• 18 Kasım 2018 23:09
article

Ensarullah Liderinin Dilinden Yemen Savaşının Gerçekleri

Yemen Ensarullah Hareketi lideri Seyyid Abdulmelik el Husi, Yemen savaşının gerçeklerini, Ensarullah'ın hedefini ve Suudilerin iç yüzünü anlatıyor.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Alemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun. Melik, Hak ve Mubin olan Allah’tan başka ilah olmadığına şehadet ederim. Yine şehadet ederim ki Muhammed onun kulu, resulü ve peygamberlerin sonuncusudur.

Allah’ım İbrahim’e salat eylediğin ve bereketlendirdiğin gibi Muhammed’e ve âline salat eyle ve bereketlendir. Muhakkak ki sen Hamid ve Mecidsin. Onun seçkin sahabelerinden ve salih kullarından razı ol.

Müslüman Yemenli halkımız! Bu kalabalık mitinge iştirak eden aziz kardeşlerim Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.

Bu mübarek günde Seyyid Hüseyin Bedreddin El Husi’nin 17.1.2002 tarihinde Merran’daki İmam Hadi (as) Medresesi’nde başlattığı müstekbirlerin yüzüne karşı haykırış, özgürlük ve beraat sloganlarının yıldönümünü ihya ediyoruz.

Allah-u Ekber sloganı, Amerika’ya ölüm sloganı, İsrail’e ölüm, Yahudilere lanet, İslam’a zafer sloganları…

Seyyid Hüseyin Bedreddin El Husi’nin bu sloganları Kurani yürüyüşümüzün şiarı, ümmetin içerisinde bulunduğu durumun fiiliyatta düzeltilmesinin projesi ve tehlike ve tehditlerle yüzleşmek için diriliş gibidir. Bu sloganlar Amerika ve İsrail’in başında olduğu müstekbir düşmanlara karşı boyun eğmemek için Müslüman toplumun güzelliği için hikmetli ve pratik bir adımdır. Ve Müslüman toplumu düşmanlarının yararına dostluk ve düşmanlık inhirafından korumak içindir. Yine ümmeti içerden çökertmeye, ifsat etmeye, bozmaya ve işgal etmeye yönelik düşmanca adımların çökmesi için fiili bir duruştur. Ameli boyutu olan bu duruşun ardında bir kültür, bir görüş, bir proje ve beraberinden eylemsel adımlar vardır. Amerika ve İsrail’in ürünlerini boykot edip ümmeti siyasi, askeri, iktisadi ve kültürel olarak her alanda inşa etmek için… Ta ki sorumluluğu omuzlanır durumda olup tehlikelere göğüs gerebilsin. Bu doğal ve barışçıl duruştur. Bu, hassas bir zamanda ve tehlikeli bir aşamada ümmetin uyanıklık, farkındalık, ciddi hareket ve Amerika ve İsrail’e karşı kapsayıcı mücadelede sorumluluğunu üstlenme projesidir.

11 Eylül olaylarından sonra bölgemiz ABD, İsrail ve müttefiklerinin İslam ümmetinin fertlerini, topraklarını ve coğrafyasını tam anlamıyla kontrol altına almak için yürüttükleri çabanın merhalesinden geçmektedir.

Emperyalist ve düşmanca emeller sadece bu bölgedeki ekonomik kaynakları kontrol etmek için değildir. Aynı zamanda bu ümmetin hedef alınmış ve tümüyle kontrol altına alınması hedeflenmektedir. Amerika ve İsrail’in ümmete karşı hareketliliği sadece askeri açıdan değildir; bu kapsayıcı bir hedef almadır. Sadece topraklarımızın değil, insanların hedef haline gelmesi,  insanların fikirlerinin, kültürlerinin, görüşlerinin, hayat düzenin hedef alınmasıdır. Bölgemizdeki siyasetin kontrol altına alınması, ekonominin, medyanın kontrol altına alınması hedeflenmektedir. Bu düşmanca bir kontrol girişimidir, ümmetin iyiliği ve maslahatı için değildir. Bu, düşmanın düşmana karşı kontrol altına alma girişimidir. Aynı zamanda bu düşman kinli, müstekbir, tüm insani, ahlaki ve dini değerlerden yoksundur. Düşman, askeri manada bu toprakları ele geçirip askeri üsler kurmak ve askerlerini bu üslere yerleştirmek suretiyle coğrafi açıdan stratejik konumda olan topraklarımızı kontrol etmek istiyor.

Siyasi açıdan öncelikli olarak Arap dünyası olmak üzere tüm İslam alemini ele geçirmeye çalışıyorlar. Gerçekte bu topraklara hükmettiklerinde bizim siyasi durumumuz onları çok da ilgilendirmeyecektir. İslam ümmetini kontrol ederek bizden tam anlamıyla bu mühendislikle ve tasarım projesiyle intikam almak ve bizi zelil düşürmek istiyorlar. Zayıflığımızı kullanarak bizi çöküşün eşiğine getirmeyi hedeflemekteler.

Bizim siyasi gerçekliğimize nasıl bir mühendislik uygulayacaklar? Sorunlarla dolu bir siyasi ortak oluşturarak, tartışmalara boğarak, siyasi taraflara şiddetli açıklamalar yaptırarak, tüm meselelerde derin ayrılıklar oluşturarak, düğümlenmiş krizler oluşturarak ta ki her zaman kötüleşen sorunlar yaşan kriz milleti oluncaya kadar dirilişin asla mümkün olmadığı, kendini yeniden inşa edemeyecek duruma gelinceye kadar…

Ayrılıkları derinleştirerek, sorunları besleyip fazlalaştırarak, her başlık altında ayrılıklar dairesini genişleterek, çatışmaları destekleyerek, ümmeti kültür, fikir ve medya alanlarında dağıtarak, medyayı tam anlamıyla kontrol ederek, okul ve üniversitelerin sistemini hatta dini hitabı dahi kontrol altına alarak siyasi açıdan kontrolü sağlamak istiyorlar.

Medya açısından olaya bakıldığında, tüm basın aktivitelerini kontrol altına almaya çalışarak ümmet içerindeki gazetecilerin kendilerine hizmet edecek yazılar yazmasını sağlayarak, onların duruş ve siyasetlerini destekleyerek, ümmeti işgal edip evcilleştirmek için İslam ümmetine darbe indirmek için attıkları adımlara uygun basın oluşturarak, ümmeti ve milleti bozacak tüm araçlarla hakikatlerin önüne perde çekerek, siyasi gerçekliği basın yoluyla yalan haline getirerek basını kontrol altına almak istiyorlar. Basın faaliyetlerinde, analiz ve makalelerinde, televizyon programlarında medya mensuplarını üflenilecek bir boru haline getirerek kendi sesleri ve kalemleri haline getirmek istiyorlar.

Kamuoyunu aldatarak, ümmet vasatında yanlış algılar oluşturarak, yanlış bakış ve düşmanın tüm hareketlerine karşı aptallaştırarak, büyük ve önemli hakikatleri tersyüz edip ümmetin duruşunda sapmalar oluşturup, kandırarak… Ümmeti kendilerine bağlamak için, doğru olan yolundan, duruşundan ve eylemsel projelerinden saptırmak için, okul ve üniversitelerde eğitim sistemiyle, eğitimcilerin görüş ve fikirlerini, öğrencilere öğrettiklerini etkilemek için eğitimcileri kandırıp onları hatalı görüş, yanlış kültür, olumsuz anlayışlarla etkileyerek… Tüm bunlarla Amerika’nın bölgemizi kontrolü altına almasını kolaylaştırarak, İsrail’e hizmet ederek, ABD ve İsrail siyasetinin çıkarına projeleri uygulamak istiyorlar.

