• 31 Ekim 2020 21:36
article

FİLİSTİN İSLAMİ CİHAD LİDERİ SÜLEYMANİ'Yİ ANLATIYOR

Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ziyad Nahale, Filistin İslami Cihad Hareketi ve Şehid Kasım Süleymani'yi anlatıyor.

-Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Alemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun. 
 
Merhabalar İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri Ebu Tarık kardeşim, müsaadenizle İslami Cihad ve Filistin’in esaslı tanımıyla başlamak istiyorum. İslami Cihad Hareketi nasıl oluştu?
 
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Salat ve Selam Muhammed’e onun aline, sahabelerine ve kıyamet gününe kadar onları dost edinenlere olsun. 
 
Öncelikle hoş geldiniz diyorum. İslami Cihad Hareketi 70’li yılların sonlarında doğdu. O dönem İslami hareketin gençlerinden müteşekkil bir yapıydı. Bunları büyük çoğunluğu öğrenciydi. Bunlar İslam’ın bu ümmetin kimliği olduğunu keşfetmiş kimselerdi. Bu kaide üzerinde hareket etmeye başladılar ve niye İslam ümmetin en önemli davalarından biri olan Filistin meselesinde niye görünür değil diye sormaya başladılar. Aynı dönemde Filistin direnişine öncülük eden ulusal ve sol hareketler vardı. 
 
Bu vatani etken ki İslam onun özüydü, gençleri bu tarihi ve medeniyet boyutu olan mücadelede İslami bir hareketin var olmasının zaruretini düşünmeye itti. Bu düşünce ve hareketlilikler İran’daki İslam devrimi ile aynı zamana denk geldi. 
 
İran’daki İslam Devrimi, o zaman dünyadaki tüm İslami hareketleri başarıya yaklaştırdı. Çünkü o zamanki İslami hareketler zayıflardı ve zulüm görüyorlardı. Ayrıca, Müslümanların İslami hareketler başta olmak üzere davalarının sorumluluklarını üstlenmedikleri hissi vardı. 
 
Ve kesinlikle İslami hareketlerin ilk mensupları İran’daki İslami hareketin eylemlerini takip ediyorlardı. Nevvab Safevi’den İmam Humeyni’ye ve büyük ayaklanmaya kadar… Maaleef şartlar, meydana gelen savaş ve bu devrimi muhasara altına almak için büyük bir enerji harcandı. Bu devrimin sadece İran sınırlarında kalması ve bölgedeki etkisinin kırılması isteniyordu. 
 
Özellikle de bu devrimin ilk zafere ulaştığı anından itibaren kimliği, batıya karşı mücadele, bölgedeki Siyonist projeye karşı mücadele, İslam’a dönüş ve Kudüs’ün özgürlüğüydü. Bu büyük başlıklar, batıda şu bilinci oluşturdu; biz farklı bir devrimle karşı karşıyayız. Sadece insanların sorunlarını çözecek sosyal bir devrim değil…. Biz geçmişi 1400 yıla kadar uzanan daha ciddi ve gerçek bir medeniyet çatışmasıyla karşı karşıyayız. 
 
Sonrasında Irak savaşını başlattılar. Bu savaşta İslam Cumhuriyeti’ni yordular, hatta bu savaşta insanların akıllarını yordular. Bu anda İslami Cihad Hareketi, bu İslam Devrimi’nin taşıdığı devrim, ilkeler ve medeniyetle İslam ümmeti ve İslam tarihini temsil ettiği anlayışıyla filizlendi ve gelişti. Bu düşünce açık bir şekilde böyle devam etmektedir. 
 
-Dr. Fethi Şikaki, hareketin ilk lideri ve genel sekreteriydi. Kuruluşta özel bir rolü vardı. Onun İslam Devrimi ve İmam Humeyni ile ruhi ve remzi açıdan özel bir ilişkisi vardı. 
 
-Şüphesiz diyebilirim ki, o dönemde Kahire’de tıp eğitimini tamamlıyor. Üniversitede eğitimlerinin son yılında olan büyük bir öğrenci çevresi var. O süreçte Dr. Fethi, İmam Humeyni ve İslam Devrimi’ni işlediği
 
‘İslami Çözüm ve Alternatif’ kitabını yazdı. O zaman Dr. Fethi hiçbir İranlıyı görmemişti. 
 
Bu kitap Mısır’da yayınlandı. İlk 10 bin baskısı yapıldı ve bu 1 veya 2 günde tükendi. Sonra ikinci baskısı yapıldı ve bu kitaptan ötürü Mısır’da tutuklandı. Sonrasında ise Gazze’ye gitti. Önemli olan, burada irtibat vardı ama bu irtibat daha çok maneviydi. İletişim İslami anlayış yoluylaydı. Ben Dr. Fethi’nin 88 yılına kadar hiçbir İranlıyı görmediğine inanıyorum. 
-Niye İslami Cihad şeklinde soru soruluyor. İslami ruha sahip veya İslami ismini kullanan gruplar yok muydu? Bunun özelliği ne? Tam olarak İslami Cihad Hareketi’ne niye gerek duyuldu?
 
