• 31 Ekim 2020 20:24
article

FİLİSTİN VE KUDÜS YALNIZ FİLİSTİNLİLERİN DEĞİLDİR

El-Meyadin televizyonunun 3 Mart 2020’de Hamas lideri İsmail Heniyye ile Moskova ziyareti sırasında gerçekleştirdiği röportaj…

El-Meyadin televizyonunun 3 Mart 2020’de Hamas lideri İsmail Heniyye ile Moskova ziyareti sırasında gerçekleştirdiği röportaj…

-Arap ve İslam dünyasının içerisinden geçtiği istisnai bir süreçte, özellikle de Filistin’in içerisinden geçtiği istisnai süreçte Hamas heyeti Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştirdi. Bölge meselelerine vakıf olmak için bu süreçte Filistin İslami direniş Hareketi Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi ağırlamaktan mutluluk duyuyorum. Bize bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum. Hoş geldiniz.

-Sizlere ve El-Meyadin televizyonu izleyicilerine teşekkür ederim.

-Sizin ilk Rusya ziyaretiniz olduğunu düşünüyorum. Tabii bu ziyaretin 1 sene önce gerçekleşmesi gerekiyordu ancak şuan gerçekleşti. Niçin bu ziyaret gecikti.

- Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Tabii, ertelenmenin nedenlerine derinlemesine girmek istemiyorum. Bu, bazı iç sebeplere dayanıyordu ancak nihayetinde bu ziyaret gerçekleşti. Bölgenin ve Filistin davasının içerisinden geçtiği istisnai bir süreçte bu ziyaret gerçekleşti. Bu vesileyle derinlemesine ve geniş bir şekilde tüm meseleleri Rusya’daki yetkililerle konuşacağız. Bugünkü görüşmeler de bu mevzu çerçevesinde gerçekleşti.

-O zaman bu görüşmelerden bahsedelim; bugün Rusya Dışişleri Bakanlığı’nda bakan Sergey Lavrov tarafından karşılandınız. Aynı şekilde dışişleri bakanlığı yetkilileriyle ve Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı aynı zamanda Rusya liderinin Ortadoğu Özel Temsilcisi Sayın Mihail Bogdanov ile görüşmeniz oldu. Neleri konuştunuz. Bu ziyaretinizde belirli hedefleriniz var mıydı? Belirlediğiniz ve konuştuğunuz konular var mı? Görüşmelerden çıkan netice nedir?

-Sayın Lavrov, Sayın Bogdanov ve dışişleri bakanlığı kadrosuyla 4 dosyayı görüştük.

İlk dosya, siyasi konuları içeriyor. Filistin meselesinin şahit olduğu gelişmeler, özellikle de Yüzyılın Anlaşması diye isimlendirilen süreçten sonra… Biz bu anlaşmayla ABD’nin Siyonist rejime yönelik desteğinin zirvesine şahitlik ettik. Aynı şekilde Evangelistler ile Siyonistler arasındaki ittifakın zirvesini gördük. Özellikle de bu anlaşma Filistin davasını merkezlerini hedef almıştır; Kudüs, toprak ve geri dönüş hakkı…

Dolayısıyla bizim Filistin’de, bölgede ve uluslararası alanda öncesinden daha çok faaliyet içerisinde olmamız gerekiyordu. Bu anlaşmayı reddetmek için duruşları sıklaştırmak ve tüm dost ve müttefiklerle Amerika’nın haddini aşmasına karşı ulusal Filistin stratejini inşa etmek için… Ben bunu ABD’nin eşkıyalığı olarak görüyorum.

Bugün gerçekleşen görüşmelerde duruşlar birbirine uyumluydu. Rusya bu anlaşmayı kabul etmediğini ilan etti. Bu anlaşmanın uluslararası kanunlara aykırı olduğunu açıkladı. Uluslararası girişimleri ve Araplar tarafından ortaya konan girişimleri ihlal ettiği için… 2002’de Beyrut’taki Arap Birliği zirvesinde anlaşmaya varılan Arap Girişimi gibi, tabii bizim bu girişime karşı duruşumuz ayrı bir konu…

Dolayısıyla bu anlaşmaya karşı siyasi duruşlar birbirine uyumlu… Biz pratik adımlardan ve stratejiden bahsettik. Bugün arz ettiğimi gibi bu strateji 3 yol üzerinden hareket etmemizi gerektiriyor:

Birincisi Filistin yolu, Filistin’in iç düzeni, Filistin’in ulusal birliğin sağlanması ve bu aşamada ortak bir siyasi program üzerine ittifak etmek…

İkincisi direniş yolu, tüm şekilleriyle geniş ve kapsamlı direniş… Geniş halk direnişlerinden askeri direnişe kadar…

Üçüncü yol ise, Arap ve İslam alemiyle güvelik ağının güçlendirilmesi… Bu anlaşmayı kabul etmeyen Filistin’in duruşunun sahiplenilmesi için… Bundan sonra da birlik içerisindeki Filistin üzerine bina edilmiş uluslararası bir güvenlik ağının kurulması gerekmektedir. Özellikle de Filistin’deki tüm farklılıklar bu anlaşmayı reddetmiştir. El-Fetih, Hamas ve tüm Filistinli gruplar…

Bizim Hamas olarak Ebu Mazin (Mahmud Abbas) ile bu konuyu görüşme girişimimiz oldu. Aynı şekilde Filistinli liderlerin Ramallah’ta ortak bir toplantıda buluşması için görüş birliğine vardık. Aynı şekilde Gazze’de Batı Şeria’dan gelecek heyetle bir araya gelmek üzere anlaştık. Bu şekilde ulusal bir strateji için Filistin iç görüşmelerine başlama kararı aldık. Bu gün görüşmelerimizde masaya yatırdığımız birinci konu buydu.

İkinci konu ise, Filistin’in birliği konusudur. Filistin iç barışıdır. Biz Hamas’ın stratejisinin Filistin halkının birliğinin zaruri olduğuna dayandığını vurguladık. Filistin topraklarında ve Filistin topraklarının dışındaki Filistinlilerin birliği…

Biz Filistin birliğinin sağlanması ve iç barış konusunda bir çok taviz verdik ve bunun için çalıştık. Ortak bir Filistin liderliği inşa etmek için, aynı şekilde bu aşamada ortak bir siyasete, stratejiye ve mücadeleye sahip olmamız gerekmektedir.