Öğrencilere yönelmeleri, onların Amerika’ya bağlılığı ve düşman İsrail’e karşı olumlu bakmaları anlayışını oluşturmak içindir. Yanlış, hatalı bir bakışla ümmet için bir aydınlık olacak, gerçekliğine ve düşmanlarına karşı doğru bir anlayış olmaktan uzaklaştırarak emellerine ulaşmak istiyorlar.

Dini söylem düzeyinde ise, düşman burada bazı kalem sahipleri ve makalelerin yanı sıra kötü alimlerin, saltanat alimlerinin, dalalet alimlerinin düşman çıkarına eylemlerinin olmasını istiyor. Çıkardıkları fetvalarla ümmeti düşmanlarına ve onların işbirlikçilerine karşı evcilleştirmek istiyor. Aynı şekilde Amerika ve İsrail’le aynı pozisyonda siyaset izleyenleri temize çıkarmak istiyor. Bunu bugün Suudi Arabistan’ın büyük alimler heyetinde, müftülerinde görüyoruz. Düşman her zaman ABD ile işbirlikçiliğe uygun fetvalar çıkartarak Amerika’nın resmettiği, İsrail’in istediği duruşa hizmet ettirmek istiyor. Bu şekilde ümmeti kontrol altına almaya çalışıyorlar. Bu, en başta tüm güç unsurlarının çekişmesini ve düşmanla mücadele etmek için ümmeti inşa etmek isteyenleri hedeflemektedir.

Bu çok tehlikeli bir kontrol girişimidir. Sadece askeri anlamda kuşatma girişiminden daha tehlikelidir. Amerika ve İsrail’in girişimleri sadece askeri olanla sınırlı kalsaydı, fikirsel, kültürel, psikolojik ve insanları kendilerine kul olacak hale getirme arzusundan uzak olsaydı mesele daha kolay olacaktı. Onların insanları önem verdikleri şeylerde, güçlerini kullanma noktasında kendi rollerini yerine getirecek şekle bürüme arzusu olmasaydı, sadece askeri bir harekatla sınırlı kalsaydı olay basit olacaktı. Ancak bu kapsayıcı, şamil ve şeytani bir harekattır. Gaflet anında ümmetin bu mücadeleyle ilgili doğal düşüncesini işgal eden, bu mücadelede ümmetin ihtiyaç duyduğu şeyleri unutturan bir harekattır.

İktisadi açıdan kuşatma ise, bu ümmetin tüm imkan ve servetlerini, özellikle de bölgemizdeki petrol ve diğer ham maddeleri düşmanın çıkarları doğrultusunda kullanmaktır. Ve bizim ekonomik anlamda tüketim pazarına dönüşmemizdir. Tüketip üretmeyen, üretim ekonomisini inşa etmeyen millet içeriden kesintiye uğramıştır.

Üretim, bolluk ve doğal servetler düşmanın çıkarları doğrultusunda kullanıldığında, düşman onların değerlerini patlatarak, o malın bir parçasını çok yüksek fiyatlara satması ekonomik kuşatmadır.

Bununla birlikte daima iktisadi sorunlar yaşatarak bizi fakir ve sefil bir millet haline getirmeleridir. Millet büyük sorunları faize dayalı, ithalata bağlı, geciken üretimlerle çekilen ekonomik sıkıntılar neticesinde yaşar. Hatalarla dolu yönetim sayesinde işsizlik çoğalır, kayıplar, kötülükler ve sosyal düzeni bozan acılar çoğalır. İktisadi sorunlarla vicdan, ahlak, vefa, sadakat, duruş satışları yaşanır,  yorgunluk ve düşmana itaat etme başlar. Bu şekilde hayatımızın tüm alanlarını kontrol altına alarak tüm eylemlerimizi ABD ve İsrail, biz ve elimizdeki her şeyin, tüm çabalarımızın onlara ait olmasını, onların tahakkümünde olmasını isterler. Hayatımızın tüm alanlarına hakim olmak istemektedirler. Onların istediklerini yapmamızı, onların durdukları yerlerde durmamızı, onların istediğini dost edinip, istediklerini düşman edinmemizi isterler. Peki, işlerimizi onlara teslim edip boyun eğdiğimizde, teslim olduğumuzda, bizi tam anlamıyla kontrol etmelerini sağladığımızda, hayatımızın her alanına müdahale edip istedikleri kararları üzerimize uyguladıklarında sonuç olarak mesele kolay mı olacak? Hayır.

Bunun sonucu tam manasıyla felaket ve hüsrandır. Dünya ve ahiret hüsranı… Çirkin, pahalı ve iğrenç bir hüsran olma durumu… Çünkü sen her şeyini düşmanın çıkarları için feda ettiğinde, kindar, zalim ve şeytan düşmanın hizmet ve itaatine girdiğinde, düşmanın şeytani ajandalarıyla hareket ettiğinde, hiçbir güzelliği sunmanı hak etmeyen, hiçbir maslahatı hak etmeyen düşman sana kin, kibir, düşmanlık, bozgunculuk ve türlü suçlarla muamele edecek. O seni her türlü hakir görecek.

İşlerinin, tasarruflarının, hayatının ona ait olmasını isteyecek. Hatta bu büyük milletin çocuklarından mümkün olduğu kadar savaşçılar çıkarıp onların canlarını, kanlarını, yaşamlarını kendi askerleri için feda ettirip, istedikleri savaşta yer aldırıp, dünyadaki istedikleri tarafla savaştırarak, ümmetin özgür, şerefli ve seçilmişlerine karşı savaştırarak kontrollerini sağlamış olmak istiyorlar.

Bunu dünyanın birçok yerinde görüyoruz. Onlara karşı olan tüm güçlere karşı bu yöntemi kullanmaktan çekinmiyorlar. Geçmişte Sovyetler Birliği ile olan savaşlarında Arap ve Müslümanları kullanarak binlercesini Amerika’nın kendi asker ve komutanları için kandırarak feda etmesi gibi.

Amerikalı askerler yerine o zaman Sovyetler Birliği ile mücadelelerinde ümmetin tüm ülkelerindeki çocuklarını savaştırarak, o dönemde Suudi Arabistan’ın başını çektiği Arap ülkeleri tarafından ümmetin malı peşkeş çekilerek…

Mallarımızın Amerika’nın serveti haline gelmesi hüsran değil midir? Biz Müslüman ümmeti ve Arap bölgesinde yaşayanlar olarak bu bölgenin servetlerinin Amerika’nın serveti haline gelmesiyle ABD kendi ekonomik sıkıntılarını çözüyor, işsizlik sorunlarını yatırım yapıp kendi bütçelerini geliştiriyorlar. Sonra da ümmet içerisindeki özgür düşmanları ve ümmet dışında kendilerine rakip olanlar için savaş bütçesine yatırım yapıyorlar. Bu bağlamda Çin ile savaşmak için proje yapıyorlar. Amerika bugün sahada birçok alanda savaşıyor. Arap ve İslam ümmetinin servetlerinden beslenerek, Araplardan onbinlerce insanı kendi askerleri için feda ederek kendi savaşını yürütüyor. Zaruri bir durum olmadığı sürece kendi asker ve komutanlarının öldürülmesine de razı olmuyor. İşte bu, işbirliği ve Amerika’nın kontrolünü kabul etmenin sonucudur. Onlarla işbirliği ve onlara teslim olmak her halükarda ümmet için korkunç bir hüsrandır, her açıdan iflastır.

