunduğu bir toplantıda şöyle söyledi: 'Artık tercüman kullanmayacağız. İranlılar sizin ne söylediğinizi anlamak için Arapça ve Lübnanlılar da Farsça öğrenmeli. Böylece tercümana ihtiyaç duymasınlar.' O zamandan bu yana Komutan ile görümelerimizde tercüman bulunmuyor.

Sizin Komutan ile çok hatıranız olduğu açık. Bazılarını anlattığınız bu hatıralar siyasi ya da askeri tartışmalarla ilgili. Şimdi, konuşmamızın sonunda, pek çok hatıranızdan sizin için tatlı ve ilginç olan birisini bizimle paylaşmanızı istesek bu hangisi olurdu?

(Seyyid Hasan gülüyor) Şimdi düşünmemiz lazım. Hepsi güzel hatıralar. (Seyyid Hasan gülüyor) Birisini seçmek zor. 1990'ları biliyorsunuz yani 1997 ya da 1998 yıllarıydı. Zorlu bir döneme giriyorduk zira tüm zorluklar, meydan okumalar ve bir sürü tehlike sebebiyle çok yorulmuştuk. Hem Lübnan'da hem de dış meseleler ile İsrail ve komşularımızla ilgili konularda zor bir durumdaydık. Elbette o zamanlar gençtim, sakalım tamamen siyahtı ve omuzlarımdaki yük kapasitemin üzerindeydi. Bazen İran'a seyahat ederdim. Komutana şöyle söyledim: 'Komutanımız! Ne yapayım?' O zaman Komutan şöyle cevap verirdi: 'Sen hala gençsin ve sakalın tamamen siyah. Sakalım tamamen gri iken ben yorgunluktan nasıl şikayet etmeliyim?' O şunu da söyledi: 'İnsanların bazen düşmanlarından bazen de dostlarından kaynaklanan meydan okumalar, zorluklar ve tehlikelerle karşılaşması doğal. Dostlardan kaynaklanan zorluk genellikle düşmanlardan kaynaklanandan daha ağır ve acıtıcıdır. Sonuç olarak pek çok şey bizi kısıtlar. Bazen bir insan zihnen yorulur ve ona rehberlik edip yol gösterecek birine ihtiyaç duyar. Bazen bir insan elini tutacak birine ihtiyaç duyar. Bazen onu sakinleştirip ona manevi ve ahlaki dinginlik verecek birisine ihtiyaç duyar. Bazen onun gücünü artırıp kararlılığını destekleyecek birine ihtiyaç duyar. Aslında ihtiyaç duyduğumuz bütün bu şeyler için Yüce Allah'tan başka kimseye ihtiyacımız yok. Yüce Allah'ımız var. Yüce Allah, Kerem ve Rahmati ile ona seslenmemize ve her yer ve zamanda onunla konuşmamıza izin verir.'

Bu sözlerin hepsi Komutanın formalite olmadan söyledikleriydi. Şöyle devam etti: 'Bu yüzden ne zaman yorgun ya da bitkin hissetsen şunu yapmanı tavsiye ediyorum. Yalnız bir oadaya gir ve 5, 10 ya da 15 dakika o Yüce Allah ile konuş. Allah'ın mevcudiyetine, duyduğuna, gördüğüne ve bildiğine ve onun gücü yeten, gani ve alim olduğuna inanıyoruz. Yani Allah bizim ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahiptir. Yani onunla konuş. Bunu yapmak için Peygamber (s.a.v.) ya da masum İmamların dualarına ihtiyaç yok. Hayır, kendi dilinle. Kalbinde ve aklında söyleyeceklerini tartarak kendi dilinle konuş. Allah duyacak ve görecektir. O cömert, müşfik, affedici ve rahmandır. Rehberlik ve bilginin kaynağıdır. Eğer bunu yaparsan Allah sana huzur, güven ve güç verecektir. Senin ellerinden tutacak ve yol gösterecektir. Bunu tecrübemle söylüyorum. Dene ve neticeyi gör.'

Sonra ona Allah'ın izniyle tavsiyelerini izleyeceğimi söyledim. O zamandan beri zaman zaman bunu yapıyorum ve Komutanın bu tavsiyesinin ve rehberliğinin nimetlerini görüyorum. Zorluklar ne kadar büyük olursa olsun bu vasıtalara sığınırsak büyük ilahi lütfun kapıları bize açılacaktır. 33 gün savaşında yaptığımız en önemli şey buydu. Gerek ben gerekse kardeşlerim bir köşeye çekilip Yüce Allah'a sığınıyoruz ve ondan bize yol göstermesinmi, yardım etmesini, azim, güç ve cesaret vermesini istiyoruz. Yüce Allah çok cömerttir.

Çok teşekkür ederiz. Bu konuşmanın sonunda zatı alinizden İran halkı için Farsça birkaç kelime söylemenizi isteyecektim.

Bu benim için zor. Özel görüşmelerde Farsça konuşuyorum ancak bu röportaj basın için yapıldığından dikkatli olmalıyım.

Bize ayırdığınız zaman için, dün ve bugün bize ayırdığınız saatler için ne kadar teşekkür etsek azdır. Size müteşekkiriz ve bu röportaj Allah'ın izniyle İran halkı ve İslam Ümmeti için hayırlara ve hüsnüniyete vesile olacaktır. Allah size sıhhat versin. Siz bütün Müslümanlar için bir gurur kaynağısınız.

RÖPORTAJIN SONU