4 seçenek sunduk. Bu seçeneklerden her biri bizi ulusal birliğe ulaştırabilir. Birinci seçenek genel seçimlerin yapılması, başkanlık seçimleri ve yasama seçimleri… Sonrasında ise Filistin Ulusal Meclisi seçimleri yapılmalı. Biz bu seçimleri kabul ettiğimizi söyledik.

İkinci seçenek ise, Filistin Ulusal Meclisi ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Ramallah dışında toplanması, mesele Beyrut’ta toplanabilir veya başka bir başkentte… Bu şekilde bütün Filistinli grupların katılımı gerçekleşir. Hamas ve İslami Cihad gibi Filistin Kurtuluş Örgütü dışındaki hareketler ve Ramallah’a gitme imkanı olmayıp Şam ve Beyrut’ta merkezi bulunun Filistinli hareketler de bu oturuma katılır.

Bu ulusal meclis ile bu aşamada gerekli olan Filistin bakışı ve ardından atılacak adımlar konusunda ittifaka varabiliriz.

Üçüncü seçenek, Filistin gruplarının genel sekreterlerinin ve liderlerinin 2011’de Kahire’de varılan anlaşma gereğince toplanması… Bu toplantı Kahire’de gerçekleştirilebilir.

Dördüncü seçenek, bu aşamada Batı Şeria ve Gazze’yi yönetecek ulusal birlik hükümetini kurmamızdır. Tabii bu aşamada da başkanlık ve parlamento seçimlerine hazırlık yapılması gerekiyor.

Biz bugün Rusya’daki yetkililere, bu seçeneklerden hangisine Ebu Mazin (Mahmud Abbas) ve Fetih Hareketi olumlu yanıt veriyorsa, biz o seçeneği uygulamaya hazırız dedik.

Çünkü son aşamada Filisitin halkı bugün var olan bir savaşla karşı karşıyadır. Bu anlaşma halkımızdan herşeyi çekip almak istiyor. Bu durumda Filistin ulusal birliği sorununa karşı bekleyip olanları seyretmek mümkün değildir.

Görüştüğümüz üçüncü konu ise, ikili ilişkilerdi. Biz Rusya’nın Filisitn davasıyla ilgili 3 özelliğinin olduğunu görüyoruz. Birincisi, Rusya, Sovyetler Birliği döneminde Filistin devriminde vardı. Şimdiye kadar da Filistin liderleri ve gruplarıyla güvenilir ve direkt ilişkilere sahipler. İkinci özellik ise, Rusya’nın Filistinli gruplara yaklaşımı eşit mesafede, Fetih’ten Hamas’a, cephelere ve diğer tüm gruplara kadar… Her zaman bu grupları ağırlıyor. Üçüncü özellik ise, Rusya’nın uluslararası arenada harekete geçmesinin Filistin meselesi ve Filistinlilerin haklarına karşı ABD’nin duruşunu dengeler bir neticeye neden olabileceğidir.

Dolayısıyla genel olarak halkımızla, özel olarak da Hamas Hareketi ile Rusya arasındaki ikili ilişkiler daha çok gelişebilir. Ve Filistin halkımızın sabit haklarının korunması konusunda daha çok ortak mesafe kat edebiliriz. Bunların başında da devlet, Kudüs, geri dönüş hakkı ve işgal zindanlarındaki esirlerin özgürlüğüne kavuşturulması gelmektedir.

-Güzel, o zaman müsaadenizle bu konuları tafsilatlı bir şekilde konuşalım istiyorum. Bu mekanda Rusların ev sahipliğinde Filistinli gruplar arasında görüşmeler yapıldı. Bu ilk görüşme değildi tabii ki. Rusya’nın Filistin ulusal barışında Mısır ve diğer ülkelerin rollerini tamamlayıcı bir role sahip olduğunu düşünüyor musunuz? Rusya’nın Filistin meselesinde rol alma hususunda özelliği nedir?

-Öncelikle şunu söylemek istiyorum; Filistin iç barışı ve ulusal birlik, esasında Filistinlilerin sorumluluğudur. Kesinlikle daimi yardım ve desteğe ihtiyaç duyuyoruz ancak bu mesele, bu dava irade ve kararlılığa bağlıdır. Filistin iradesi ve Filistin kararlılığı…

Biz Hamas Hareketi olarak, Fetih Hareketi, İslami Cihad ve diğer gruplar, istenilen ilerlemeye neden olacak vatani birliği geçmişten daha çok istemektedirler.

İkincisi de, daha önce de belirttiğim gibi, Rusya’nın tüm Filisitnli gruplarla ilişkileri var. Ve gruplar arasında ayrım yapmıyor. Bu, Rusya’ya hareket etme sahası ve öneriler sunma imkanı veriyor. Rusya bu şekilde Filistin iç barışına yardım edebilir.

Şüphesiz Mısır Arap Cumhuriyeti’ndeki kardeşler, tarih, coğrafya ve Filistin meselelerine bağlılıkları açısından, bu konuda esas ve merkezi rolü oynamaktadırlar. Tüm Filistinli gruplar, Hamas da dahil olmak üzere, Mısır’ın Filistin’in diğer meselelerinde olduğu gibi, Filistin iç barışı meselesinde merkezi rolünün olduğuna inanıyor.

Ancak bu bizim başka bir yardım rolünü kabul etmeyeceğimiz anlamına gelmez. Biz Rusya’nın Katar’ın, Türkiye’nin, Lübnan’ın rolünü memnuniyetle karşılıyoruz. Birçok devletin, Filistin’in iç durgunluk halinden çıkışı için bir çok aşamada araştırma ve katkı sunduğuna inanıyorum.

Sayın Nebih Berri’nin bu konuda rolü olduğunu hatırlıyorum. Lübnan’daki kardeşler, Katar, Türkiye, bazı zamanlarda Ürdün, bazı aşamalarda Senegal, bazı aşamalarda Yemen… Dolayısıyla bu, Filistin davasının tüm Müslüman ve Araplar için önemli olduğunu gösteriyor.