Ekonomik açıdan, ümmet kendi malının büyük kısmını vererek zarar edecek ve iflasın eşiğine gelecek. Bugün Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri bütçede büyük bir sıkıntı içerisine düşmüşlerdir. Bütçe açığını karşılamaları gerekiyor. Bunun için de borç almaları lazım. Bugün Suudi Arabistan rejimi Birleşik Arap Emirlikleri borçlanıyor. Amerika’ya milyarlarca dolar veriyorlar. Bundan İsrail de kendi çıkarları doğrultusunda istifade ediyor. İktisadi olarak büyük bir hüsran, felaket ve musibettir. Kelimelerin anlatabildiği kadar siyasi açıdan da hüsrandır. Dünyada her şeyde hüsran, ahirette de hüsran… Çünkü Amerika’nın kontrol etmekten anladığı önyargılarla felaket ve yıkımı yaşatmaktır.

Amerika ve İsrail’in tüm planları ve ümmet olarak, Müslümanlar olarak bize sunduğu şey yıkımdır, hüsrandır, kin, düşmanlık ve çöküştür.

Müslüman toplum olarak bizim gerçekliğimize gelecek olursak Amerika tam anlamıyla bizi kontrolü altına aldığında ne olur?

Öncelikle kaybetmiş kötü bir toplum oluruz. Siyasi sorunlar, ekonomik krizler ve ihtilaflarla dolu bir toplum oluruz. Her şeyde dağınık toplumlar haline geliriz. Toplumsal düzenimiz bozulur. Bölgecilik, mezhepçilik, ırkçılık gibi toplumu dağıtan, koparan tüm başlıklarda, toplum fertlerini tartışmalara iten tüm başlıklarda onların siyaset ve aktiviteleri ile çöküş yaşarız. Amerika ve İsrail bölgemizde tüm bu konular üzerine çalışmaktadır. Bunların neticesinde kriz ve ahlarla dolu bir toplum haline geliriz. Uyuşturucu, ahlaki bozuklukta boğulmuş, sıvılaşmış, şerefini yitirmiş, vicdanını ve ilkelerini yitirmiş bir toplum haline geliriz. Acziyet ve sağlık sorunlarıyla boğuşan, büyük afetlerle boğuşan, tüm güç unsurlarını kaybetmiş, gerçekliğini inşa edecek tüm unsurları yitirmiş, kendisini koruyacak, diriltecek her şeyden soyutlanmış hale geliriz. Uyanıklığını yitirmiş, dalalete düşmüş, çözülmüş, sıvılaşmış, üzerini ifsadın kapladığı bir toplum… Amerika ve İsrail’in istediği budur. Onlar bunun için çalışmaktadır. İslam alemi ve Arap coğrafyasındaki bir çok eylem ve ajandanın amacı budur. Aldatıcı bazı isim ve başlıklarla bunu yapıyorlar. Bunların tümü aldatmacadır. Açık bir başlıkla gelirler ama onun ardında yıkıcı bir eylem hazırlığı vardır. Ama onlar o aldatıcı başlıklarla geldiklerinde Arap alemi ve İslam coğrafyası sahasında revaç da buluyorlar. O veya şu devlette siyasiler ve yöneticiler, gazeteciler, ulema-i su’ (Kötü alimler) ve düşman çıkarları için çalışan bazı aptal kültürlüler ve daha bir çokları o belirli projeye revaç kazandırırlar ama onun arkasında yıkım ve felaket vardır. Toplumu bozacak, kilitleyecek bir çöküş… Amerika’nın çalıştığı ve İsrail’in yapmak istediği şey budur.

Bu kontrolün hedefi, Amerika ve İsrail’in bizi İslami kimliğimizden ayırmak istemesidir. Bu kesinlikle en tehlikeli meseledir. Bu milletin bir çok evladın bu konuda gaflet içerisindedir. Bu esas ve hassas olan noktadır ve çok önemlidir. Bir insanın ABD ve İsrail’e çalışması, onların kontrolüne teslim olması ancak İslami ilke, ahlak ve kurallardan ayrılmasıyla mümkündür. Çünkü yüce İslam’ın ilke ve kaideleri, hayat dair projesi hiçbir şekilde ABD ve İsrail’in istediği şeylere uygun değildir.

Amerika ve İsrail’in yönlendirdiği yol ve senin onları razı etmen için harekete geçirdiği yol tamamıyla ilahi kurallardan, İslam’dan ayrıdır. Haki ve asil İslam’dan, Hz. Resulullah’ın gönderildiği İslam’dan, Kur’an-ı Kerim’den külliyyen uzaktır.

Burada başka bir İslam söz konusu, bazı programlara maruz kalmış, değiştirilmiş… Bu hakiki İslam değildir. O İslam’da sadece bazı şekilsel uygulamalar kalmıştır. Birçok anlam da tahrif edilmiştir. Bu hakiki İslam’ın ayarlarına muhalif olsun diye takdim edilmektedir. Kur’an’daki ve son Peygamber Resulullah’ın bize getirdiği İslam’a muhalif olarak.

Suudi İslam’ı ABD ve İsrail’in istek ve arzularına uygundur. Değişim operasyonları için habire azaltan, çoğaltan, kırpan programlara boyun eğer. Bu başka bir İslam başka İslam, ümmetin çocuklarını Allah’a, resulüne ve Kur’an’a tabi olmaya çağırmayan, Trump ve Netenyahu’ya, Amerika ve İsrail’e tabi olmaya çağıran, onlara boyun eğmeye, itaat etmeye çağıran, onlara mutlat tabi olmaya çağıran bir İslam… Bu Muhammed’in İslam’ı değil, başka bir İslam’dır. Allah’ın hak dini olan İslam bu değildir. Amerika, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin İslam’ı farklı bir örnektir. Nifak örneğidir. O İslam değildir, nifaktır. İslam’ın ismi ve bazı şekilleri dışında hiçbir şey onlarda yoktur. Esas ve öz olan ABD ve İsrail’e hizmet edecek olan nifaktır.

Amerika ve İsrail’le dost olmanın, onlara teslim olmanın neticesi, onların ümmeti kontrol altında tutmalarını kabul etmenin neticesi insanın İslam’dan ayrılmasıdır. ABD’nin resmettiği ve İsrail’in çalıştığı, bizim o yöne yönelmemizi istedikleri, eylem, duruş, siyaset, tasarruf ve her alanlarda olmamızı istedikleri kendilerine benzememizdir. Amerika insanlara kendisinin üzerinde olduğu düşmanlık, istikbar ve şeytanlık yolunu çizmektedir. İnsanlara, düşüş, ifsat ve sonu hüsran olanı çizmektedirler. ABD ve İsrail bize karşı siyasetlerinde bir ilke benimsiyorlar mı? Bizim hayrımızı mı istiyorlar? Nerede o hayırlar, nerede ilkeler? Filistin’de işledikleri suçlar mıdır? Tutuklama, öldürme, kontrol etme, mukaddes mekanları, insanları hedef almaları mıdır? Filistin’in çok, genç, kadınları öldürmesi, mukaddesatı, zeytin bahçelerini hedef alması, evleri gerçek sahiplerinden gaspetmesinde mi hayır vardır? Yaptıkları ahlaki, siyasi, iktisadi ve hayatın tüm alanlarındaki ifsatta, Irak’ta yaptıklarında, Ebu Ğureyb Cezaevi’nde yaptıklarında, Afganistan’da yaptıkları ve yapmaya devam ettiklerinde, Suriye’de mühendisliğini yaptıkları, Lübnan halkını hedef almaları, Arap ve İslam dünyasının farklı bölgelerinde işledikleri suçlarda, Müslüman ve aziz Yemen halkına karşı uyguladıkları her türlü katliam, ambargo ve vahşi suçlarda mı hayır vardır? Hayır.