-İslami Cihad Hareketi bir kimliktir. Ayırt eden bir kimliktir. Çünkü o dönemde çokça ulusal hareketler vardı. İhvan’ul Müslimin vardı aynı şekilde. 
-Filistin’de mi?
 
-Evet, İhavn’ul Müslimin vardı, direniş hareketi olarak Hamas değil… Bu İslami doğuş, Filistin’de İslami Cihad Hareketi adıyla İslami direniş hareketi fikrinin temelini attı. Ve bu isim altında faaliyetlerine başladı.
 
Direniş toplulukları oluşturdu ve Siyonist projeye karşı cihadın ilk blokları yerleştirmeye başladı. Dolayısıyla İslami Cihad Hareketi faaliyetlerine başladığında, o dönem Siyonist projeye karşı silahlanan ve katkı sunan ilk İslami hareketti. 
 
-Hamas Hareketi’nin oluşmasından önce mi?
 
-Tabii, Hamas Hareketi’nin oluşumundan önce… Hamas, ilk intifadanın başlarında, 1988’lerde kuruldu. Ancak İslami Cihad Hareketi fikir ve proje olarak bu dönemden önce faaliyetlerine başladı. Ve İslami Cihad Hareketi, direniş ve cihad eylemlerine, askeri operasyonlarına Hamas’tan önce başladı.
 
-Siz, İslami Cihad Hareketi olarak ne zaman, nerede ve niçin İran Devrim Muhafızları Ordusu ile irtibat kurdunuz, İlişkileriniz nasıldı?
 
-Şunu söyleyeyim, Filistin’den çıkmadan önce bizim dışarıda aktivist ve hareket yönetiminin merkezinde olan bazı kardeşlerimiz vardı. Onların İran İslam Cumhuriyeti’ndeki kardeşlerle İran’a dayatılan savaşa ve savaş koşullarına rağmen irtibatları vardı. 
 
Ancak aynı şekilde İslam Cumhuriyeti de bölge meselelerinde hazır bulunurdu. İlginçtir ki, devlet tümüyle savaş halindeydi. Sadece bir devletle savaşta değildi. Irak tüm dünya tarafından desteklenen bir devletti.
İslam Cumhuriyeti’nde Filistinlilerden bahsedilmesi, onlara destekten bahsedilmesi, devrimin başladığı ilk andan itibaren esas mesaja bağlılıktı. Devrim zafere ulaştığında Tahran’daki İsrail büyükelçiliği, Filistin büyükelçiliğine çevrildi. İsrail bayrağı indirilip, Filistin bayrağı göndere çekildi. Herkese bunun İslami bir devrim olduğu ve bu yolda ilerleyeceği hususunda açık bir mesajdı. Sonrasında Başkan Yaser Arafat karşılandı. Filistinliler karşılandı. İçerisinden geçtiği zor şartlara rağmen kapılarını Filistin halkına, direnişine ve devrimine açtı. 
 
Sonrasında farklı yerlerdeki çeşitli İslami gruplarla temel görüşmeler başladı.
 
-Nerede? Hangi Arap başkentinde?
 
-Dünyanın her yerinde, şahıslar görüşüyorlardı. 
 
-Arap başkentleri dışında yani
 
-Evet, sadece tanışma görüşmeleri… 
 
Ancak ciddi, hakiki ve sağlan ilişkiler Dr. Fethi Şikaki’nin Filistin’den uzaklaştırılmasıyla başladı. O zaman Lübnan’da İran Devrim Muhafızları Ordusu yetkilileriyle görüşmeler başladı. Uzun ve muteber ilişkiler o zaman başladı ki bu ilişkilerin Siyonist projeye karşı mücadelede büyük bir etkisi oldu. 
 
-86 yılındaki ilk intifada ile 2000 yılındaki ikinci intifada arasında Devrim Muhafızları’nda bir değişim oldu. Konuşmamızın da konusu olan Komutan Kasım Süleymani, Kudüs Gücü Komutanı oldu. Onunla nasıl tanıştınız ve o direnişin bünyesini güçlendirmede nasıl bir rol oynadı? Özellikle de Gazze’de mücadeleyi sizin de buyurduğunuz gibi önemli olan taktiksel askeri operasyonlardan, füzelerin asıl rolü üstlendiği stratejik bir aşamaya nasıl taşıdı?
 
-Evet, hakikatte İslami Cihad ve Filistinli grupların İslam Cumhuriyeti’ndeki kardeşlerle ilişkileri kopmadı. Özellikle de Devrim Muhafızları ile… Büyük komutan Hac Kasım’ın Kudüs Gücü Komutanı olmasından önce de ilişkiler kopmadı. Ancak bu ilişkiler ve verilen destek mütevazi bir derecede ve o zamanki Filistinlilerin hareketliliğine göreydi. 
 