Filistin içerisindeki ihtilaflar ise, doğal ve Arap ve Müslüman çevrelerce anlaşılan bir durum değildir. Dolayısıyla biz Rsuya’nın rolünü selamlıyoruz. Ve Mısır’ın bu konuda merkezi konumunu söylemekle birlikte, Filistin iç barışı için üstlenilecek tüm rolleri memnuniyetle karşılıyoruz.

-İç barıştan bahsettiniz. Başkan Mahmud Abbas’ın açıklamaları olmuştu ve Gazze’yi ziyaret etmek istediğini söylemişti. Bildiğiniz gibi birkaç gün önce El-Fetih Hareketi Merkez Komite Üyesi Hüseyin Şeyh, Moskova’yı ziyaret etti. Sizin Sayın Lavrov ve Rusya Dışişleri yetkilileriyle konuştuğunuz konuları konuştu. Aynı şekilde Gazze’ye geliş konusunu da konuştu. En azından 13 yıldır devam eden iki başlı yönetimin bitişi için başlangıç noktası olması açısından, bu konuda ne aşamadasınız?

-Evet, dediğim gibi ben Beyaz Saray’da Yüzyılın Anlaşması ilan edilmeden önce girişimde bulundum ve Ebu Mazin (Mahmud Abbas) ile görüştüm. Ona dedim ki, ‘Sayın Ebu Mazin bu bizim hepimizin savaşıdır. Dolayısıyla birbirimizin ellerini tutmamız gerekmektedir. Bu anlaşmaya yön verelim.’

Çünkü bu anlaşma ABD’nin çirkin yüzünü ortaya çıkarmıştır. Aynı şekilde Oslo Anlaşması’nın üzerinden 25 yıl geçmesinin ardından acı bir hasat olmuştur. Oslo’nun hasadı ve neticesi budur. İki devlet konusu bile gerçekleşmemiştir. Kudüs ve mülteciler masada yok, esirler Siyonist işgal hapishanelerinde kalmaya devam ediyor. Batı Şeria topraklarının yüzde 30’unun ilhakı gerçekleşiyor. Ürdün Vadisi’nin ilhakı isteniyor.

Dolayısıyla Filistinlilerin kendi aralarında görüşmeleri olmalı, liderler seviyesindeki görüşmeler ve bu konu için Filistin ulusal bakışını ortaya koymalıyız.

Önümüzde 3 aşama var, Filistin’in durumunu bu üç aşama üzerine bina edebiliriz;

İlk aşama, Batı Şeria ve Gazze’deki yönetim müesseselerinin tertibi için ittifaka varılması ki bu başkanlık ve parlamento seçimlerine vesile olacaktır.

İkinci aşama, Kapsayıcı Filistin liderliğidir. Bu da Filistin Kurtuluş Örgütü’dür. Bu da Filistin Ulusal Meclisi seçimlerinin içeride ve imkanlar ölçüsünde dışarıda gerçekleştirilmesi için bir vesiledir. Merkezi bir meclis olması hasebiyle ve FKÖ’nün yürütme kurulu seçilmelidir. Bu ortak ulusal liderlik Filistin’in durumunu yönetme ve stratejiler üzerine ittifak sağlama sorumluluğunu üstlenecektir. Siyasi ve mücadele stratejileri de buna dahil… Nasıl direniş sergilemeliyiz, direniş ve askeri yol ile siyasi yönetimin uyumunu nasıl yapalım gibi…

Üçüncü aşama ise, Filistinli grupları temsil edecek siyasi bir program üzerine ittifak etmemizdir. Her grubun kendi stratejisi olmasına saygı duyulur tabii. Mesela Hamas, Filistin’i denizden nehire olarak tanımlıyor. Tarihsel Filistin budur. Hamas, İsrail’i tanımadı ve tanımayacak. Hamas, direniş tercihini benimsiyor ve bu yolda ilerliyor. Ancak ulusal bir programda ittifaka varılması durumunda Hamas kesinlikle bu programa uyumlu hareket edecektir. Kendi stratejimizi koruyarak, ortak prpgramda belirlenen sınırlar içerisinde hareket ederiz.

Bununla birlikte kadar mekanizmasının yönetimiyle ilgili de anlaşmaya varılabilir. Biz Filistin karar idaresinin bu şekilde kalmasını istemiyoruz. Filistin karar mekanizması bir olmalı. Bunun neticelerini biz gördük. Biz direniş karar mekanizmasında kendi başımıza hareket etmek istemiyoruz. Aynı şekilde Fetih Hareketi’ndeki kardeşlerimizin de siyasi karar mekanizmasını tek başlarına yönetmelerini istemiyoruz. Gelin, tüm Filistinli gruplarla yönetimde birleşelim ve karar mekanizması üzerine anlaşmaya varalım.

Ramallah heyetinin Gazze’yi ziyaretine gelecek olursak, biz bugün bu konuyu konuştuk. Batı Şeria’dan kardeşlerimizi Gazze’de karşılama kararı aldık. Hiçbir şart ve sorun olmaksızın hazırız.

Fetihli kardeşlerimizden Oslo Anlaşması’ndan önceki aşamaya bağlı bazı meselelerden kurtulmalarını istiyoruz. Oslo Anlaşması iki aşama arasında bir aşamadır. Yüzyılın Anlaşması’ndan önce hareket ettiğimiz gibi devam edemeyiz. Yüzyılın Anlaşması birçok şeye sınır koymuştur. Fetihli kardeşlerimizin tüm Filistin vatanı için cesur kararlar almaları gerekmektedir.

Toplantının nasıl olacağı gibi detaylara gelince, bunlar Gazze’ye heyetin gelmesiyle anlaşmaya varılacak şeylerdir. Bugün ben Hamas yönetimindeki arkadaşlarla Moskova’da Filistin Büyükelçisi’nin ziyaret ettim. Onu ziyaret etmeye istekliydim, aynı şekilde onu kendi ofisimde ağırladım.

