• 31 Ekim 2020 21:08
article

Seyyid Nasrallah'ın Tarihi Röportajı (1)

İmam Hamenei'nin resmi sitesi olan Khamenei.ir Lübnan Hizbullah'ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah ile bir röportaj gerçekleştirdi. İlk kez yayınlanan bu röportajın birinci bölümü

Khamenei.ir web sitesinin Seyyid Hasan Nasrallah ile yaptığı röportajın tam metni.

İmam Hamenei'nin resmi sitesi olan Khamenei.ir Lübnan Hizbullah'ı Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah ile bir röportaj gerçekleştirdi. İlk kez yayınlanan bu röportajın birinci bölümü

Röportaja, İslam İnkılabı zafere ulaştığı zaman bölgedeki durumun nasıl olduğunu sorarak başlamak istiyorum. Batı Asya'da durum neydi? Özellikle İslam İnkılabının önemli boyutlarından birinin onun bölgesel ve uluslararası etkileri olduğu düşünüldüğünde, inkılabın ardından bölge denklemlerinde hangi değişiklikler oldu ve biz hangi olaylara şahit olduk? İslam İnkılabı'nın zafere ulaşması ile genelde bölgede ve özelde Lübnan'da neler yaşandı?

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Öncelikle hoş geldiniz demek istiyorum. Eğer geçmişe gider ve gelişmeleri gözlersek İran'daki İslam İnkılabı'ndan çok kısa bir süre önce bölgede çok önemli bir gelişmenin yaşandığın göreceğiz. Bu olay Mısır Arap Cumhuriyeti'nin Camp David Anlaşmasını imzalayarak Arap – İsrail çatışmasından çekilmesidir. Mısır'ın sözü edilen çatışmadaki önemli ve etkili rolü sebebiyle bu olayın Arap – İsrail çatışması, Filistin sorunu ve Filistin'in geleceği üzerinde olduğu kadar bölge üzerinde de çok tehlikeli sonuçları oldu.

Bu olayın ardından ilk önce, çatışmanın büyük ölçüde İsrail'in lehine sürdüğü görüldü. Bunun sebebi o dönem diğer Arap ülkeleri ile Filistinli direniş gruplarının Mısır'ın yardımı olmaksızın büyük güçlere karşı duracak güçlerinin olmamasıydı. Yani olayın ilk etkisi Arap ülkeleri arasında derin bir ayrılığa yol açması oldu.

İkinci olarak, o dönemi hatırlarsanız SSCB'ye karşı ABD önderliğinde bir Batı bloğu vardı. Buna göre bölgemizde de bir bölünme mevcuttu: Sovyetler Birliği'nin yani Doğu bloğunun yanında duran ülkeler ile ABD'ye yani Batı bloğuna bağlı ülkeler. Bunun sonucunda bölgedeki Arap ülkeleri arasında derin bir bölünme görülüyordu ve bu ayrılığın bölge halkları için yıkıcı sonuçları ve tabii ki aynı zamanda Arap – İsrail çatışması üzerinde etkileri oldu. O dönem Sovyetler Birliği ile ABD arasındaki Soğuk Savaş bölgemizi ve gelişmeleri temelden etkiledi.

Lübnan'ın durumuna gelirsek, Lübnan'ın da bu bölgenin bir parçası olarak İsrail'in eylemleri, Arap – İsrail çatışması ve bölgedeki bölünmeler gibi gelişmelerden ciddi biçimde etkilendiği söylenmelidir. O dönem Lübnan iç sorunlarla karşı karşıyaydı ve bir iç savaş yaşanıyordu. Düşman İsrail 1978 yılında yani İslam İnkılabından bir yıl önce güney Lübnan'ın bazı bölgelerini işgal etmiş ve Lübnan – Filistin sınırında 'sınır şeridi' adını verdikleri bir güvenli bölge yaratmıştı. Düşman İsrail bu güvenli bölge sayesinde Lübnan'a, şehirlerine, köylerine ve halkına her gün saldırmaya devam etti. Gerçekten ciddi bir problemle karşı karşıyaydık: Güney Lübnan'da İsrail işgali ve onun her gün gerçekleştirdiği saldırılar. İsrail savaş uçakları ve topçuları güney Lübnan'ı bombaladı, Siyonist rejim adam kaçırma ve bombalama eylemlerini en kötü biçimde sürdürdü ve bu acımasız olayların ardından insanlar evlerini terk etti. Bu olaylar İslam İnılabından hemen önce yani 1977 ile 1979 yılları arasında yaşandı.