Şehit Hac Kasım, Kudüs Gücü’nün başına geçince, o Şam’a geldi ve bütün Filistinli gruplarla toplu ve ayrı ayrı görüştü. Hepsini dinledi, Filistinlilerin tüm sorun ve sıkıntılarının münakaşası yapıldı. Biz de kendisiyle o zaman bu konuyu takip etmek için Şam’a yaptığı ilk ziyarette görüştük. O zamandan itibaren Hac Kasım, Filistin davasını takip etmekten, desteklemekten ve tüm aşamalarda hazır bulunmaktan hiçbir şekilde kaybolmadı. 
 
-Onun, askeri çatışmaları ‘tabiri caizse’ taklidi yöntemlerden, füzelerle çatışma boyutuna taşımakta asıl rolü oynadığı doğru mudur?
 
-Şüphesiz şunu söyleyebilirim ki, Hac Kasım’ın Filistin direnişini desteklemekte büyük bir rolü vardı. O, büyük ve küçük tüm dosyaları takip eden bir şahsiyetti. Öncelikle Filistin’den çıkan Filistinlilerin eğitimi konusunun takibi, füzelerle ve patlayıcılarla ilgili eğitimler… Direniş hareketine taalluk eden her şeyi takip ediyordu. O derece ki bizzat kendisi savaşçıların eğitimini takip ediyordu. Onların taleplerini dinliyor ve bu askeri operasyonu nasıl geliştirebiliriz, eğitimle kaleşnikoftan füzeye nasıl taşıyabiliriz diye düşünüyordu. 
 
Aynı şekilde Filistin direnişini nasıl destekleyeceğini ve Filistin’in içine nasıl silah taşıyacağını planlıyordu. Biliyorsunuz ki Filistin’de silah imkanları kısıtlıydı. Siyonist güçler ilhak edip kovuyorlardı. 
Bu sebeple Filistin direnişi direk askeri destek gördüğü andan itibaren bir aşamadan çok daha büyük bir aşamaya taşındı. 
 
İnsanlar Arapların ve İsrail’in muhasarası altındaki Gazze Şeridi’ne nasıl silah gönderilir diye düşünebilirler. Meseleyi düşündüğünüzde bu imkansız gelebilir ancak size şunu diyebilirim ki, Hac Kasım bizzat bu karmaşık operasyonlara katılıyordu. Takip ediyor ve bu silahları nasıl gönderirim diye devletlere sefer düzenliyordu. Filistin direnişine tüm kolaylıkları sağlamaya çalışıyordu. 
 
Dolayısıyla diyorum ki, Hac Kasım Filistin direnişini askeri topluluklardan tüm silah ve yeterliliklere sahip bir güçlü orduya taşıdı. Ayrıca daimi askeri eğitimler…
 
Ben tarihe şahitlik olsun diye söylüyorum ki, o, meseleleri direniş gruplarının yetkililerinden daha çok takip eden bir şahsiyetti. Takip ediyor ve soruyordu. ‘Bu projede nereye ulaştık’ diyordu. 
 
Aynı şekilde füzelerin üretimi… Yani hazır olan füzeleri nakletmekle yetinmedi, füzelerin yapımı için çeşit nakli de yapılırdı. Öyle ki, bugün Gazze binlerce füzeye sahip olduğunu söyleyebiliyor. O füzelerin tüm Siyonist şehirleri vuruyor. Bu İran’ın ve Devrim Muhafızları’ndaki kardeşlerin uzmanlığı imkanıdır. 
 
-Kasım Süleymani’nin de…
 
-Tabii ki Kasım Süleymani, ince tafsilatlarıyla silahların tüm hareketleri ve gelişiminde hazırdı. Savaşçıların eğitim açısından gelişmesinde de…
 
-2008’deki muhasara ve çatışmada, ki bu büyük bir savaştı, Hac Kasım’ın özel bir rolü vardı denilebilir mi?
 
-Evet, Gazze 2008 yılında büyük bir savaşa maruz kaldı. 2012 ve 2014’te büyük savaşlar yaşandı. İlk savaştan itibaren Hac Kasım takipteydi ve sahada hazırdı. 
 
Hatırlıyorum, görüşmelerin birinde Filistin’deki tüm durumu kapsayan askeri bir harita vardı önümüzde, Hac Kasım füzelerin nerelere düşeceğini, nerelere düşmesinin mümkün olduğunu açıklıyordu. Bizzat bu dosyayla ilgileniyordu. Dolayısıyla bu konuda açık bir rolü vardı. Diyebilirim ki, en ince ayrıntısına kadar mücahitlerle ilgili endişe ediyordu, sabahlıyordu. ‘Nasıl eğitim gördüler, nasıl başardılar, başardılar mı, bu aşamada füzeleri geliştirmeliyiz’ düşüncesindeydi. Hatta İranlı eğitimciler de Hac Kasım’ın baskısı altındaydı. Eğiticileri de eğitim görenleri de, direniş liderlerini de, direniş savaşçılarını da hareketlendiriyordu. 
Söylediğimi garipsemeyin o, Filistinli direniş savaşçılarından onlarcasını, yüzlercesini tanıyordu. Filistinli liderlerden, özellikle askeri liderlerden, siyasilere kadar tek tek tanıyordu. Onlarla tek tek çalışıyordu. 
 