Bizim mesajımız halkımızadır, ulusal, siyasi, tüm kardeşlere, tüm devletlere ve Moskova’ya mesajımız; biz Hamas Hareketi olarak tüm engeller için bir plan yapmak istiyoruz. Filistin iç barışı için de eylemsel ve hakiki adımları atmaya başlamamız gerektiğine inanıyoruz. Filistin’in Moskova’daki Büyükelçisi kardeşime de söyledim; Sayın Ebu Mazin’e ve Ramallah’taki kardeşlerime Batı Şeria’dan gelecek heyeti Gazze’de ağırlamaktan ve memnuniyet duyacağımızı iletmeni rica ediyorum ve ziyaretin başarılı olmasını istiyorum dedim.

-Son iki konuya tekrar geleceğim ama siz şuan Moskova’dasınız ve bu ziyaret sizin uluslararası turlarınız çerçevesinde gerçekleşiyor. Bir süredir Filistin dışındasınız, bir takım ziyaretleriniz oldu, bugün de buradasınız. Amerika ile herhangi bir şekilde iletişime geçme imkanını bekleyebilir miyiz veya siz bunu uzak bir ihtimal olarak görüyor musunuz? Çünkü tansiyonu yükselten ve meseleyi çöküşü doğru sürükleyen Amerika’dır. Sizin Amerika ile görüşme ihtimaliniz var mı veya Amerikalılar sizinle görüşmek istiyorlar mı?

-Bizim genel bakış açımız, dünyadaki herhangi bir devletle siyasi bir görüşmeye ve ilişkilere karşı olmayışımızdır. Sadece Siyonist rejimle herhangi bir iletişim ve görüşmeye karşıyız. Bunun dışında bizim için başka ülkelerle görüşmekte sorun yoktur. Ancak ben şuanki bu yıkıcı tutumu benimseyen ABD yönetiminin, Filistin halkının tüm ümit ve beklentilerini yıkmak istediğini düşünüyorum. Biz ABD yönetimiyle siyasi iletişimin fayda sağlamayacağını ve Filistin direnişini temsil eden Hamas’ın suretine zarar olarak geri döneceğini biliyoruz.

Hamas’ın bu görüşmelerle Yüzyılın Anlaşması’nın bir parçası olduğu düşünülecektir. Özellikle de bazıları bu tür şayiaları yaymaktalar. Gazze, Gazze’de bir devlet ve Yüzyılın Anlaşması bunu öngörüyor diyorlar. Bu çokça söyledik, Gazze’de Filistin devleti yoktur, Gazze’siz Filistin devleti de yoktur. Gazze’yi direniş özgürleştirmiştir. Gazze direnişin ve özgürlük projesinin sağlam üssünü temsil etmektedir. Batı Şeria’da, Kudüs’te, içeride ve her yerdeki kardeşlerimizin varlığıyla…

Dolayısıyla bugünkü ABD yönetimiyle iletişim kurmakta herhangi bir fayda görmüyorum. O ABD yönetimi ki, Filistin Devleti yoktur, Kudüs, Siyonist rejimin birleşik başkentidir demiştir. Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımıştır. 8 milyon Filistinlinin ülkesine dönüşünün önünü kapatmak istemektedir. Bunlar 70 yılı aşkın bir süredir topraklarından sürülmüşlerdir. Dolayısıyla biz ABD yönetimiyle görüşmek istemiyoruz.

Ancak ABD’nin Hamas Hareketi ile görüşmek için girişimleri oldu. Ben El-Meyadin ekranlarından, Moskova’dan şunu söylemek istiyorum; Evet, ABD yönetimi, Hamas Hareketi’nin liderleriyle iletişim kurma girişiminde bulundu. Hangi mekan olursa olsun bu görüşmenin gerçekleşmesi için çalıştılar. Hamas güçlü bir hareket olduğu için ve Filistin’in en önemli unsurlarından biri olduğu için böyle bir girişimde bulundular. Sana şunu söyleyeyim ki, biz bunu reddettik. Görüşmeyi kabul etmedik. Daveti kabul etmedik ve bizimle ABD yönetimi arasında herhangi bir gizli görüşme olmasını da reddettik. Çünkü bizim, bu görüşmelerin ABD yönetiminin de isteğiyle Yüzyılın Anlaşması’nın Filistinli grupların onayıyla ilan edildiği rivayetlerine neden olacağına dair kanaatimiz vardı. Washington yönetimi tarafından yayılmaya çalışılan bir rivayet lehinde kullanılabileceğine inandığımız için görüşmeyi reddettik. Özellikle de direniş çevreleri ve Hamas’ın onayıyla olduğu şayiaları olacaktı. Hamas, açıktan bu anlaşmayı reddediyor ama masa altından ABD yönetimiyle oturuyor şeklinde algılanacaktı. Evet biz ABD yönetimi ile görüşmeyi reddettik. Çünkü biz ABD’nin ilan edeceği anlaşmanın doğasından ve Filistinle ilgili görüşlerinden haberdardık.

-Uluslararası ilişkileriniz genişlemekte, şüphesiz bu Filistin davası açısından olumlu bir şey… Şuan bölge, özellikle de Suriye gibi size yakın bölgelerde yaşananların Filistin davasına yansıması oluyor. Bugün Hamas, Türkiye-Suriye sınırında yaşananlarla ilgili bir açıklama yayınladı. Bu açıklamayla ortaya koymak istediğiniz ne? Ve hareketiniz gücü ve geniş ilişkileriyle bu durumun sükunete kavuşmasına katkı sunabilir mi?

-Değerli kardeşim, bu konuyu bazı zaviyelerden açıklamalıyım.

Birinci zaviye, Hamas, herkese açık bir strateji izliyor. Filisitn davası, Filistin direnişi ve gerçek anlamda tehlikede olan Kudüs, herkesin desteğine ihtiyaç duymaktadır. Halklar bazında veya devletler bazında olsun, Araplar, Müslümanlar ve dünyadaki özgür insanların desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu nedenle biz herkese açık bir strateji izliyoruz.

Hamas’ın İran İslam Cumhuriyeti ile stratejik ilişkileri vardır. Türkiye ile, Katar ile, Mısır ile, Lübnan, Ürdün, Fas’la ilişkilerimiz olduğu gibi… Uluslararası anlamda Rusya ile ilişkilerimiz var. Yakın bir zamanda Güney Afrika devletini ziyaret etmem için çalışmalar yapılıyor. Dolayısıyla Hamas’ın hareket alanında olan bu ağ, Hamas’ın stratejisi ve görüşünün ortaya koyduğu bir gerçekliktir. Hamas’ın bölgeden belirli bir kısımla ve belirli bir zaviye ile kendini sınırlaması öncelikli olarak Filistin halkına ve davasına zarar verecektir.