Lübnan'daki Filistinlileri bahane mi ettiler?

Evet, İsrailliler Filistinlilerin varlığını ve gerçekleştirdikleri operasyonları hedef gösterdiler. Ancak bu sadece bir bahaneydi zira İsrail güney Lübnan'da henüz Filistinliler mevcut değilken yani 1948 yılında Lübnan'ın güneyine saldırmaya başlamıştı. Filistinliler 1960'ların sonu ve 1970'lerin başında yani özellikle Ürdün'deki olayların ardından ve Ürdün'den Lübnan'a Filistinli grupların gitmesi ile güney Lübnan'ı direniş üssü haline getirdiler.

İran'daki İslam devrimi işte bu şartlarda zafere ulaştı. Bu zafer Arap ve Müslüman dünyada bir umutsuzluk atmosferinin baskın ve gelecek kaygısının etkili olduğu bir dönemde geldi. Mısır'ın Arap-İsrail anlaşmazlığından çekilmesi ve Camp David anlaşmasını imzalaması, Filistinlilere aşağılayıcı bir siyasi sürecin dayatılması ve diğer yandan Arap ülkelerindeki yöneticilerin yetersizliği o dönemde umutsuzluk, keder, çaresizlik, hayal kırıklığı ve gelecek kaygısını güçlendiren faktörler olmuştur. Bu yüzden böyle bir ortamda İran'da gerçekleşen İslam İnkılabı, Filistin ve Lübnan halkı başta olmak üzere bölgenin ve halkların kaybettikleri umutları yeniden canlandırmıştır.

İslam İnkılabının bu zaferi İsrail'in varlığı ile köşeye itilmiş bir ulusunun umutlarını da yeniden canlandırdı. İmam Humeyni'nin (k.s.) Siyonist proje ve Filistin'in özgürleştirilmesi karşısındaki pozisyonu başından beri açıktı. Filistinli direniş gruplarıyla açıkça omuz omuza duruyordu. İmam Humeyni (r.a.) Filistin halkının desteklenmesi, her bir karış toprağın kurtulması ve bölgedeki gasıp bir rejim olarak İsrail'in ortadan kaldırılması gerektiğine inanıyordu. Bu yüzden İslam İnkılabı'nın zaferi gelecek için giderek çoğalan bir umut yarattı ve bölgedeki direniş grupları kadar direnişi destekleyenlerin de moral ve motivasyonlarını yüz kat artırdı.

İslam İnkılabı'nın zaferi aynı zamanda bölgede bir güç dengesi yarattı. Mısır, İsrail ile savaşmaktan kaçmıştı ancak İran İslam Cumhuriyeti devreye girdi. Böylece Arap – İsrail çatışmasında güç dengesi yeniden tesis edildi ve bu yüzden bölgedeki direniş yeni bir tarihsel aşamaya girdi. Bu Şiiler ve Sünniler arasında aynı şekilde Arap ve Müslüman dünyadaki İslami hareket ve cihad'ın başlangıç noktasıydı.

İmam Humeyni (k.s.) Filistin sorunu, İslami vahdet, Direniş, ABD ile karşılaşmak ve onunla mücadele etmek, istikrar ve süreklilik, milletlerin kendilerine ve Allah'a güvenmesi, kibirli güçlere karşı savaşırken kendi gücüne inanmak ve zafere ulaşmak gibi çeşitli konularda bazı düsturlar ortaya koydu. Bu düsturlar şüphesizdir bölgenin o zamanki durumuna çok olumlu ve doğrudan bir etki yapmıştı.

İslam İnkılabının yarattığı genel atmosfer ve İmam Humeyni'nin (k.s.) bölge halklarının kalplerine yeni bir ruh ilham vererek direnişi yeniden canlandırmasına ek olarak İmam Humeyni ve onun Lübnan'daki direniş ve Hizbullah karşısındaki pozisyonu ile ilgili olarak özel bir hatıranız var mı?