Ben ve kardeşlerime yönelik olarak ise, o bizi şahsen tanırdı. İnsani ilişkilerimiz vardı. Hatta çok defa İran’ı ziyaretlerimizde o, görüşmelerde hazır bulunuyordu, tüm meseleleri ve sorunları tartışıyordu. Hac Kasım ile birlikte futbol oynuyorduk. Dolayısıyla tüm aşamalarda o bir insan, bir lider komutan ve Filistin konusunda özeldi. 
 
Tarihe şahitlik olsun diye diyorum ki, biz Filistin için büyük bir sembolü yitirdik. Aynı şekilde onu tüm batı ile mücadelemizde şehit olarak kazandık. Batı, Hac Kasım’ı hedef aldığında, bu, bizim batıya karşı adı Hac Kasım olan yüksek bir bayrakla savaşacağımız anlamına gelmektedir. Ve bu bayrak dalgalanmaya devam edecektir. Muhakkak ki biz bu adamın kıymetini bilmekteyiz. Biz gerçekten de askeri sanayide, imkanlarda ve iradede Filistin meselesine dahil olan bu adamın zengin tecrübesinden çokça istifade ederek ilerledik. 
 
-Bu esnada 2000 yılı zaferi, 2001 yılının Eylül ayı olayları ve sonrasında ABD’nin Irak’ı işgalinin ardından güçlü bir şekilde Sünni-Şii fitnesi açığa çıktı. Diğer yandan bu fitneyi kasıtlı bir şekilde, belirli program dahilinde başlatan Batı, İran’ın Arap ve İslam alemini Şiileştirme ile meşgul olduğu propagandasını yaptı. Siz bu çağa ve bu çağda meydana gelen fitnelere şahitlik etmiş biri olarak bu iddia hakkında neler söylersiniz? Yani direniş grupları olarak, özellikle de İslami Cihad olarak Şiileştirme ile karşı karşıya kaldınız mı?
 
-Filistin direnişi ve Devrim Muhafızları ile insicam hali, çabaları ve eylemlerine bakacak olursak, Allah şahittir ki, İran İslam Cumhuriyeti’nde uzun süredir birlikte çalıştığımız kardeşlerimiz kesinlikle mezhebi konulara girmemişlerdir. Bu onların en son meselesiydi. 
 
Onların mesajı, Filistin halkının ve Filistin’in özgür olmasıydı. Bu onların tüm derdi ve çabasıydı. Ben Şiileştirme meselesinde mübalağa yapanlara meseleyi basitleştirerek söylemek istiyorum; İslam Devrimi’nin zaferine ulaşmasından bugüne yıllar içerisinde bölgemize neler meydana geldi? Ehli Sünnet bölgelerinde nerede Şii görülmüş ki? Şia ve dünyadaki herhangi bir fikir kendisini taşıyacak bir şahsa ihtiyaç duymamaktadır. 
 
Dünya açılmıştır ve küçük bir köy haline gelmiştir. İnsanlar artık dünyadaki tüm düşüncelere vakıf olabiliyorlar. İranlı bir şahsın bölgeye gelip fikirlerini taşımasına ihtiyaç duymuyorlar. Artık çocuklar interneti açıp, dünyadaki her şeyi öğrenmeye başladırlar. Dolayısıyla herkes kişisel iradesiyle seçim yapabilmektedir. 
 
İslami kurallara bağlı olmayan, namaz kılmayıp oruç tutmayan insanlar var. Bu başka bir yol seçmiştir. Bazıları ise İslami kurallara bağlıdır. Dolaysıyla bahsetmiş olduğunuz iddia, bu ümmeti bölme amacı taşıyan kara propagandadır. Bu, İran devrim çizgisinin Siyonist projeye karşı mücadelesini kırmayı amaçlamaktadır. Maalesef bu propagandanın çok sayıda insan vardır. Bunun esas hedefi İran’ın Filistin direnişi ve bölgede ABD’ye karşı verilen direnişe yönelik desteğini kırmak içindir.
 
-Batı, İslami Cihad’ın İran’ın Şii kolu olarak kurulduğunu iddia ediyor. Veya sizden Filistin’de çalışmalarınızda Şii menhecini benimsemenizi istediğinden, sonrasında da Filistin içerisinde İran nüfuzunu sağlamak istediğinden söz ediliyor. Bu doğru mu?
 
-Onlar İran’ın hiçbir şey istediğini söyleyemezler. İran, Filistin’le ilgili her konuya açıktır. Aynı şekilde İslami Direniş Hareketi Hamas’a açıktır, ilişkisi vardır. Ki tarihsel anlamda İhvan’ul Müslimin’i temsil etmektedir. İran, onlara İslami Cihad’dan daha çok destek vermektedir. Hamas’ın Tahran’da temsilciliği var. Kardeşim İsmail Heniyye’nin Tahran mescidindeki Komutan Hac Kasım Süleymani’nin cenazesinde Filistin adına yaptığı konuşmayı gördük. Dolayısıyla işte en büyük Sünni topluluk olan İhvan’ul Müslimin ve İran İslam Cumhuriyeti’nin onlara karşı açıktır ve ilişkileri devam etmektedir. İran, İhvan’ul Muslimin’e, Hamas’a ve
İslami Cihad’a destek vermektedir. Tüm Filistinli gruplara destek vermektedir. 
 