İkinci zaviye ise, Yüzyılın Anlaşması’nın iki yolu var. Birincisi Filisitn davasını tasfiye etmeyi amaçlıyor. İkincisi ise, bölgeyi ABD’nin bakış açısına göre tertip etmeyi amaçlıyor. ABD’nin bölgedeki etkisini pekiştirmeyi ve İsrail rejimi bu bölgenin bir parçası yapmayı amaçlıyor.

Dolayısıyla bölgemizde yaşananlar, devletler arasındaki ayrılıklar ve yaşanan durum İsrail için bölgede altın bir fırsat oluşturdu. Bu şekilde planlarını uygular hale geldi.

Buradaki görüşmelerimizdeki konular arasında yer alan huşulardan biri de buydu. Biz ABD’nin bölgeyi kontrol altına almayı hedefleyen yönelim yolunu keseceğiz. Enerji kaynaklarını, deniz, kara ve havayolu olarak en önemli ticaret güzargahlarını kontrol etmek istiyor. İsrail’i bölgenin efendisi yapmak için… Ortaklık ile başlayıp egemenliklerini dayatarak bu süreci bitirmek istiyorlar. Yeni ittifaklar inşa ederek bunu yapmak istiyorlar. Buna bir defa Arap NATO’su diyorlar, şimdi ise Kızıl deniz kıyısındaki ülkelerin görüşmelerinden bahsediyorlar. Bazı başkentlerde yapılacak görüşmelerden bahsediyorlar. Bazı Arap ülkeleri ve İsrail’in de bu görüşmelere katılmasından bahsediyorlar. Dolayısıyla biz bu durumun zarar verici olduğunu görüyoruz.

Bu durum diri olan güçlere dayatılmak isteniyor. En azından ABD’nin siyasetinden zarar gören güçlere dayatılmak isteniyor. Bu güçlerin diyalog ve anlayış içerisinde olması gerekiyor. Gerginliği azaltmak ve güven köprüleri kurmak için, sorunları diyalog, kardeşlik ve herkesin ortak maslahatları mantığıyla çözmek için…

Biz Hamas Hareketi olarak ilişkilere sahip ve biz  bu gerginlik seviyesinin düşürülmesi, güven köprülerinin kurulması için rolümüzü oynamaya her zaman hazırız. Bölgede ABD’nin siyasetinin yolunu kesecek bir tertip için, aynı şekilde Filistin’in tutumu ve direniş için güvene neden olacak her rol için devreye girmeye hazırız. 

Hepimiz bölgedeki bu gerginliğin devam etmemesini umuyoruz. Bizim için bölgede dengede ve etkili olan ülkeler arasındaki anlaşmazlığın devam etmemesini istiyoruz. Bunu temenni ediyoruz ve bunun için çalışıyoruz. Bu konuda rol üstlenmeye de hazırız.

-Efendim, Rusya ile konuştuğunuz ilk konuya, Yüzyılın Anlaşması konusuna gelmek istiyorum. Tabii önemli noktalara değindiniz, nasıl mücadele edilmesi gerektiğine dair fikirlerinizi aktardınız. Filistin halkını tümüyle nasıl asker haline getirebilirsiniz? İlk başlarda yürüyüşler oldu ancak şimdi bir yavaşlama görüyoruz. Filistin halkı ve diğer Arap halkları, Filistin davasına karşı olan bu komplodan nasıl muhafaza edilebilir?

-Filistin halkı direniş yolunda ilerlemekten gerçekten de yorulmayan ve umutsuzluğa kapılmayan bir halktır. Filistin halkımız yüzyılı aşkın bir süreden bugüne kadar İsrail işgaline karşı mücadelesini sürdürmektedir. Bir dalgadan bir dalgaya… Yani devrimler, intifadalar, direniş… Devam ediyorlar, durmuyorlar. Son olarak da geri dönüş ve ablukayı kırma yürüyüşleri gerçekleştirildi. Bu 2 seneye yakın devam etti. Her hafta Cuma günü 10 binlerce Gazzeli genç, yaşlı, erkek, kadın Gazze ile işgal altındaki toprakların sınırlarına giderek eylemlerini sürdürdüler. Ve büyük bir kahramanlık gösterdiler. Bedel ödendi, fedakarlıklar yapıldı.

ABD’nin 2018’in 5’inci ayının 14’ünde büyükelçiliğini taşıyacağını açıkladığı gün, geri dönüş yürüyüşlerinde 70’e yakın şehit verildi. 70 şehit bu kararı reddettiklerini ilan edip, bunu kanlarıyla mühürlediler. Ve Kudüs’ün Siyonistlerin olmayacağını, sadece İslam’ın şehri olacağını ilan edip kanlarıyla mühürlediler.

Sonra Yüzyılın Anlaşması sürecine gelindi. Hakikaten bakıldığında Filistin halkımızın varlığının büyük bir faktör olduğu görülür. Toplumsal eylemlerle halk nezdinde, siyasi ve diplomatik açıklardan, sempozyumlarla, Filistinli liderlerin görüşmeleriyle…

Bu durum dışarıda da aynı şekilde devam ediyor. Mesela, Lübnan’da mülteci kamplarında durmaksızın halk eylemleri yapılıyor. Ürdün’deki halkımız, hatta Avrupa’daki halkımız… Yakın bir zamanda Paris’te Avrupa’daki Filistinlilerin kongresi gerçekleştirilecek. Burada Yüzyılın Anlaşması’na karşı bir hareketlilik var. Biz bu faaliyetlerin ulusal bir strateji ile şekillendirilmesini istiyoruz. Batı Şeria, Kudüs ve Gazze’de, Filistin’in içerisinde ve dışarısında meydan eylemlerinin devam etmesi gerekiyor.