Evet var, 1982 yılıydı. Bunun hakkında konuşmak istiyorsak İran'daki Hürremşehr ilinin kurtarılmasını göz önüne almalıyız. İsrailliler İran ile Irak arasındaki savaştan ya da Saddam'ın İran'a dayattığı savaştan derin bir kaygı duyuyorlardı. İşte bu yüzden Hürremşehr'in kurtarılmasının ardından İsrail, Lübnan'a saldırmaya karar verdi. Tabii ki bu eylemin kendi kök sebepleri ve İran cephesindeki zaferler ile İsrail'in Lübnan'a saldırması arasında derin bir ilişki vardı. İsrail işte Lübnan, Bekaa Bölgesi, Cebeli Lübnan ili ve Beyrut'un banliyölerine bu şekilde girdi. O dönemde, İsrail işgalinin hemen ardından ulema, kardeşler ve savaşçılardan oluşan bir grup İslami Direnişi oluşturmaya ve Direniş hareketinin İslami-Cihadi temelini krumaya karar verdi.

Daha sonra İsrail, Lübnan'ın tamamını değil ama yarıya yakınını, yani Lübnan'ın yüzölçümünün yüzde 40'ını işgal etti. 100 bin İsrail askeri Lübnan'a girdi. Barışı koruma bahanesiyle Amerikan, Fransız, İngiliz ve İtalyan çokuluslu güçlerini de yanlarında getirdiler. Aynı zamanda İsrailliler ile birlikte çalışan ve onlarla işbirliği yapan Lübnanlı milisler de vardı. Bu gerçeklere işaret ederek o zaman durumun ne kadar kötü olduğunu göstermek istiyorum.

Daha sonra ulema, müminler ve Mücahid kardeşlerimizden oluşan bir grup, İslami direniş adı altında yeni bir hareket başlatmaya karar verdi. Bu hareketin ismi daha sonra 'Hizbullah' olarak değişecekti. Bu cephenin teşkil edilmesi ile İmam Humeyni'nin (k.s.) Suriye ve Lübnan'a İslam Devrimi Muhafız Birliklerini göndererek İsrail saldırılarına karşı durup savaşma kararı aynı zamana rastladı. İslam Devrimi Muhafız Birliklerinin başlangıçtaki amacı Lübnan ve Filistin direniş grupları ve Suriye güçlerinin yanında savaşmaktı. Ancak bir süre sonra İsrail saldırılarının boyutları sınırlandı ve artık ortada klasik bir savaş yoktu. Ve halk güçlerinin direniş operasyonlarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç hissediliyordu.

İşte o zaman İmam Humeyni (k.s.) Suriye ve Lübnan'daki Devrim Muhafızları ve İranlı güçlerin görevini doğrudan çatışmaya girmekten Lübnan'daki gençlere yardım ve askeri eğitim sağlamak olarak değiştirdi. Ki böylece Lübnanlı gençler kendileri işgalcilerle başa çıkabilsin ve direniş operasyonları gerçekleştirebilsin. İmam Humeyni'nin ilk pozisyonu buydu.

Böylece Suriye ile Lübnan'ın Bekaa bölgesindeki – eğitim merkezlerinin bulunduğu Baalbek, Hermek ve Canta – İslam Devrimi Muhafız Birliklerinin görevi Lübnanlı gençlere askeri eğitim sağlamak olarak değişti. Lübnanlı gençlere savaş metodlarını öğretip lojistik destek sağladılar. O dönem Lübnan'daki İslam Devrimi Muhafız Birliklerinin sadece varlığı bile Lübnanlı gençlere ve Direniş gruplarına bir amaç ve İsrail'e karşı durmak için yüce bir ruh verdi.

Daha önce de söylediğim gibi, bu önemli hedefi takip etmek için büyük bir grup kurulmasına ve direniş yanlısı kardeşler adına dokuz temsilcinin belirlenmesine kara verilmişti. Bu temsilcilerin arasında Şehid Abbas Musavvi de vardı. O zamanlar 22 ya da 23 yaşlarında bir genç olduğum için doğal olarak bu dokuz kişinin arasında bulunmuyordum. Bu dokuz kişi İran'a seyahat ederek İslam Cumhuriyetinin temsilcileri ile görüştü. İmam Humeyni (k.s.) ile de bir görüşme yaptı. İmam Humeyni (r.a.) ile görüşme sırasında Lübnan ve bölgedeki son gelişmeler hakkında bir rapor sunarken bir İslami direniş cephesi kurulması önerisinde bulundular. İmam Humeyni'ye (r.a.) şunu söylediler: 'Sizin rehberliğinize, otoritenize ve liderliğinize inanıyoruz. Ne yapmamız gerektiğini söyleyin.'