Hayır. Yaptıkları tüm şeyler, savaş, suç, fesat, tuğyandır. Tüm bu kötülükler insani ve ahlaki çöküş, ilkelerin iflasıdır. Bu onların yaptıkları ve bizi de getirmek istedikleri yolun neticesidir. Bundan dolayı, Amerika ve İsrail’e tabi olan, onlara yönelen, onlara doğru adım atan, bu adımla kocaman mesafelerle ilkelerden, ahlaktan ve İslam’a bağlılıktan uzaklaşır.

Bizim bağlı olduğumuz İslam Amerika ve İsrail ile dostluğa ve onlara tabi olmaya asla müsaade etmez. Ancak bunu İslam’ın ilkelerinden uzaklaşarak yapabilirsin. Kur’an bunu vurgulamaktadır. Yüce Allah, kitabında, “Ey iman edenler! Yahudi ve Hristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudur. Sizden onları dost edinenler, onlardandır” buyurmaktadır. Büyük bir hidayet ve emir barındıran bu önemli ifade meselenin önemine işaret etmektedir. Bu hakikat ayette, “muhakkak onlardandır” ile ilkelerinden ve kimliğinden çıkıp uzaklaşacağı şeklinde belirtilmiştir.

O kendisini Suudi rejimi gibi İslam’a bağlı İslam’ın bayrağını taşıyan olarak tanıtsa bile gerçekte İsrail ve Amerika’ya tabi olup onlarla dostluğu benimsediğinde İslam’ın ilkelerinden çıkar ve onlardan olur. Onların sınırlarının çizmiş olduğu yolda ilerler, tümüyle hak olan İslam dininden, büyük dinimizden uzaklaşır.

Amerika ve İsrail’e tabii olup onları dost benimsemek ve onların İslam ümmeti olarak bizim üzerimizdeki hakimiyetini kabul etmek bu ümmetin Hak olan İslam’a bağlılığını, sahih İslam kimliğini tehdit etmektedir. Bu kimlik sapık bir kimliğe dönüşür. Altında nifak olan İslam, şekilsel İslam, İslam adı altında gerçeklikten uzaklaşıp içeriğin altını doldurulmadığı görülür. Allah cc; “Onları dost edinen onlardandır” diyerek vakıanın dönüşeceği durumu ortaya koymuştur. Bu, Allah’ın cc, “Allah zalim topluluğu hidayete erdirmez” ayetine uyan durumdur. Zulüm yolunda Siyonist Yahudilerin ve Amerika’nın zulüm yolunda kendini bulur. Dünya genelinde Amerika ve İsrail’den daha zalimi var mıdır? Onları dost edinenlerin Müslüman olduğunu söylese bile vahşi bir insana dönüştüğünü görürsünüz. Ahlaki ilkelerden uzaklaşmış, büyük cinayetleri, insan hak ihlallerini işlemekten çekinmeyen bir insana dönüştüğünü görürsünüz.

Bu durumu, Kur’an’ın tasdik ettiği bu vakıayı Suudi rejimi ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin izlediği yolda, tekfirci DAİŞ’lilerin uygulamalarında görüyoruz. Onlar, Amerika ve İsrail’in plan ve ajandaları ile irtibatlıdırlar. İslam’ın ilkelerinden, İslam’ın ahlakından soyutlanarak kelimelerin anlatabildiği kadar vahşi insanlar gelmişlerdir. Kan dökmeyi normal görmek, aralarında çocuk ve kadınların da olduğu sivilleri öldürmek, toplu ölümler gerçekleştirmek, şehirleri, köyleri, çarşıları, mescidleri, yolları, bombalamak insanların rahat bir şekilde döküp sivillerin hayatına kastetmek İsrail ve Amerika’nın yoludur. Gasp etmek, erkek kadın ve çocuklara karşı cinsi suçlar işlemek Ebu Gureyb hapishanesinde uyguladığı gibi Amerika’nın yöntemidir. DAİŞ’lileri de aynı yöntemi uygularken görürüz. İmarat rejimini bu konuda günümüzdeki İsrailoğulları’nın zamanın Siyonistlerinin, Amerika’lıların yolunu takip ettiğini görürüz, Suudi rejimi de aynı şekildedir. İnsan, Amerika Ve İsrail’e tabii olup onların dostluğunu benimsediğinde barış ve doğruluktan soyutlanıp İslam muhalifi fıtraf muhalifi bir tarza bürünür. Bundan dolayıdır ki biz bu Kur’ani projenin, bu Kur’ani yürüyüşün siyasi, iktisadi, kültürel, basın ve hayatın tüm alanlarında Amerika ve İsrail’lin mallarını boykot edip ilişkiyi kesmeyi ilke ediniriz. Uyanıklığı yayma gayreti, ümmetin düşmanlarının tehlikelerine karşı uyanık olması ve sorumluluğu üstlenmesi uyanması ve anlamasıyla olur. Bu, Kur’an-ı Kerim’e dönmek, Kur.2an kültürüne yapışmak Allah’ın cc Kur’an da bizi yönelttiği şeylere bağlı olmak, ümmeti yeniden Kur’an ve Resulullah’a sav tabi olmak noktasında bir araya getirmeye gayret etmek, ve Kur’an kültürünün esasına göre gerçekliğimizi tashih etmek ile mümkündür.

Ümmetin dikkat ve uyanıklığını yükseltmeye çalışıp çok ciddi hücumlar, saptırmalar ve kandırmalar karşısında takviye ederek basının hücumları kültürel ve fikirsel sapkınlıklarına karşı takviye ederek Kur’an’ın çizdiği proje ile tüm bu tehlikelerden kurtulabiliriz. Fiili, fikri ve kültürel manada Kur’an’a dönüş ile nefislerimizi tüm ifsat çalışmalarına karşı temiz tutarız. Amerika ve İsrail’in kapsamlı hücumları karşısında ümmet bu meseleye ihtiyaç duymaktadır. Bu saldırılar sadece askeri manada değildir. Dolayısıyla Allah’ın cc Hak olan kitabına, bizleri karanlıklardan kurtaracak nur olan kitabına dönmekle bu saldırılara göğüs gerebiliriz. Bununla Amerika, İsrail ve tekfirciler ile Suudi ve BEA rejimi müftülerinin din adı altında hareket eden onların işbirlikçilerinin desiselerine göğüs gerebiliriz. Şuuru yaymaya Kur’an kültürünü yaymaya sorumlulukla hareket etmeye ihtiyacımız var. Bu barışçıl ve doğru tercihtir. Amerika ile dostluk seçeneği ise Amerika’ya mutlak tabi olmayı beraberinde getirecektir. Hayat içerisinden onların istediği gibi yaşamayı ve her şeyi Amerika’dan beklemeyi, onların direktifleri ve emirleri doğrultusunda hareket etmeyi, beklemeyi beraberinde getirecektir.

“Kalplerinde hastalık olanlar onlara meyletmede acele ederler” maalesef bu tercihi benimseyenler Kur’an’ın nassına göre münafıklığı ve işbirlikçiliği tercih edenler bu yöne doğru acayip bir ciddiyetle yönelmektedirler. Suudi rejimini, İmarat rejimini, Amerika ve İsrail’i dost edinen tüm kesimleri bu şekilde görmüyor muyuz?