Kudüs’e bakın, Kudüs’teki mücadele durmaksızın devam ediyor. Mescid-i Aksa’nın korunması onların yüksek duruşlarıyla, namazlarıyla güçleriyle devam ediyor. Büyük Sabah namazı kampanyasına olan büyük ilgiye bakın. On binler sabah namazı için Kudüs’te, Mescid-i Aksa’da, Haremi İbrahim’de, Gazze ve Batı Şeria’da mescitlere akıyor.

Evet, bu ibadet yöntemi ve namazdır ama bu aynı zamanda Filistinlilerin, kendilerinin haklarını hedef alan her türlü komployu reddettiklerinin bir belirtisidir. Ve mescidin kapısı ve mihrabından olsa bile İsrail işgaline karşı mücadele etmenin hayatiliğini gösteriyorlar. Biz eylemlerin geliştirilmesine ihtiyaç duyuyoruz.

Biz buradan da söyledik, Ebu Mazin’in ilan ettiği Yüzyılın Anlaşması’na karşı tutumu, Arap Birliği’nde, Ramallah’ta Birleşmiş Milletler’de bunu dile getirdi. Biz bu söylemlerin meydanda, siyasette, halk nezdinde, basında, içeride ve dışarıda eyleme dönüşmesine ihtiyaç duyuyoruz. Bu şekilde Filistinlilerin hep birlikte bu anlaşmayı reddetmesinin semeresini alalım.

Aynı şekilde biz Arapların ve İslam ümmetinin duruşuna da ihtiyaç duyuyoruz. Filisitn sadece Filistinlilerin değildir. Kudüs sadece Filistinlilerin değildir. Evet biz köprünün başıyız. Murabıt ve bekçileriz, Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın, İslam ve Hristiyanlık mukaddesatlarının savunulması için koruyuculuk ve ribat şerifi bizimdir.

Ancak bu Kudüs ilk kıblemizdir, üçüncü haremi şeriftir. Hz. Resulullah’ın isra ve yüksek göklere miraç yeridir. Dolayısıyla bu şehir tüm Arapların ve Müslümanlarındır. Belki de bu dünyadaki tüm özgürlerindir. Ben El-Meyadin ekranlarından Arap ve Müslüman halkları daha çok faaliyet ve dayanışmaya çağırıyorum. ABD ve İsrail’in bu siyasetine karşı daha fazla tepkiye çağırıyorum.

-Efendim güzel ama bu nasıl gerçekleşecek? Bazıları İsrail ile normalleşmek için adım atanlar var. Mesela Sudan’ın mevcut lideri Abdulfettah el-Burhan’ın Netanyahu ile görüşmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Tabi bu üst düzey Arap yetkililerinin ilk görüşmesi değil…

-Gerçekten üzüntümüzü ve kızgınlığımızı ifade ediyoruz. İsrail işgali ve liderleri ile yakınlaşma ve normalleşme adımlarının tümüne karşı kızgınlığımızı ifade ediyoruz.

Arap Girişimi bile bizim buna karşı bakış açımızı korumakla birlikte diyebilirim ki, önce barış, daha sonra normalleşmeden bahsetmekteydi. Bugün işler değişti. Bugün öncelikle normalleşmeye gidiyorlar. Filistin ulusal hukuku ve barış hesabına… Kesinlikle bundan razı değiliz. Varşova Zirvesi’nden de, Manama Zirvesi’nden de, son gerçekleşen Burhan-Netanyahu görüşmesinden de, ve İsrail işgaliyle normalleşmek için herhangi bir görüşmeden de razı değiliz.

Kurtuluşun İsrail’le yakınlaşmada olduğuna inanan hata etmektedir. Bu körük üfleyiciliği gibidir. Ya seni yakar, ya da rüzgârıyla seni kirletir. İşgalci İsrail böyledir.

ABD’ye giden yolun İsrail’in rızasına bağlı olduğuna inanan hata eder. Herhangi bir devlette Filistin davasına kurban verdirmenin kurtuluş ve yönetim koltuğunda oturmanın yolu olduğunu düşünen hata eder. Bunların tümü kabul edilebilir değildir. Dolayısıyla küçük anlaşmaların gidişatına bakın, nereye vardılar. Büyük anlaşmaya vardılar. O da Filistin davasının zayi olmasıdır. Oslo, Vadi Araba, öncesi ve sonrasındaki küçük anlaşmalar, ABD’nin arz etmiş olduğu, İsrail’in de kabul ettiği yolla bizi Filistin davasının zayi olmasına getirdi. Bu normalleşme adımlarını durdurmak ve bu adımlara karşı mücadele etmek gerekir. Tabii halk nezdinde, siyasi ve basın yoluyla tepki gösterilebilir.

Gerçekten de tüm direniş güçlerini, siyasi engelleyicileri ve ümmet içerisinde İsrail’le normalleşmeyi reddeden tüm oluşumları selamlıyoruz. ABD ve İsrail’in iradesine itaat etmeyi reddeden, işgale karşı zafere inananları selamlıyoruz.

Tarihin hareketliliği durmuş değildir. Bugünün güçlüsü yarının zayıfıdır, bugün zayıf olan da yarının güçlüsüdür. Hesaplarını zayıflık süreçleri üzerine bina edenler yine hata etmektedirler. İnsan bir şekilde manevra yapabilir ama ümmetin içerisinden geçtiği zayıflık ve yorgunluk aşaması üzerine stratejisini ve hesaplarını kurmaz.

Filistin davasından ve ümmet davasından çokları geçti. Biz tam bir inanış ve yakin ile Siyonist projenin mübarek Filistin topraklarında geleceğinin olmadığına inanıyoruz.

-Siyonist rejim ile uzun süreli bir ateşkesin olması ufukta görünüyor mu? Özellikle de Bennett ve Gantz gibi şahısların Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonlar düzenlenme tehditleri gölgesinde bu düşünülebilir mi?

-Tehditler durmadı ve devam ediyor ancak bizi korkutmuyor. Direnişi caydıramazlar. Gazze’deki direniş bırakmayan, güçlü ve gücünü arttırma stratejisinde devam etmekte karardır.

Gazze’deki direniş, işgalci İsrail’in başlattığı 3 savaşa girdi. En sonuncusu da 2014 yılındaydı ve 54 gün devam etti. Filistin direnişi Kassam Tugayları başta olmak üzere tüm gruplarıyla birlikte İşgalci İsrail’e karşı altından safhaları kaydetti. Ve İsrail’i Gazze’ye yönelik saldırılarını sürdürmekten caydırdı.