İmam Humeyni (r.a.) bunun karşılığında onların görevinin sınırlı imkanlara ve az bir sayıya sahip olsalar bile düşmana karşı tüm güçleriyle direnmek ve karşı durmak olduğunda ısrar etti. Hizbullah'ın o sırada üye sayısı azdı. İmam dedi ki: 'Sıfırdan başlayın ve Yüce Allah'a dayanın ve dünyadaki başka insanların yardımını beklemeyin. Kendinize güvenin ve Allah'ın size yardım edeceğini bilin. Sizi muzaffer olarak görüyorum.' Bu muhteşem bir şeydi. İmam Humeyni (r.a.) bunu kutlu bir yol olarak görüyordu ve böylece kardeşlerimizin onunla görüşmesi sırasında Lübnan'da 'Hizbullah'ın kutlu ismi altında İslami direniş cephesinin temel taşlarını döşemiş oldu.

O zaman kardeşlerimiz İmam'a şöyle dedi: 'Sizin rehberliğinize, otoritenize ve liderliğinize inanıyoruz. Ancak her halükarda siz çok meşgulsunuz ve ileri bir yaştasınız ve sizi sürekli olarak farklı konu ve problemlerle meşgul edemeyiz. Bu yüzden çeşitli konularda danışabileceğimiz bir temsilci atamanızı istiyoruz.' İmam da o dönem cumhurbaşkanı olan İmam Hamaney'i (Allah onu gözetsin) öne sürdü ve 'Hamaney beyefendi benim temsilcimdir.' dedi. Bunun sonucunda Hizbullah ile Ayetullah Hamaney (Allah onu korusun) arasındaki ilişki, bu grubun tesis edilmesiyle hemen hemen aynı zamanda başlamış oldu. Onunla farklı zamanlarda sürekli bağlantı halinde olduk, sık sık görüştük ve son gelişmeler hakkında rapor sunduk. O da daima direnişi övdü.

Şehadet isteyen bazı Hizbullah üyeleri meselesini hatırlıyorum. İlk istişhadi eylem tecrübesinin  Lübnan'da ve bizim kardeşlerimiz tarafından gerçekleştirildiğini biliyorsunuz. Kardeşlerimiz istişhadi eylem gerçekleştirmek isteyen, Lübnan'da büyük bir şehadet eylemi gerçekleştirip işgalcileri derinden sarsan savaşçıların vasiyet videolarını henüz basında yayınlamadan önce İmam'a gönderdiler. Bu video İmam'a gösterildi ve o da seyredip görüşlerini bildirdi. Vasiyetler çok güzeldi. Coşku, sufizm ve aşk doluydu. Vasiyetleri seyreden İmam Humeyni (r.a.) şöyle dedi: 'Bunlar genç ve yiğit insanlar. Hepsi çok gençler.' Sonra şöyle devam etti: 'Bunlar gerçek sufiler.' İmam bu vasiyetlerden gerçekten çok etkilenmişti.

İmam Humeyni'nin direniş ve Lübnan Hizbullahı ile işbirliği, ona desteği ve ihtimamı onun kutlu yaşamının en son gününe kadar devam etti. İmam Humeyni vefat etmeden bir ya da iki ay öncesini, çok hasta olup yerli ziyaretçileri az ve yabancı ziyaretçileri ise daha az kabul ettiği zamanı hatırlıyorum. İran'a Hizbullah konseyinin bir üyesi ve idari yetkilisi olarak gittim. Ayetullah Hamaney, Merhum Ayetullah Rafsancani ve diğer İranlı yetkililerle görüştüm. Ayrıca İmam Humeyni ile görüşme talebinde bulundum. Bana onun hasta olduğu ve kimeyle görüşmeyeceği söylendi. Denemelerini istedim ve ellerinden geleni yapacaklarını söylediler. Daha sonra İmam Humeyni'nin ofisine giderek görüşme talebinde bulundum. O zaman İmam Humeyni'nin hane halkından Şeyh Rahimiyan (Allah onu korusun) ki kendisi Lübnan'a özel bir önem veriyordu, meseleyi Ahmed Humeyni (r.a.) ile paylaştı ve ertesi gün bir toplantı için hazır olmam istendi. Doğal olarak hepimiz şaşırmıştık. İmam Humeyni'nin (r.a.) yanına gittim ve başka kimse yoktu. Seyid Ahmed bile. Toplantılara çoğunlukla katılan Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ya da Devrim Muhafızlarından da kimse yoktu. Şeyh Rahimiyan İmam'ın odasına kadar bana eşlik etti ancak sonra beni İmam ile yalnız bıraktı. Onun muhteşem varlığı karşısında saygı duyuyordum.

