• 06 Ağustos 2020 21:31
article

İsrail'e Karşı Türkiye Tehdidi Giderek Artıyor

Siyonist rejim medyasından Jerusalem Post'ta çıkan bir analizde, Türkiye'nin İsrail'e yönelik tehdidinin giderek arttığı ileri sürüldü.

 
Türkiye'deki İsrail karşıtı koronun açıklamaları, özellikle iktidar partisinin dini ve aşırı milliyetçi söylemlerinin zehirli karışımı söz konusu olduğu zaman İsrail ve bölgesel istikrar için giderek artan bir tehdit oluşturuyor.
 
Türkiye'nin Ayasofya müzesinin camiiye çevireceğini açıklamasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara'nın bir sonraki adımda 'El-Aksa'yı özgürleştireceğini söyledi. Türkiye diyanet işleri başkanı ve diğer hükümet yetkilileri geçtiğimiz aylarda İsrail Devletine karşı 'İslam ümmetini birleştirmek' istedikleri mesajını tekrar tekrar yaydılar.
 
Ankara'nın söylemi İran'ın 1970'lerde başlayan ve daha sonra nükleer bir doğaya sahip varlık tehdidine dönüşen İsrail karşıtı sistemine giderek daha çok benziyor. İran'ın dini yönetimi, Türkiye'de Müslüman Kardeşler'den ilham alan AK Parti gibi dünyaya ikili bir gözlükten bakıyor. Buna göre sadece 'İslam ümmeti' ile diğerleri var. Hem İran hem de Türkiye'nin mevcut liderleri için dini aşırılıktaki yükseliş bölgeyi İsrail'e karşı harekete geçirme arzusuna işaret ediyor.
 
Yıllardır İran, İsrail için bir tehdit teşkil ediyorken Ankara ve Kudüs tarihsel ilişkilerini sürdürüyordu. Ancak Gazze'de 2009 yılında yaşanan savaşın ardından hikayenin seyrinde radikal bir dönüş yaşandı. Bir zamanlar, 1990'larda sürekli olan ilişkiler, söz konusu savaşın ardından birden fazla seviyede düşmanlığa dönüştü. Türkiye'de antisemitizm mevcut ve Yahudiler ile İsrail hakkında komplo teorileri faal bir biçimde yayılıyor. İsrail'in Gazze Şeridine uyguladığı deniz ablukasını yarmaya çalışan Mavi Marmara filosunu harekete geçiren gruplar gibi aşırı sağcı radikal hareketler de güçleniyor.
 
Bunların yanında, Türkiye'nin mevcut hükümeti Hamas'ın yakın bir müttefiki. İran ve Türkiye'nin her ikisi de Hamas'ı destekliyor. Ayrıca her ikisi de ABD'nin Suriye'nin doğusundaki rolüne düşman gözlükleriyle bakıyor. Türkiye ve İran ayrıca Kudüs'ü dış politikalarının merkezine almış iki ülke. Örneğin ABD Başkanı Donald Trump, ABD büyükelçiliğini Kudüs'e taşıdığı zaman Müslüman ülkeleri İstanbul'da kınama toplantısına çağıran Türkiye idi. Türkiye, ilhak hareketi ve büyükelçiliğin taşınmasına yönelik muhalefete öncülük ediyor.
 
Bu, Türkiye'nin İsrail'e yönelik tehditlerinin sadece sözde kalmayıp ideolojik olduğu ve Gazze filosu olayında olduğu gibi fikirleri eyleme dönüştürme isteğiyle Hamas benzeri grupları birleştiren ve giderek güçlenen dini bir kampanyanın parçası olduğu anlamına geliyor. Türkiye ile uzlaşma girişimleri başarısız olurken Ankara militarizm sarhoşluğu içinde olup istediğini zor kullanarak elde etmeye hevesli.
 
Türkiye, nüfuzunu artırmak için hem Gazze'de Hamas hem de doğu Kudüs'teki dini gruplar aracılığıyla sessiz bir biçimde kendine yol açmaya çalışıyor. Kudüs belediyesi kısa bir süre önce,  Türkiye destekli grupların Kudüs'ün doğusunda yerleştirdiği bir levhayı yerinden söktü. Levhanın amacı, Türkiye'nin Osmanlı dönemindeki gibi İsrail'in başkenti üzerinde hak sahibi olduğunu iddia etmekti.
 
Bölgede hissedilen daha büyük bir tehlike var. Türkiye, kimseden karşı bir eylem görmeden Suriye ve Irak'ı bombalıyor. Suriyeli paralı askerler ile deniz ve hava kuvvetlerini Libya'ya gönderiyor. Bu kampanya Kudüs'ten uzak görünse de aslında Türkiye, İsrail ile Yunanistan'ın bu yıl imzaladığı enerji boru hattı anlaşmasını engellemek için Akdeniz'de bir kesit ele geçirmeye çalışıyor. Ankara içeride de dünyadaki en fazla mahkum gazeteci sayısı ile muhalefeti susturmuş durumda. Muhalefet yokluğu sayesinde de bölgede kendi gündemini dayatıyor.
 
ABD yönetimi şu ana kadar Türkiye'yi görmezden geldi. Dışişleri Bakanlığındaki Türkiye yanlısı unsurlar Türkiye'nin aşırılık yanlısı gündemini ve Hamas ile diğer terörist grupları savunmasına göz yumdu. İsrail de şu ana kadar sessiz kaldı.
 
Kanıtlar göstermiştir ki bölgede engellenmeyen kuvvetler sonunda gözlerini İsrail'e dikerler. 1950'lerde Cemal Abdünnasır tarafından oynanan bu rol daha sonra İran'ın ayetullahlarına geçti. Komşularına saldırmaya, muhalifleri ezmeye ve Batının engellemesiyle karşılaşmadan İsrail karşıtı söylemini sürdürürse uzun vadede Türkiye'ye geçebilir.
 
KUDÜS HABER AJANSI