Uzun süreli ateşkese gelince, ben bunun gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Yıllarca sürecek ateşkes Gazze’nin sorunlarının daha çok çözümüyle irtibatlıdır. Tabii burada anlayışlar söz konusu ve bu anlayışlar çerçevesinde Gazze Şeridi’nden abluka kaldırılır, Filistin halkımızın çektiği insanı sıkıntılar sona erdirilir, Gazze halkımız, işgal ve ablukanın kendilerinden almış olduğu hakları elde ederse, bu Filistinli gruplar arasında muvafakatın sağlandığı bir durumdur.

Mısır, Birleşmiş Milletler ve Katar tarafından bu konu takip edilmektedir. Ancak biz de işgalci İsrail’in hareketlerini gözetliyoruz. Özellikle de Gazze’deki direniş gruplarına belirli aralıklarla saldırı gerçekleştiriyor.

Kısa bir zaman önce Şehit Baha Ebu-l Ata suikastını onlar gerçekleştirdi. Şam’ı bombalayıp, Şehit Acuri’yi onlar vurdu. Oğlu da şehit oldu. (Allah rahmet eylesin)

Son olarak yine Şam’a saldırı düzenleyip İslami Cihad Hareketi’nden 2 kardeşimizi şehit ettiler. Aynı şekilde işgalcilerin buldozerin kepçesiyle kaldırdığı kahraman şehit… Hakikaten bu en vahşi Nazi yöntemiydi. Dünya bunu görüyor.

Dolayısıyla Filistinli grupların ve direnişin bu saldırılara karşılık vermesi, hakkıdır. Saldırılara karşı çatışması ve Filistin halkını müdafaa etmesi, direnişin hakkıdır. Aynı zamanda, işgalciler ateşkese bağlı kalırsa direniş de bağlı kalır, anlayış yöntemini sürdürüp bunun gerekliliklerini yerine getirirlerse, inanıyorum ki biz de bu anlayış yöntemini ve gerekliliklerini sürdürürüz. Halkımızın beklentilerini karşılamak ve bu aşamada halkımızın yüksek çıkarları için bunu yaparız. Özgürleştirme, geri dönüş ve bağımsızlık yolunda bir adım olarak tüm bunlar gerçekleşir.

-Efendim, Siyonist rejimin özellikle de son dönemde, sizin de belirttiğiniz gibi belirli şahısları veya belirli harekete mensup kişileri seçmesinde bir fitne amacı ve Filistinli gruplar arasında bir ayrım çıkarma çabası görüyor musunuz?

-Hayır, direniş grupları arasında fitne tohumları ekme çabası başarılı olacak bir şey değildir. Özellikle de Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ndeki kardeşlerimiz arasındaki ilişkiler stratejik ilişkilerdir. Çeşitli yol ve aşamalardan geçmiştir. Biz İslami Cihad Hareketi’ndeki kardeşlerimizle karşılıklı uyum ve anlayış içerisindeyiz. Hatta açıklamalar yayınlanmadan önce hızlı bir şekilde görüşmeler ve karşılıklı anlayışlar oluyor, evraklar direnişin gerekliliği ve Filistin halkımızın yüksek masahatları çerçevesinde tertip ediliyor.

Diğer bir açıdan ise işgalciler ayrım gözetmiyorlar. Bazen Hamas’ı hedef alıyorlar, bazen İslami Cihad’ı, bazen de Halk Cephesi’ni, ve halkımızı hedef alıyorlar. Hatta Batı Şeria’da füzeler ve tüneller yok ama Filistin halkımız yüksek göğüsleriyle direniyorlar. Ancak işgalciler Batı Şeria’da kızlarımızı, bebeklerimizi, okullara, üniversitelere giden öğrencilerimizi öldürüyor.

Ve Siyonist askerlerin nasıl öldürme eylemini gerçekleştirdiklerini görüyoruz, zevk alıyorlar.  Batı Şeria’nın çeşitli bölgelerinde Filistinli gençlerimizin üzerine kurşun yağdırıyorlar. Evleri ve mescitleri nasıl yakıyorlar, çocukları nasıl yakıyorlar. Dolayısıyla işgalci İsrail, bizim halkımızı bir görerek hareket ediyor. Filistin halkını düşmanı olarak görüyor. Bu toprakları da vaat edilmiş topraklar olarak görüyor. Halksız toprak, topraksız halk düşüncesiyle hareket ediyor.

Gazze Şeridi’ne yönelik muamelelerinde ise, bazen İslami Cihad Hareketi’nden füze saldırısı gerçekleştiğini iddia edip Hamas’a saldırıyorlar. Hamas’ın üslerini ve Kassam Tugayları’na ait noktaları vuruyorlar. Dolayısıyla Siyonistler ayrım yapmıyorlar. Biz de esasında Filistin direnişi safları içerisinde, özellikle de Hamas ve İslami Cihad arasında çatlak oluşturulmaması için tam bir teyakkuz halindeyiz.  

-Tabii seyircilerin merak ettiği birçok konu var. Mesela sizin General Kasım Süleymani’nin cenaze merasimine katılmanız gibi… Cenazeye katılımınız bazıları nezdinde memnuniyetsizliğe neden olmadı mı?

-Hayır, cenazeye katılmak ve taziye vaciptir. Yani İran’la ilişkilerimiz stratejiktir. Şehit Kasım Süleymani’nin Kassam Tugayları ve Filistin direnişini desteklemekte merkezi ve cephesel bir rolü vardı. Aynı şekilde o ABD tarafından sinsice katledildi. Dolayısıyla Hamas Hareketi’nin liderliğinden bir heyetin taziyeye katılması doğal bir şeydir. Doğal olmayan taziyeye katılmamamızdır. Bu da söz konusu olamaz.

-İran ile stratejik ilişkilerinizden söz ediyorsunuz. Aynı zamanda Seyyid Hasan Nasrallah’ın sizinle Suriye liderliği arasında aracılık için çalıştığı söyleniyor. Bu gerçek mi? Bunun için bir engel var mı?