İmam Humeyni yüksek bir sandalyede bense yerde oturuyordum. Onun ihtişamı karşısında donup kalmıştım ve tek kelime edemedim. İmam yaklaşmamı istedi. Ona yaklaştım ve yanına oturdum. Konuştuk ve yanımda getirdiğim bir mektubu ona verdim. O dönem Lübnan'da yaşanan gelişmelerle ilgili paylaştığım soruları cevapladı ve gülümseyerek şöyle dedi: 'Bütün kardeşlerimize  üzülmemelerini söyle. İran İslam Cumhuriyeti'ndeki kardeşlerim ve ben hepimiz sizin yanınızdayız. Daima sizin yanınızda olacağız.' Bu benim İmam Humeyni (r.a.) ile son görüşmem oldu.

Keşke o dönem hakkında sizinle daha genişçe konuşmak için vaktimiz olsaydı. Bize fırsat verdiğiniz için tekrar teşekkür ederim. Hizbullah'ın oldukça zor bir dönemde kurulduğunu ve eylemlerine başladığını söylediniz. Yine İran'ın kendi sınırlarındaki işgal ile uğraştığı gerçeğinden bahsettiniz. Siyonist rejim Lübnan'da periyodik olarak insanlara saldırıp cinayetler işledi ve yağmacılık yaptı. Hizbullah her halükarda böyle zor bir durumda faaliyetine başladı. Aynı zamanda İmam Humeyni'nin sizinle temasta kalmak için Ayetullah Hamaney'i atadığını söylediniz. İmam Humeyni'nin vefatından sonra Ayetullah Hamaney'in (Allah onu korusun) size verdiği en önemli tavsiyeleri sormak istiyorum. Ayrıca onun cumhurbaşkanlığı sırasında size ne şekilde rehberlik ettiği söyler misiniz?  İmam Hamaney'in liderlik dönemine gidersek, açıklığa kavuşturmaya çalıştığımız şey, onun İslam Cumhuriyetinin Komutanı seçilmesi ile Hizbullah'ın neden çok memnun olduğu ve güven tazelediğidir. Sizin böyle hissetmenizi sağlayan gelişme neydi?

Ayetullah Seyyid Ali Hamaney ile ilişkimizin ilk anından itibaren ona kendi sözlerimle, 'Komutan' şeklinde hitab ettim. Şimdi de ondan bahsederken aynı kelimeleri kullanmama izin verin. Kardeşlerimin Hizbullah içinde her aşamada değişen sayıda 7 ila 10 kişiden oluşan bir Hizbullah Konseyi oldu. Bu konseyin üyeleri, cumhurbaşkanlığı sırasında Komutan ile sürekli görüştüler. O dönem hakkında söylemek istediğim şey İmam Humeyni'nin vefatından önceki neredeyse yedi yıl boyunca Ayetullah Hamaney'in cumhurbaşkanlığı...

Hizbullah ile Ayetullah Hamaney arasında teması sağlayan özel bir şahıs var mıydı?

Bu konuya geri döneyim. Komutan gerçekten de Lübnanlı gruplara değer vermiş ve onlara yeterli zaman ayırmıştır. Görüşmelerin 2, 3 hatta bazen 4 saat sürdüğünü hatırlıyorum. Söylediklerimizi dikkatle dinlerdi. Dostlarımız ve kardeşlerimiz ona ayrıntıları anlatırdı. Sizin de bildiğiniz gibi hepsi aynı görüşte değildi. Farklı düşünceleri vardı. Komutan tüm yorumları, düşünce ve görüşleri dinlerdi. Doğal olarak, Arapça dili ile ilgili bir problem de yoktu. Çünkü akıcı bir Arapça konuşurdu. Çok güzel Arapça konuşurdu.