Tüm coğrafyamızda, şehirlerimizde bunların gazetecileri, hatipleri, kötü alimleri, sözde bazı aydınları onların hizmetleri doğrultusunda, onların siyasetleri doğrultusunda konuştuğunu, yazdığını, hizmet ettiğini görürüz. Bu iki tercihten birine yönelenler arasında ciddi bir fark vardır. Onların işi gücü ümmeti evcilleştirmek, ümmete batıl düşünceleri empoze etmek, hakikat ve gerçekleri çarpıtmak, Amerika ve İsrail’in hakimiyetini kabul etmeyenleri kötülemek, onların hakimiyetinden azade olanları en şiddetli şekilde kınamakla meşgul olduklarını görürüz. Din adına fetva veren müftülerin tekfir etmeleri dinden çıktıklarına dair fetvalar vermeleri nedendir? Çünkü; o fetva verilen kişi Amerika ve İsrail ile dost olmamış onların mutlak köleliğini kabul etmemiş ve o müftüler yanında günahkar olarak kabul edilmiştir. Onların nazarında Dünya’daki en büyük suçu işlemiş ve sapık, kötü düşünceli, Mecusi, Rafizi, Mülhit, Müşrik, Fasık, Facir, sapık, Baği, terörist, inkılapçı gibi en kötü kınamalara layıktır.

Aynı şekilde sabahtan akşama kadar televizyon ekranlarında konuşan, gazete ve dergilerde yazan sosyal iletişim ağlarından mesaj paylaşan basın mensupları da iftira bühtan ve tüm kötü üslup ve ibareleri o özgür insanlara karşı kullanırlar. Bu vakıanın tasdikini Allah’ın cc, “ kınayıcının kınamasından korkmazlar” ayetinde görüyoruz. Çünkü; biz tarihte Amerika ve İsrail’e boyun eğmeyenlerin bu kadar kirli ve acımasızca kınamalara ve saldırılara maruz kaldıklarını görmedik.

Günümüzde medya ve basın organlarında, internet ortamında, ulusal tv kanallarında farklı farklı renklerde, her türlü başlık altında Amerika ve İsrail’e boyun eğmeyenlere karşı en ağır saldırıların yapıldığını görüyoruz. Tabi olmayan insanlar en büyük mücrim ve en çok hatalı olanlar olarak gösterilmektedir. İnsanların düşüncelerinde etkili olan medya organlarında hakikat ve doğruluk tarafında duranların kınandığını görüyoruz. Aynı şekilde Amerika ve İsrail’e teslim olmuş, onlara itaat etmiş kesimlerin bu duruma karşı çıkmadığını, sessiz kaldığını ve vakıayı kabul etme durumunda olduklarını görüyoruz.

Bu şekilde onlar kendilerinin Amerika ve İsrail’in hakimiyetine hazır olduklarını göstermektedirler. Sonra bunların eleştirileri kime karşı oluyor? Doğru bakışı olanlara, şerefli duruşu olanlara, sorumluluğu üstlenenlere, dinin emrettiği hakikat olan fıtrata uygun davrananlara kınama ve saldırıda bulunduklarını görüyoruz. Tüm bu tehlike ve tehditlerin ardından Kur’an’a uygun olan sahih yol, Allah’ın ayetlerinde açık bir şekilde ilkeleri ortaya koyduğu yol, hak olan İslam’dır. Ahlaki ölçüleriyle Resulullah’a sav sadık bir şekilde tabi olarak düşmanımıza düşman olarak hareket etmemiz gerekmektedir. Bu düşman bizi askeri, iktisadi, kültürel, medya ve diğer tüm yollarla hedef almaktadır.
Düşman dinimiz, dünyamız, hayatımız, ahiretteki geleceğimiz için tehlikedir. Sahih olan hareket onlardan beri olduğumuzu ilan etmek ve tüm alanlarda onlarla mücadele etmektir. Düşmanlarımıza düşmanlık yaptığını söyleyip bunu pratiğe, söyleme, eyleme, dökmeyen yalancıdır. Size der ki, Kardeşim, biz Amerika ve İsrail’e düşmanlık ediyoruz fakat onun ne bir duruşu vardır ne bir ameli vardır. Bu düşmanlığın hiçbir somut göstergesi yoktur. Bu boş sözden ibarettir. Temeli yoktur, ikna edici değildir ve sorumluluğu onların üzerinden düşürmemektedir. Allah’ın cihad emrine karşı çıkıştır. Peki, cihad kime karşıdır? Cihad bizi hedef alan düşmanlarımıza, bize komplo kuranlara, dinimizi, dünyamızı, topraklarımızı, onurumuzu, ilkelerimizi, ahlakımızı hedef alanlara karşıdır. Bizim elimizden hürriyetimizi, irademizi, kararlı duruşumuzu alıp, bize hükmetmek ve bizi köleleri haline getirmek isteyenlere karşıdır. Allah dışında kendilerine kulluk edilmesini isteyen tağutları inkar etmek mesuliyetimizdir. Tağutu günümüzde Amerika, İsrail ve onları takip edenler temsil etmektedir. Zamanımızın tağutu bunlardır.

“Kim tağutu inkar edip Allah’a iman ederse muhakkak ki o sapa sağlam bir kulpa tutunmuştur. Onun için kopmak yoktur.”

Bu müstekbir tağutu inkar etmemiz ve asla onlara tabi olmayı kabul etmememiz, onlara hizmet eden işbirlikçilerden de uzak olmamız lazımdır. Bu nifaktır. Onlara tabi olmanın mahiyeti Kur’an’da da ifade edilmiştir;

-“ Kim onları dost edinirse muhakkak ki o’da onlardandır. “

-“Ey iman edenler! Sizden kim dininden yüz çevirirse, Allah kendisinin sevdiği ve kendisini seven bir kavim getirir. Müminlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı izzetlidirler. Allah yolunda cihad ederler ve kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın fazlıdır. Onu istediğine verir. Allah ilmi pek geniş olandır ve bilendir.”

Bu ayetteki sıfatlar Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri rejimlerine uygun mudur? Bu rejimlerle birlikte olan, Amerika’ya koşulsuz itaati, İsrail’i dost edinmeyi benimseyenlere uygun mudur? Hayır!

Onlar için uygun olan; dinin ilkelerinden, ahlakından dönmek ve kötü sıfatlara, ABD ve İsrail’in sınırlarını çizmiş olduğu hatalı yollara, bozuk yönelimlere tabi olmaktır. Buna itildiler, onlarda gurur ile o yola yöneldiler. Bu işbirlikçi münafıkların Amerika ve İsrail’e tabi olanların hatalı, haince, bozuk tercihidir. Nifakı, ihaneti, bozulmayı temsil edenler kınanması gerekenlerdir. Utanmak ve rezillik onlar içindir. Kıyamet gününde siyah yüz ile Allah’ın karşısına çıkacaklardır. Çünkü İslam dinine mensup olanlardan bazıları kıyamet gününde Allah’ın huzuruna beyaz yüzle çıkarken, bazıları da siyah yüz ile çıkacaktır. Allah ile karşılaşacaklar ve onların yüzü hain, dinin ilkelerinden yüz çevirmiş, imani ilke, ahlak ve amellerden yüz çevirmiş olarak siyahlaşacaktır. Milletlerine ihanet ettikleri için, dinlerine ihanet ettikleri için, milletin düşmanlarına tabi oldukları için, onlarla birlikte bu millete ve tüm beşeriyete zulmettikleri için… Çünkü bugün Amerika’nın başını çektiği Siyonist lobi dünyadaki farklı devletlerde kendine tabi olan bu işbirlikçilerle birlikte hareket etmektedir. Bu lobi insanlık için büyük tehlike arzeden şer lobisidir. Sadece Arap alemi değil dünyadaki güvenlik ve barışa kasteden bir lobidir. Arap alemi ile birlikte diğer coğrafyaları ve diğer halkları da kontrol altına almak istemektedir. Suç büyüktür, tehlikeli bir bozulma söz konusudur. Asıl ve ayırt edici yol dinin kendisiyle, Kur’an’la Peygamber ile irtibatlıdır. Meseleyi küçümsemek ve aldanıp gaflete düşmek, Amerika ve İsrail’le işbirliği içerisinde olmayı basite indirgemek İslami ilkelere zıttır. Sanki doğal bir meseleymiş gibi salih bir Müslüman olarak kalman mümkün olduğu halde, aynı zamanda Amerika ve İsrail’e dost olmanın mümkün olduğunu iddia etmektedirler. Bu maskaralıktır.