- Seyyid Hasan Nasrallah ile çok sayıda görüşmelerimiz oldu. O, muhakkak ki Hamas Hareketi ve Filistin direniş grupları nezdinde hürmet edilendir. Bu konuda sizin söylediğiniz gibi, onun tarafından Suriye ile ilişkiler konusunda bir teklif olmadı. Bildiğim ve düşündüğüm kadarıyla onun için buna mani bir şey de yoktur. O bunun için hazırdır. Ondan böyle bir rol üstlenmesi talep edilirse o buna hazırdır diye düşünüyorum.

Gerçekten de bu meseleyi takip ediyoruz. Ve biz Suriye için her zaman istikrar, güvenlik, toprak bütünlüğü ve tüm topraklarında egemenlik diliyoruz.

Biz Amerika’nın Suriye’ye ait işgal altındaki Golan tepeleriyle ilgili kararını reddettik. ABD, Golan’ı Siyonist rejimin parçası olduğuna karar verdi.

Biz dediğiniz konunun masada olmasının vaktinin gelmesini umuyoruz.

-Gazze’ye yönelik yeni bir saldırı olması durumunda, sizin Gazze’deki direniş olarak buna karşılık verme gücünüz nedir ve genel olarak bölgedeki direniş cephesinden beklentileriniz nelerdir?

-Yani Filistin direnişinin ve Kassam Tugayları’nın sahip olduğu güçten bahsetmem kolay değildir. Ancak bir işaret vereyim. Kassam Tugayları 2014’te, diğer direniş gruplarıyla, Kudüs Seriyyeleri ile 51 bir dik durdu ve direndi.

Son ana kadar Kassam füzeleri, Siyonistlere ait çok sayıda yeri dolaşıp vuruyordu. İsrail havalimanında o zaman hava uyarısı vardı. Bundan 6 sene sonra, yani 2014’ten 2020’ye kadar olan süreçte direnişin gücü, Kassam Tugayları’nın gücü 2014’tekine göre kesinlikle kat kat arttı.

Kısaca, Siyonist işgalciler Gazze Şeridi’ne yönelik hangi ahmaklığı düşünürlerse, 2014’te görmediğini görecektir. Detaylara girmeden bunları söyleyebilirim.

-Efendim, Hamas’ın seçimlerini size sormak istiyorum. Hamas Hareketi’nin siyasi büro seçimleri ne zaman gerçekleşecek? Ebu Velid’in (Halid Meşal) Gazze’ye dönme ihtimali var mı? Hareket içerisindeki siyasi eylemle ilgili düşünceniz nedir?

-Hamas Hareketi’nin iftihar ettiği şeylerden bir de bu istişare ve demokrasi hareketidir. Bu şekilde şura ve yönetim müesseselerini yenilemektedir. Biz her 4 yılda bir her bölgede seçimlerimizi, kongrelerimizi gerçekleştiriyoruz. Gazze ve güvenlik imkanları çerçevesinde Batı Şeria’da ve dışarıda da kongrelerimizi gerçekleştiriyoruz. Bu, canlılık, nesillerin gelişimi ve müesseseleşme açısından çok önemli bir şeydir. Bu şekilde liderlik tecrübeleri aktarılıp miras bırakılıyor. Bu nedenle Hamas bugün çok sayıda lidere sahiptir. Hareketin ilan edildiği 1987 yılından bugüne çok sayıda lider tabası bulunmaktadır.

Kesinlikle hareket içerisinde yer alan tüm kardeşler, buna Üstad Halid Meşal Ebu Velid de dahil olmak üzere, bu seçimlerin bir parçası olmaları için tam hakka sahiptirler. Hareket kendisinin efendisidir. Yani seçilen şura meclisi, hareketin liderliğini seçmektedir. Hangi lider seçilirse, kesinlikle ona hareketin ve oluşumlarının tam güveni olacaktır. Ve hareketin şura meclisinin seçtiği her lidere ben hürmet ederim, takdir ederim ve yüksek derecede güvenirim. Aynı şekilde Filistin ve direniş için var gücümle onunla birlikte çalışırım.

-Son sorum efendim, uluslararası bir tura çıktınız ve bazı devletleri ziyaret ettiniz. Bu, önümüzdeki süreçte de devam edece mi? Ayrıca yakın gelecekte Gazze’ye dönecek misiniz?

-Benim ofisim ve merkezim Gazze’de, yani Hamas Hareketi liderliğinin merkezi Gazze’dir. Hareketin lideri de Gazze’de seçilmiştir. Kendi toprağında, halkının arasında, direniş güçleri arasındadır. Yani benim merkezim sadece Gazze’dir.

Ancak hareketin liderinin Gazze’den dışarıya, dışarıdan da Gazze’ye hareket etme egemenliğinin olması çok doğal bir şeydir.

Tabii bazı ülkelere gidiyoruz, aynı zamanda hareketin lideri olarak yapmam gerekeni yapıyorum. Birçok ülkede bulunan kardeşlerimle ilgili, Batı Şeria’daki kardeşlerimle ilgili yükümlülüklerimi yerine getiriyorum. Bu doğal bir durumdur. Bu turlarımı bitirmem için biraz daha vakte ihtiyacım olabilir.

Bu ziyaretlerimle ilgili iç meseleler, siyasi ilişkiler, direniş projemiz, ümmetle ilişkiler ve hareketin mali sorunları gibi bazı hedefler belirledim, bunları tamamlamak istiyorum. Dolayısıyla planlarımızı tamamlamam için biraz daha Gazze dışında kalmaya ihtiyaç duyuyorum. Hareketin lideri olarak içeride ve dışarıda tüm oluşumlarımıza yönelik görevlerimi yerine getirmem gerekiyor. Ancak nihayetinde ben Gazze’ye döneceğim.

-Filistin İslami Direniş Hareketi Hamas lideri Sayın İsmail Heniyye, vaktinizi ayırdığınız ve sabırla sorularımıza yanıt verdiğiniz için çok teşekkür ediyorum.

-Ben de bu röportaj vesilesiyle sizlere çok teşekkür ediyorum ve tüm El-Meyadin televizyonu izleyicilerini selamlıyorum.

KUDÜS HABER AJANSI