Yine de Arapça bilen bir mütercimin kendisine eşlik etmesini tercih ederdi. Genellikle Farsça konuşurdu ancak Lübnanlılar Arapça konuştuğu zaman tercümeye ihtiyaç duymazdı. Onun Arap dilindeki eksiksiz ustalığı Lübnanlı kardeşlerimizin dertlerini ve görüşlerini anlamasına büyük katkıda bulunmuştur. Önemli olan nokta şudur ki, İmam Humeyni'den tam yetki almasına rağmen Komutan rehberlik rolü oynamaya çalışmış ve kendi kararlarımızı verebilmemiz için yardım etmiştir. Hem o zaman hem de Komutan olarak atandıktan sonra her toplantıda ne zaman görüş belirtmek istese 'benim tavsiyem şudur' dediğini hatırlıyorum. Örneğin bir sonuca ulaşsa da bize 'oturun, birbirinizle istişare edin ve doğru kararı verin' derdi.

Aslında o aşamada Komutan, Hizbullah liderleri ile komutanlarının entelektüel, ilmi ve zihinsel açıdan yetişmesi için gruba rehberlik ederek kritik bir rol oynamayı başarmıştı. Öyle ki kardeşlerimiz en zor durumlarda dahi kendilerinden emindi ve kendi yeteneklerine güvenerek karar verebiliyorlardı. Yorum yapsa da Farsça bir deyişi hatırlatıyordu: Bir ülkenin menfaatine sahipleri karar verir. Saygıdeğer İmam şunu söylüyordu: 'sizler Lübnanlısınız ve kendi meseleleriniz üzerindeki hakimiyetiniz daha fazladır. Biz sadece sizin uygulayabileceğiniz birkaç yorum yaparız. Ancak nihai kararı verecek olan sizsiniz. Başkalarının sizin adınıza karar vermesini beklemeyin.' buna göre Hizbullah'ın eğitimi, büyümesi ve hızla gelişmesinde Komutanın rolü oldukça önemli olmuştur.

Kardeşlerimiz ilk yıllarda İran'a yılda iki-üç kez gidiyordu. Yani o dönem çok hızlı bölgesel gelişmeler yaşandığından, İranlı yetkililerin bu gelişmeler hakkındaki görüşlerini öğrenmek için yaklaşık altı ayda bir İran'a gidiyorlardı. Elbette o dönemde sekiz yıl boyunca İran'a dayatılan ve bölgesel etkileri olan bir savaş da vardı. Böylece kardeşlerimizin İran ile düzenli bilgi değiş tokuşuna, danışmaya ve İran'dan destek almaya ihtiyaçları vardı. O dönemde kardeşlerimiz acilen çözülmesi gereken bir sorunla karşılaşınca beni İran'a gönderiyordu. Diğerlerinden daha genç olduğum için bana sistematik bir koruma ya da benzeri bir şey verilmiyordu. Yalnızdım ve sadece bir çantam vardı. Yani ben çok fazla tanınan birisi olmadığım için İran ziyaretlerim çetrefilli değildi ve etrafımda güvenlik olmuyordu.

Diğer yandan Hizbullah içindeki kardeşlerime kıyasla Farsçaya daha fazla aşina olduğum için İran'a göndermek için beni tercih ediyordu. Daha en başından itibaren İranlı kardeşlerim ile aramızda bir muhabbet ve alaka oluşmuştu. Hizbullah içindeki kardeşlerim bana şunu söylediler: 'sen İranlıları seviyorsun, İranlılar da seni. Bunun için İran'a sen gitmelisin.' Lübnan'daki kardeşlerim adına Komutan ile bir ya da iki saat görüşüyordum. Bütün konular tartışıldıktan sonra ben gitmeye hazırlanırken bile 'Ne acelen var? Kal ve konuşmadığımız bir konu varsa konuşalım.' diyordu. Bu aşama Hizbullah için oldukça önemliydi zira Hizbullah temel konulara, temel yaklaşımlara ve temel hedeflere sahipti. Farklı görüşleri tek bir kitap altında bir araya getirmeyi sonunda başardık. Şimdi Hizbullah'ın içinde bir görüş birliği olduğunu söyleyebilirim. Yaşadığımız olaylar ve edindiğimiz tecrübeler ile yaşadığı dönemde İmam Humeyni'nin ve onun vefatından sonra da Komutanın rehberliği, tavsiyeleri ve liderliği sayesinde farklı bakış açıları bir araya getirilip birleştirildi.

Keşke hatıralarınızı dinlemek için yeterince zamanımız olsaydı...

Bir yerde 'keşke' diyeceksin... [gülüşmeler]

İKİNCİ BÖLÜM