Ve Filistinli hiçbir hareket Şii olmamıştır. Bu iddia batıldır. Bu ümmetin oluşumları arasında fitne çıkarmak istemektedirler. Bugün İslami Cihad’ı radikal ve barışı kabul etmeyen olarak gösteriyorlar. Barışı kabul eden Filistinli güçler, terörist olarak tasnif edilen güçler… Bugün Arap devletleri tarafından Filistin direniş grupları terör örgütü kategorisine alındığında, onun teröristliği, diğerinin Şiiliği veya Sünniliği… Esasında tek maksatları onların bölgede Siyonist projeye karşı direniş istememeleridir. Bu nedenle her türlü iddiada ve ithamda bulunmaktadırlar. Önemli olan İsrail’e karşı mücadele etmemen ve onlarla birlikte olmandır. O zaman aziz olursun. 
 
Onların ve siyasetlerinin dışında olman durumunda seni itham ediyorlar, toplumları senden uzaklaştırmaya çalışıyorlar. 
 
-Yani İslami Cihad Hareketi, Şii bir hareket değildir.
 
-Kesinlikle, Şii bir hareket değildir. Biz İslami Sünni hareketiz. Bu bilinmektedir. 
 
-Hac Kasım, sizinle bu konuyu hiçbir zaman tartışmadı mı?
 
-Asla… Birçok defa namaz vaktinde bir arada olduğumuzda arkadaşlarımız ona namazda imamlık yaparlardı. Yani biz Sünniler olarak ona imamlık yapardık. O Ehli Sünnet’in ardından namaz kılardı.
 
- Yani sizin ardınızda Ehli Sünnet gibi mi namaz kılıyordu?
 
- Hayır, Sünni imama tabii oluyordu ama namazını normalde olduğu gibi kılıyordu. Hatta o, bunda ısrar ediyordu. Hatır diyordu. Siz Kur’an’ı benden daha iyi okuyorsunuz diyordu. Siz şu ameli daha iyi yapıyorsunuz diyordu. Herkese böyle davranıyordu. Afganistan’da, Irak’ta ve her mekanda bu şekilde hareket ediyordu. Bu, onun tarzıydı. Bu, Devrim Muhafızları Ordusu’ndaki tüm kardeşlerin ve bizimle irtibatta olan tüm İranlıların da tarzıydı. Onların mezhebsel bir mesajı yoktu.
 
Onların mesajı İslam’ın temiz ve ayıklanmış olması ve insanlara sunulmasıydı. Dertleri, İslam’ın mesajının, özgürlüğün ve dünyada onurun mesajı olarak sunulmasıydı. Başkalarının iddia ettiği gibi mezhepsel bir kaygıları olmadı. 
 
Ben Şia’yı veya İran İslam Cumhuriyeti’nin konumunu savunma durumunda değilim. Ancak hakikatten bahsediyorum. 
 
-Bu esnada dünya istikbarı ve Siyonizm tarafından IŞİD isimli yeni bir fitne ortaya çıkartıldı. Ve diğer tekfirci hareketler… Hac Kasım Süleymani, Devrim Muhafızları, İran, bölgedeki diğer direniş gruplarının, özellikle de Lübnan’daki Hizbullah’ın herşeyi yıkmak isteyen ve ABD’nin başlattığı Şii-Sünni fitnesini devam ettirmek isteyen tekfirci gruplara karşı savaşamaya verdikleri önem Filistin’in özgürlük yürüyüşünü yaklaştırdı mı, uzaklaştırdı mı? İslami cihad ve silahlı direniş gruplarının güçlenmesine destek mi verdi, uzaklaştırdı mı?
 
-IŞİD’den bahsettiniz, son yıllarda bölgeyi işgal eden delilerden… Maalesef bu deliler İslam kisvesi altında görünüyorlardı. Bu İslam’a hakarettir. İslam tüm insanlar için özgürlük ve barış dinidir. Bunlar İslam’ı katil ve boğazlayıcı bir topluluk olarak göstermek istediler. 
 
Hac Kasım’ın, İran İslam Cumhuriyeti’nin ve bölgedeki güçlerin bu tekfirci mecnunlara karşı varlığı hak olan duruştu. Bu grupların herhangi bir Arap bölgesine hükmettiklerini hayal edin. O bölgelerde sadece boğazlama ve siyahlık görecektik. 
 
Bu bölgenin halklarından kimler kendilerine boğazlayıcı ve katillerin bu yolla hükmetmesini ister? Bu deliler bölgeyi işgal ettiler. Hac Kasım bölgedeki varlığı ve direnişte hazır oluşuyla bu projeye karşı mücadeleye kesinlikle katkı verdi. Herkes bu cinnet projesine karşı gücü yettiği kadar katkı sundu. Bundan dolayı bölgedeki IŞİD projesinin gerçek amacının İslam’ı kötülemek ve İslam’ı dünyaya bozuk bir şekilde göstermek olduğuna inanıyorum. 
 