Bu gün ümmetin şuurlu olması ve istikametin nasıl olması gerektiğini bilmesi gerekmektedir. Ve yaşadığı gerçeklik içerisinde şu üç yol içerisinden doğru tercihin hangisi olduğunu bilmesi gerekmektedir. Biri; Amerika ve İsrail’le işbirliği yapma, teslim olma, evcilleşme, Amerika ve İsrail’in kontrolünü kabul etme yolu. Diğeri; Hür olan ümmetin yolu… Şerefli, sadık, İslam ilke ve ahlaklarına vefalı, Kur’an-i kerimdeki ilahi öğretilere bağlı, düşmana karşı düşmanlığı benimseyen, onlardan arınan yol. Bu mesele Kur’an’daki esas meselelerdendir. Bunu inkar edip yalanlayan, Allah’ın beraat, Ali-İmran, maide sürelerindeki ayetlerini yalanlamış olur. Kur’an’daki tüm ayetler bu meseleyi ayırıcı, insanın dünya ve ahiret yolunu çizici bir mesele olarak görmektedir. Bu olayda mizah yoktur. Başkaları işbirlikçiliği, Allah’ın düşmanlarına teslim olmayı, Amerika ve İsrail’e tabi olmayı basit görse bile onlar kendilerini ve etraflarındakileri kandırmaktadır. Meselenin din, iman, Kur’an, Resulullah’a tabi olma boyutu isem İslam ümmeti olarak bizim hakiki çıkarlarımızla bağlantılıdır. Nifak yolunu, işbirlikçiliğini, ümmetin düşmanlarına tabi olmayı seçenlerin yolu kesin bir şekilde hüsrandır. Hüsrana uğrayacak, pişman olacaklardır. Bunu yüce Allah maide süresinde tekit etmiştir. Ve bu hakikat söz konusu yolu tercih edenler için birçok defa gerçekleşmiştir. Diğerlerini de aynı akıbet beklemektedir. Aynı akıbete maruz kalmaksızın görevlerini bitirmeyecektir. Ancak o düşmanlardan beri olup, onların komplolarıyla ümmete zarar veren yıkımlarıyla mücadele etmeyi tercih edenlerin duruşu Kur’an a ve İslam’a uygundur. Bu duruş dinin ilke ve ahlaklarına uygun olarak ümmetin hürriyetini koruyacaktır. Ümmet bağımsız ve özgün olmalı; düşmanlarına tabi olmaktan, gerçek maslahatlarını korumaktan, Ucuzlaşmaktan, yenik düşmekten, işbirlikçilikten uzak durmalıdır.

Ümmet kimliğini, servetlerini, topraklarını, namusunu, şerefini, onurunu korumalıdır. Bu önemli ve neticesi övünülecek bir meseledir. Sonuçları olumlu olacak bir meseledir. Ama düşmanlara teslim olup işbirlikçiliği benimseyen, boyun eğenlerin akıbeti; kişiliğini, hayatını, elindeki her şeyi düşman çıkarları için kaybetmekle birlikte dünya ve ahirette güzelliklerden mahrum kalmak olacaktır. Onurlu yemen halkımız bugün Amerika ve Suudi düşmanlığına karşı göğüs germektedir. Bu düşman bizden ne istemektedir, hedefi nedir? Şüphesiz ki daha önce de defalarca söylediğimiz gibi, hedefleri bizi kontrol altına almaktır. Yemen insanını kontrol etmektir. Bir insan olarak eğer savaşacaksan, yaşadığın müddetçe onların safında savaşmak dışında bir tercihinin kalmamasıdır. Onların istediği cephelerde, batıl bir şekilde, zulüm, tuğyan, düşmanlık ile savaşmaktır. Onların istediği cepheye gidip onlar için hayatını feda etmendir. Suudi bir komutan için Amerikalı veya BAE komutanları için feda olmaktır.

Siyaset yapmak istediğinde onların düşmanlarına karşı siyaset yürütmen istenecektir. Gazeteciysen, onların yalan ve iftiralarına göre haber yapman istenecektir. Bunun dışındaki tüm alanlarda da kendi çıkarlarına hizmet ettireceklerdir. Elinizde olan yetenekler, güçler, imkanları kendi hizmetleri için kullanacaklardır. Bununla birlikte isyan, günah ve hüsran dünya ve ahirette bunu yapanların olacaktır. Ayrıca hürriyetini kaybetmiş olacak karar sahibi, emir sahibi, iktidar sahibi olmayacaksın. Onların karar ve iradesi senin karar ve iradenin üzerinde olacaktır. İnsanlığını kaybedeceksin. Günahkar, müstekbir, hakikatlere karşı ilkelerden uzaklaşmış, fıtratından yüz çevirmiş bir insan haline geleceksin. Allah’ın seni yarattığı temiz fıtrattan yüz çevireceksin ve onların tüm kötülüklerine, cürümlerine, günahlarına ortak olacaksın. Dünya’da onların ayıplarına ahirette de cezalarına ortak olacaksın. Hüsrana uğrayarak her şeyini kaybedecek, nefsine ihanet ederek büyük bir günahı yükleneceksin.

Bu ülkenin şerefli ve özgür insanlarına gelince; onlar düşmanla mücadeleyi benimsemiş, düşmanın kontrolünü reddetmiş, Amerika ve işbirlikçilerine kölelik yapmayı reddetmiştir. Öncelikli olarak biz bir halkız. İlkelerimizden ödün vermeyiz. Çünkü biz Allah’ a iman ettik. İman biz ile Allah arasındaki bağdır. Kulluğumuz Allah’adır. Dünyadaki tüm tağutlara her türlü kulluğu reddettik. Bu dini bir meseledir. Ayaklarımız bu ilkeler üzerine sabit tutacak, bunlarla yaşayacak ve bu ilkelerle öleceğiz. Kıyamet gününde Allah’ın izniyle, Rabbimizle beyaz bir yüz ile karşılaşacağız. Bizde şuur ve irade vardır. Bu dünyada özgür olarak yaşama konusunda hırslıyız. Hür olmak bizim hakkımızdır. Özgür bir halk ve bağımsız bir ülke olmak bizim hakkımızdır. Müstekbir tağutlara kulluk etmemek bizim hakkımızdır. Amerika ve İsrail’e ve onların bölgedeki işbirlikçileri olan Suudi ve BAE rejimlerine boyun eğmemek bizim hakkımızdır. Bu imani ve dini bir meseledir. Bu uluslararası hukuka göre, ilahi şeriata göre, yeryüzü ehlinin adetlerine göre bizim hakkımızdır. Dünyanın herhangi bir kıtasından, bölgesinden gelen zalim ve tağutlara teslim olmamak bizim hakkımızdır. Bugünkü savaşımız, özgürlük, bağımsızlık ve onur savaşıdır. Onların bize karşı kullandıkları sloganlar yalandır. Onların düşmanlıklarını temize çıkarmaz. Mesele, meşruiyet meselesidir. Meşruiyet yemen halkının haklı duruşundadır. Meşruiyet hak iledir. Zulmün, batılın, fesadın, tuğyanın, müstekbir tağutların ebediyen meşruiyetleri yoktur. Meşruiyet yemen halkının özgürlük ve bağımsızlık için savaşması, ilke ve ahlaki kurallarına bağlı olmasıdır. Eğer biz onlara teslim olmayı, boyun eğmeyi, kabul edersek bize karşı kullandıkları sloganları Allah’a yemin olsun ki değiştireceklerdir. Ama biz bunu yaparsak dünya ve ahirette hüsrana uğrayanlardan oluruz. Onların isteklerini kabul etmemiz için çok uğraştılar. Ancak Allah, Resulü, Kur’an bunu reddetmektedir. Bu halkın adamları, kadınları, yaşlıları, çocukları ve kalbinde iman nuru olan tüm grupları bunu reddetmektedir. Allah, zillet ve başkasına köleliği yasaklamıştır. Bu bizim onlarla her alandaki savaşımızın özüdür. Bu gün tüm bölgelerde savaş devam etmektedir. Doğu bölgesinde, sınır bölgelerinde, batı sahilinde, orta bölgelerde, güney bölgelerde savaşımız devam etmektedir. Bizimle savaşanlar Amerika ve İsrail’e tabi olmuş, onlarla dost olarak ihanet etmiş işbirlikçilerdir. Onların bölgemizdeki projesi bizimde onlar gibi ABD ve İsrail’e tabi olmayı kabul etmemizdir. Özgürlük ve bağımsızlık bizim ilkemizdir. Bugün düşman batı sahilinde bütün gücüyle bize karşı savaşmaktadır. Bize karşı büyük bir düşmanlıkla bombalar yağdırmaktadır. Öte yandan şerefli bir çaba ile askerler, konseyler ve ülkenin özgür insanları onlara karşı büyük bir mücadele vermektedir. Bu büyük bir çabadır. Bu savaşın ön cephesinde, özgür kimseler yer almaktadır. Cephelerin daha da kalabalık hale gelmesi gerekmektedir. İllerden bu mücadele topluluğuna grup grup gelinmelidir. Kültürlü alimler, sosyal çevreler, şeyhler… Bunların tümü bu savaşta, bu mücadelede sorumluluk sahibidirler. Çünkü düşman tüm ağırlığıyla üzerimize gelmektedir. Buraya yönelik nüfus etmeler olsa bile, bu o cephede ki savaşın sonu anlamına gelmemektedir. Ben önceden de söylediğim gibi yeniden vurguluyorum; Tuhame meydanı onları hüsrana uğratmak için uygun bir meydandır. Savaşanlar ve mücrimler meydandadır. Büyük üzüntü, o meydanda düşmanı yakalayacaktır. Şehirler, köyler, mezralar, ağaçlar, vadilerle dolu meydan… Düşmanı boğmak için en uygun meydan… Onların büyük bir güce ihtiyacı vardır. Bizi mücadelemiz onların gücünü dağıtmıştır. Tuhame meydanında bir adım dahi ilerleyememektedirler. Onlar dağılmak durumundadırlar. Bazen gruplar halinde nüfuz ediyorlar ancak sonradan dağılmaya ihtiyaç duyuyorlar. Bu durumda onlara darbe indirmek için fırsat doğuyor. Onların paralı askerlerinden yüzlerce öldürüldü. Askerlerinden ihanet edenler oldu. Çok sayıda esirler elimize geçti. Savaş aletleri tahrip edildi. Bu bizim devam etmemiz gereken yoldur. Buraya getirdikleri tüm güçleri yıkmamız gerekmektedir. Bu meydanın onlara darbe indirmek için ve onları hüsrana uğratmak için uygun bir meydan olduğunu hepimiz biliyoruz. Odaklanmamız gereken esas mesele batı sahilinde devam eden yoğun çatışmalardır. Ramazan ayının sonlarında başlayan mücadele Allah’ın ihsanı ve yardımıyla düşmanın batı sahilinde büyük hücumu bozguna uğratıldı. Bu diriliştir. Bu Allah’ın hibesidir. Allah’ın hibe ve yardımıdır. Allah onları bozguna uğratmamız için bize yardım etti. Ve bu onlar için büyük bir sorun oldu. Onlar çatışmaların uzun sürmesinin kendileri için büyük bir zarar olduğunun farkındadırlar. Çatışmalar uzun sürdükçe hem darbe yiyorlar, hem de sivil halka karşı büyük suçlar işliyorlar. Batı sahilinin düşman için en büyük kabristan ve en büyük bozguna uğrama yeri olması için oraya çekilen tüm askeri güç ve mühimmata karşı aralıksız mücadelenin sürmesi gerekmektedir. Batı sahiline odaklanmak durumundayız. Çarpışmamız özgürlük, onur, din ve yekin içindir. İrademizi kıracak hiçbir şey yoktur. Azmimizi düşürecek, kanaatimizi değiştirecek, duruşumuzu etkileyecek hiçbir şey yoktur. Duruşumuz ilkesel olup sağlamdır. Allah’ın yardımıyla zafere inanmaktayız. Eğer Allah’ın yardımı olmasaydı, düşmanın savaşının ilk zamanlarında yemeni kontrol altına alacağını biliyoruz. Ancak Allah’ın yardımı, verilen kurbanlar, şuurlu, imanlı, özgür, şerefli yemen halkının mücadeleye icabet etmesi düşmana darbe indirmemizi kolaylaştırdı. Bu katkı onurlu, şerefli, düşmanlara hüsran yaşatan bir durumdur. Düşmandan nicelerini öldürdük, hüsrana uğrattık. Bizim ve onların durumu budur. Ve bu durum Allah aramızda hükmünü verene kadar devam edecektir. Sahilde ki savaşın birleşmiş milletler tarafından barış yöntemleriyle çözüleceğine güven yoktur. BM elçisi yemene geldi Mina hususunda girişimlerde bulundu. Biz bu girişimleri olumlu karşıladık. Bu girişimler daha önce eski BM elçisi İsmail Vuld Şeyh Ahmed döneminde takdim edilmişti. Buradaki olay, düşmanın Hudeyda iline saldırılarını Mina meselesi üzerinden meşrulaştırmasıydı. Düşman iftira ve yalan ile bize Mina üzerinden İran’dan füzelerin geldiğini savunuyordu.  BAE, Suudi, Amerika biliyorlar ki bu yalan ve iftiradır, boş bir sözdür. Esas olan ise Mina’ya Onların izni olmadan, onların deniz sahasına girmeden hiçbir gemi gelemez. Çünkü sahil hizasında onların kıyıları vardır. BM’nin izni ile teftiş ve BM yöntemleriyle İsrail’in Gazze’deki uygulamalarına benzer bir durum söz konusudur. Mina’ya girmesine izin verdikleri maddeler sınırlıdır. Dört yüz çeşitten fazla eşyanın Mina üzerinden memlekete girmesi yasaktır. Bu bir muhasaradır. Basit ve yaşam için zaruri olan malzemelerin geçişine izin vermektedirler. Denetim lisansı kontrol ve birçok icraattan sonra bu maddelerin geçişine izin verilmektedir. Bununla birlikte biz BM’nin Mina’da gözlemci rolünü kabul ettik. Aynı şekilde teknik ve lojistik alanlarda rol üstlenmelerini kabul ettik. BM temsilcisi bunu düşmanlara sunduğunda, onlar kabul etmedi. Buna gelire bağlı bazı bahaneler de eklediler. Mina’dan gelen gelirler, onların zannınca bu ülkenin savunma alanında, düşmanla mücadelesinde kullanılmaktadır. Biz dediğimiz gibi Hudeyda gelirleriyle diğer gelirlerin toplanması ve bunun Yemen halkının hakkı olduğunu belirttik. Me’rib petrol gelirleri Şebve, Hadramevt gaz ve petrol gelirleri ve diğer limanlardan gelen gelirler, Rusya ürünü olan mallar Yemen halkının hakkıdır. İşbirlikçi ve paralı askerler bunları çalmaktadır. Tüm bu mallar toplanıp maaşların ödenmesi için tahsis edilmektedir. Özgürleştirdiğimiz ve düşmanın işgali altında olmayan bölgeler için yeterli miktardaki gelirler toplanıp gerekli maaş ödemeleri yapılmaktadır. San’a‘daki merkez bankasında toplanıp BM gözetiminde maaş ödemeleri için sarf edilmektedir.