İslami hareketler bu projeye karşı açık bir mesajla çalıştılar. Onların cihadının sloganı ve cihadının kıblesi Filistin’dir. Cihadlarının kıblesi vatandaşlar, siviller, evlerinde güven içerisinde oturanlar değildir, hepimizin şahit olduğu öldürme ve boğazlama işleri değildir. Bu aşama bölge tarihinde siyah bir süreçti. 
 
Allah’a hamdolsun tüm ihlaslıların çabalarıyla IŞİD’den kurtulduk, veya büyük bir bölümünden kurtulduk. Ve biz tekrar hepimizin başladığı nokta olan sloganımız Filistin’e ve Beyt’il Makdis’e yöneldik. Bu İslam’ın mesajıdır ve Filistin ile Beyt’il Makdis’i özgürleştirme mesajıdır inşallah. 
 
-Sonrasında Hac Kasım Süleymani, İran ve onlarla birlikte duran Hizbullah’ın tekfircilere karşı hareketi, yolda pusulaya dönüş gibiydi. 
 
-Hakikatte bu radikal örgüt ve gruplar İslam’ın bayrağını yükseltmek için savaşmıyorlardı. Çünkü bu efendimiz Muhammed’in (saa) getirdiği İslam değildir. İslam barış mesajıdır. İslam, sevgi, hak ve adaletle ayakta duran bir değerler bütünüdür. Öldürme ve yıkımla ayakta durmaz. Bu grupların taşıdığı mesaj öldürmek ve yıkımdı. 
 
Bu sebepten ötürü onların Suriye’de İsraillilerle ilişkilere tamamen açık olduklarını görürsünüz. Bölgedeki tüm emperyalist güçlerden yardım alıyorlardı. Bu nedenle onların altlarında, tasarruflarında, nakillerinde ve askeri imkanlarında daima binlerce yeni araçları görürdünüz. Bunları nereden getiriyorlardı. Bölgedeki bu ülkeler onları desteklemiyorduysa, onları kim destekliyordu? Bunları onlar için kim temin ediyordu. Ne için?
 
Burada büyük bir komplo vardı. Elhamdulillah bitti veya son aşamasında… Ve inşallah biz çalışmalarımızı başta Filistinlilerin haklarını destekleyen İran İslam Cumhuriyeti olmak üzere dünyadaki tüm özgürlerle birlikte cihad ve Filistin için tekrar başlatıyoruz.
 
Ben ABD’nin Filistin’de Filistin halkının egemenlik ve kanun gibi tüm haklarını sona erdiren Yüzyılın Anlaşmasını ilan ettiği ve Siyonistlere Kudüs’ü kontrol altına alma hakkı verdiği bu süreçte düşünüyorum ki, İran İslam Cumhuriyeti’nin bu anlaşmayı reddeden ve Filistin halkının yanında duran tek devlet olacağını göreceğiz.
 
-Hac Kasım suikastı Yüzyılın Anlaşması’nı dayatmanın bir parçası mıydı?
 
-Yüzyılın Anlaşması’nın ilanıyla yaşananlar bize, Hac Kasım suikastının bir hedefinin Yüzyılın Anlaşmasını sürdürmek olduğunu düşünme hakkı veriyor. 
 
Onlar Hac Kasım suikastıyla bölgedeki direniş cephesini kıracaklarına inandılar. Ancak biz Müslümanlarız ve biz şehadetin bize güç, azimet ve düşmana karşı mücadelede yenilenme imkanı verdiğini söylüyoruz. 
Hac Kasım’ın şehadeti büyük bir kayıp oldu. Ancak aynı şekilde bu bir zaferdi. 
 
Hac Kasım, İran’a dayatılan Irak savaşında yıllarca savaştı ve bu savaşta yaralandı. Bu savaşta belirgin bir role sahipti. Ardından cihad ve direnişle yaşamını sürdürdü. Bir gün bile kaybolmadı. Kendi hatıralarında, ‘Ben 15 günlüğüne İran sınırına cepheye gittim ancak savaş bitene kadar cephede kaldım’ diyor. Bu nedenle tüm bu süreçlerdeki mücadelelerde onu bir örnek olarak görürsünüz.
 
Sonuç olarak diyorum ki; Allah ona bu şehadetle ikramda bulunmuştur. O anda o, hakkın zirvesini temsil ederken, onu şehit eden ABD de batılın zirvesini temsil ediyordu. Şehit olduğu anda o bir Hüseyni idi. Ben onun şehadetinin İslami hareketlerde yeni bir medrese olacağına inanıyorum. Onun sabrı, ihlası, gücü, inancı… Tüm bunlar yeni bir medrese olacak ve biz ondan öğrenip istifade edeceğiz.
 
Bir komutanın uzunca yıllar mücadele ve savaş içerisinde yaşadığını nasıl düşünebilirsiniz? Ve daima o ön cephelerdeydi. Filistin’de, Arap ülkelerinde, Irak’ta, Suriye’de… Ona tüm bu mekanlarda görürdünüz. Aynı şekilde Lübnan’da tabii ki… 
 
O, 2006 yılında Lübnan’a yönelik savaş sırasında vardı. Tüm savaş günlerinde direnişin yanında hazırdı. Dolayısıyla sen onda tüm takdir ve hürmeti hak eden bir adam görürsün. 
 
O meydan adamıydı, fikir adamıydı, proje adamıydı ve stratejik liderdi. Onu tüm mekanlarda görürdünüz. Fikirde, stratejide, savaşta, ihlasta, sevgide, diğerlerinin hukukuna riayet etmede onu görürdünüz.
 
Bu insanı ben tüm ölçülere göre özel biri olarak görüyorum. Bu nedenle insanlar onu sevdi, Allah da onu sevdi ve onu şehit olarak seçti. Hatta onun suikastı da, ABD’nin ona suikast gerçekleştirmesi de rabbani bir seçimdi. Irak – İran savaşında şehit olabilirdi, Suriye’de, Lübnan’da şehit olması mümkündü. Ancak onun şehadeti ile İran halkı ve tüm bölge halkı onu sahiplendi. Bu sembolün ardında durdular ve onun kıymetini şehadeti ile idrak ettiler. Çünkü onun bölgedeki rolü tüm Amerikan ve Siyonist projeler için tehdit teşkil ediyordu. Bu sebeple onu katlettiler ve hainlik ettiler.
 
Rehber’in (Allah onu korusun) dediği gibi, onu sinsice katlettiler, savaş meydanında onunla karşı karşıya gelmediler. Biz onu yitirdik ancak o şehadetle kazandı. Bunca uzun yıl cihad yürüyüşünün ardından şehitliği kazandı. Her zaman ona kabul duası ederdik. 
 
Onu tanımamız nedeniyle inşallah bize, çok sayıda Müslümana, çok sayıda kardeşi ve dostuna şefaatçi olur.
 
-Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah’ın ‘Şehit Kasım Süleymani suikasti ümmet tarihinde bir ayrım noktasıdır’ demişti. Kasım Süleymani öncesi ve sonrası… Bu sözü nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
-Şüphesiz Hac Kasım suikastı bölge tarihinde basit bir olay değildi. Temsil ettiği değerler açısından, direniş cephesinin komutanlığı ve liderliği, rolü, cephede hazır oluşu ve önemi… ABD’nin ve Siyonist projenin vermek istediği mesaj… Çünkü İsrail’in ABD’yi Hac Kasım suikastına teşvik etmesi ve dolduruşa getirmesi açısından bu hadisede büyük bir rolü vardı.
 
Hac Kasım başka bir hikayeydi. Temsil ettiği değer, direniş hareketleri için manevi değeri açısından farklı bir hikayeydi. Sembol bir kişilikti. Bir süre onu görmezdin ancak onun yaşadığını hissetmek güven verirdi. Hac Kasım’ı görmeyip yokluğunu hissetmen büyük bir kayıptı. Onun var olan büyük manevi değeri ve fail olarak değeri için… Onun ameli yönünden bahsetmiyoruz, bundan birçok kardeş söz ediyor. 
Ancak onun manevi varlığı çok önemliydi.
 
-Onun şehadetini büyük kayıp yapan özellikleri nelerdir? Niye sıradan bir kayıp değil?
 
-Bu ilişkilerin birikimiyledir. Onun sahip olduğu fikri ve siyasi melekeler… Tecrübeyle de sabittir ki o yüksek strateji adamıydı. Ben bölgemizde stratejik analiz ve geleceği görme gücünde Hac Kasım’a yakın birisinin olacağından şüpheliyim. Tüm bunlarla birlikte onun Kudüs Gücü Komutanı olarak konumu ve bölgeye etkisi… Üçüncüsü de onun insani yönüydü…
 
-Onunla olan şahsi anılarınızdan bahseder misiniz? Tahran’da, Şam’da, Beyrut’ta, uçakta, gidiş gelişlerde…
 
-İnsani yönü güçlü bir adamdı ki küçük çocuk dahi onun şehadetini duyduğunda yerinden sıçramıştır. Çünkü bu çocuk bir veya iki kere onunla karşılaşmıştır, Hac Kasım onu kucaklamıştır, ona hediyeler vermiş, ikram etmiş, onunla fotoğraf çekinmiştir. O girdiği her mekanda, evlerde, ailelerde, fertlerde bu insani etkiyi bırakırdı. 
 
Hac Kasım nerede bulunursa oradaki her şeyi denetlerdi. Bu insanlar açısından manevi oluyordu tabii… İnsanları soruyordu, sadece sormak… Ailenin halini soruyordu. Bu insani bir ilişki meydana getiriyordu. Onun evine yemeğe davet ediyorlardı. Mütevazi ve onurlu bir evdi. Allah’a şahitlik ederim ki, komutan ve lider olmayanların onun evinden çok çok daha iyi evleri ve onun imkanlarından daha iyi imkanları vardı. Ancak onun evi her zaman cömert ve onurluydu. 
 