Nihayetinde mesele sadece bahaneler, yalanlar, düşman tarafından ortaya atılan boş iddialardan ibaret değildir. Onlar gelirlerin üç ay, dört ay, bazen iki ayda toplanıp yarım maaş olarak sarf edildiğini bilmektedirler. Aynı şekilde hastanelere, devlet müesseselerine, gerekli giderler harcandığını bilmektedirler. Sonunda aptal bahaneleri ve yalan iddialarından bizim BM temsilcisinin girişimlerini kabul etmemizle kaçtılar. Bu iddialarından kaçtılar ve başka bir teklif, ikinci bir girişim ve başka talepler için çaba göstermektedirler. Başından beri söylediğimiz gibi, mesele onların yalanlarından ibarettir. Hedef onların bu ülkeyi kontrol altına almalarıdır. Limanlar başta olmak üzere sahil adaları, önemli bölgeleri kontrol altına alıp ülkenin insanlarına zarar vermek onların asıl hedefidir. Bu durumda oradan buradan gelen çözümlere güven yoktur. Bu olaylar Filistin’de ki gibi, geçmişte Irak’ta olduğu gibi ümmet halklarından herhangi birinin maruz kaldığı felaketlerden bir felaket gibi açıklığa kavuşacaktır. Muhakkak ki insan haklarından, demokrasiden, özgürlüklerden ve buna benzer birçok konudan söz eden batı; kanunları, ilkeleri ve güvenceleri olduğu söylenen BM, mustazaf bir halkın başına bir afet geldiğinde sadece konuşurlar. BM güvenlik konseyi ve dünyadaki herhangi bir tarafa güvenimiz söz konusu değildir. Ümmetimizden herhangi bir halk bir felakete maruz kaldığında ancak Allah’a güvenilir, ona tevekkül edilir, o halk kendi sorumluluğunu üstlenip hareket eder. Bu özgür ülke ve halkların birçoğunun yapmış olduğu şeydir. Bu gün Lübnan’da ki Hizbullah’a, Gazze’de ki filistin direnişine, Suriye ve Irak özgürlerine baktığımızda, İran İslam Cumhuriyetinin onur, hürriyet ve bağımsızlığına baktığımızda tümünün özgür olmak için hareket ettiğini ve sorumluluklarını üstlendiğini görürüz. Mücadele, savaş, direniş ile kurbanlar vererek ve her şeyi takdim ederek bugün yaşadıkları onurlu noktaya vardılar. Bugüne kadar ki duruşumuz bağımsızlık ve özgürlük ile nimetlenen bölgemizin kalıcı olması kendimizi, namusumuzu, özgürlüğümüzü korumamızın devam etmesi için.

Allah’a tevekkül ederek ona güvenerek, sorumluluğu üstlenerek, cihadta kurbanlar vererek, çalışarak, savaşarak, sebat ederek... Faydalı olan budur. Bu şuurlu oluşumuzu, sorumluluğumuzu, Allah’ın emirlerine bağlılığımızı gösteren en güzel örnektir. Allah özgür kullarına zaferi verendir. Allah kendisine tevekkül ederek, O’na güvenerek zafere ulaşmak isteyenlerle beraberdir. “Ey iman edenler siz Allah’a yardım ederseniz Allah’ta size yardım eder.”

Allah’ın yardımı Amel ile, kurbanlar ile, sorumlulukla, fiili icabet ile gelmektedir. Şuurlu ve sadık bir imana sahip olarak Allah’ın yardımı hak edilmektedir. “Mü’minler’in zaferi bizim üzerimize bir haktır.” Doğru olan yol budur. Tuhame ve batı sahilindeki şehitlerimizin yürüdüğü yol budur. Şehid Reis Sammad’ın,  İmran ilindeki kahraman şehid Faris’in, Şehid Aziz Sultan Uveydi’nin yolu budur. Onlar beyaz bir yüz ile Allah’ın huzuruna varmışlardır. Sultan Uveydin ve Muhammed Salih Uveydin gibi adamlar ki tarih onları kaydedecektir. Ve Batı sahilindeki tüm temiz şehitlerimiz bu yolda yürümüşlerdir. Bugün batı sahili o şehidlerden bize kalan emanettir. Düşmanla mücadele de fıtri, insani, imani, dini sorumluluğumuzu yerine getirerek hainlerden olmayarak saflarımızı birleştirerek, söylemlerimizi birleştirerek, bu esas üzerine hareket ederek resmi çabaların yanısıra halkımızın mücadelesi de zafere ulaşacaktır.

Bölgesel sorunları konuşmak için vakit yeterli değil ancak buradan tekrar vurgulamak istediğim şudur ki; biz Filistin halkıyla omuz omuza özgürlük ve mukaddesatı, toprak ve namusu ve asrın anlaşmasının büyük komplolarına karşı ve Suudi rejiminin Amerika ve İsrail çıkarlarına hizmet etmesine karşı mücadelemizi yürütmekteyiz. Bugün ki mücadelemiz Suudi ve BAE rejimleriyledir. Çünkü bizim tercihimiz özgürlükten, direnişten, düşmanlara düşmanlık etmekten, onların komplolarına göğüs germekten, halkımızı ve vatanımızı korumaktan yanadır.

Tekrar bizimle dayanışma içerisinde olan ümmetin tüm özgürlerine teşekkürlerimi iletiyorum. Direniş ve cihadın lideri Hizbullah genel sekreteri sayın Seyyid Hasan Nasrallah’a Teşekkür, takdir ve hürmetlerimi iletiyorum ki o kendi yüceliğinden en yüce kelamı takdim etmiştir. Hizbullah’a tekrar teşekkürlerimi sunuyoruz. Irak’a teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bize vefa, dayanışma ve insanlık mesajlarını ulaştıran Tunus’a teşekkürlerimizi sunuyoruz. Aynı şekilde farklı ülkelerdeki diğer özgür insanlara da teşekkürlerimiz sunuyoruz. Hepsinden tek tek bahsetmek için vaktimiz elverişli değildir. Son olarak Yüce Allah’a bize zafer ihsan etmesi için dua ediyorum. Özgürlük mücadelesi veren; nifak, tağut ve istikbar güçlerine karşı özgürlük mücadelesi veren halkımıza zafer ihsan etmesi için Allah’a dua ediyorum. Allah’tan pak şehidlerimize rahmet, yaralılarımıza şifa, esirlerimize özgürlük diliyorum. O duaları işitendir…

Vesselamun Aleykum we rahmetullahi ve berekatuhu.