O her meydanda bulunan özel bir adamdı. Hac Kasım’dan bahsettiğinizde ruhani bir adamdan söz ediyorsunuz. Lider ve komutan bir adamdan… Cesur, cömert, savaşçı… Hac Kasım’ın gıyabıyla bir çok güzel vasfı kaybettiğini hissediyorsun. 
 
İnanıyorum ki, birçok insani konuda, sana veya başkalarına dokunduğunda lütuf ve güç hissediyorsun.
 
-Çanta hikayesi nasıldı? Onun yakından tanımadığı sıradan insanlarla ilişkileri nasıldı?
 
-Bir defa onunla birlikte uçaktaydık, Tahran’a gidiyorduk. Yetkili kardeşler de vardı. O da uçağa girdi ve benim yanımda oturdu. Konuştuk, yanında çantası vardı. Çantasını açtı, bir ekmek çıkarıp bana bir parça verdi, yedim. Uçak hareket ettiğinde kendisine selam vermeye gelen diğer arkadaşlara da dağıttı. Yaklaşık yarım saat sonra onunla selamlaşmaya gelenlerden birinin yaşı büyüktü. Yanında kızı vardı. Hac Kasım’ı birden elini çantasına uzatırken buldum. Çantadan bilezik çıkardı. Gümüş bir bilezik olabilir. Adama ve kızına tekrar yöneldi ve o bileziği kıza verdi. Bu onun insani yönüydü. Bu planlı bir şey değil ama onun çantasında da hazır.
 
Onu her zaman insanlarla irtibatlandıran bir şeyler oluyordu. Herşeyi, herkesi hesaba katardı. Bazen gençlerden birine yüzük hediye ederdi. Kardeşler Hac Kasım’dan yüzük veya teşbih gibi hediyeler almak için yarışırlardı. Onda da her zaman bunlar bulunurdu. 
 
Bir ara sordum yani yüzüğü anladık, teşbihi anladık, bilezik peki… Bu yeni bir adet mi dedim. Sus dedi. (gülüyor)
 
Önemli olan o her tafsilatta hazır olan bir insandı. Bu nedenle o şehit olduğunda biz kaybımızı hissettik. Onun tanıyanların tümü bunu hissetti. İnanıyorum ki, İran halkının bu şekilde büyük kalabalıklarla cenazeye katılımı…
 
-Takip ettiniz mi?
 
-Tabii ki, yaşadım ve cenaze namazına katıldım, Rehber’in ardında saf tutup namaz kıldım. Öyle bir izdiham ki ne yaşanmıştır ne de yaşanacaktır. Bu izdiham ve İran halkının tümünün cenazeye katılması benim görüşüme göre bir referandum gibiydi. Direniş cephesi çizgisinin referandumu, Hac Kasım’ın o üstün ahlakının referandumu…
 
O sadece İran’ın ulusal ve kavmi bir sembolü değildi. O tüm Müslümanlar için İslami bir semboldü. Bizim onun gibi ABD ve Siyonizme karşı mücadelede direniş cephesinin liderliğini yapacak komutanlara ihtiyacımız var. Bu nedenle onu kaybettik.
 
İran halkı cenaze için çıktığında, o milyonlar hata etmiyordu, doğru pusulaya yönelmişlerdi. Hac Kasım’a yönelmişlerdi ki o bunu hak etmektedir. O ki İslam’ı, direnişi bölgede görünür kılmıştır. 
Filistin, onun sorumluluğundaki bayraklar arasında yükseltilmiş en yüksek bayraktı. Çünkü Filistin onun sabah ve akşam derdiydi. 
 
Bu nedenle diyorum ki, İran halkı bu büyük ve şerefli liderle kazanmıştır. Hac Kasım da Allah katında şehadeti kazanmıştır. 
 
Bu halk referandumu, direniş çizgisine yönelik referandumudur, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik bir referandumdur. Ve çizgisini daha da tashih etmiştir.
 
Milyonlar cenaze için dışarıya çıktığında biz, bu İslam Cumhuriyeti ve bu devrimin hiçbir gün kırılmayıp yenilmeyeceği hususunda gönül rahatlığı ve güven hissettik. Bu, İran’dır ve İmam’ın kurduğu, tanıdığımız İslam Cumhuriyeti’dir. Ve İmam Seyyid Ali Hamaney’in (Allah onu korusun) rehberliğinde aynı çizgide devam etmektedir. Bu hat Mescid-i Aksa’ya doğru olan müstakim bir çizgidir inşallah. 
 
- Filistin İslami Cihad Hareketi Genel Sekreteri kardeşim Ebu Tarık Ziyad Nehhale, teşekkür ediyorum. Filistin’e selam olsun, Arap ve İslam alemindeki tüm direnişçilere selam olsun. 
 
KUDÜS HABER