• 18 Kasım 2018 22:38
article

BAE Lobisi'nin Trump Ekibiyle İlişkisi

Abu Dabi yönetiminin AIPAC’ı taklit ederek ancak çok fazla dikkat çekmeden politika yapıcılar, düşünce kuruluşları, uzmanlar ve sosyal medya trollerinden oluşan bir ağ kurduğu belirtiliyor.

Bir tarafta 2016 başkanlık seçimlerine müdahale ettiği iddia edilen Rusya diğer tarafta da AIPAC konferansı gibi etkinliklerde kendini gösteren İsrail lobisi. Bu arada gözlerden uzak biçimde ABD dış politikası üzerinde etkili olmaya çalışan Birleşik Arap Emirlikleri. ABD’de özel danışman Robert Mueller’in yaptığı soruşturmaya göre BAE, AIPAC ile beraber Washington’un Ortadoğu politikası üzerindeki en etkili güç haline gelmiş görünüyor.

Aslına bakılırsa BAE’nin ABD’de nüfuz edinme stratejisi 2008 yılına yani Dubai Ports World isimli bir şirket ile ilgili yaşanan krize kadar uzanıyor. ABD’li bazı politikacıların ABD’ye ait limanların BAE tarafından satın alınmasına karşı çıkmaları üzerine BAE de imaj düzeltme çalışmalarına başladı. BAE Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid o zamanlar BAE’nin Washington büyükelçisi olan Yusuf El Uteybe’yi ABD’nin güvenini kazanmakla görevlendirdi. Nitekim son AIPAC konferansında BAE’nin Ortadoğu’daki anlayışlı bir ortak olduğu söylemleri de Uteybe’nin işte bu imaj çalışmasının sonucu olarak gösterildi. BAE’nin söylemleri AIPAC’ın da yıllardır dile getirdiği siyasal İslam ve İran ile ilgili muhafazakar korkularla uyumluydu. BAE kendisini siyasal İslam ve İran’a karşı bir siper teşkil eden otoriter liberal bir rol model olarak sunmayı başardı.

Uteybe kişisel ilişkilerin yanında düşünce kuruluşlarının da önemini kavradı. Uteybe Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar, Atlantik Konseyi ve Ortadoğu Enstitüsü gibi kuruluşlarıyla ilişkilerinin yanı sıra bizzat Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsünü kurdu. Böylece ABD yönetimine nüfuz edecek kurum ve kişiler ağı yavaş yavaş tamamlanıyordu.

Bu arada Uteybe’nin ilk başlarda izlediği politika daha çok savunmaya yönelik olsa da Arap Baharı her şeyi değiştirdi. Arap Baharı adı verilen süreçte Katar’ın BAE karşıtı bir tavır alması sonucunda Uteybe de oluşturduğu düşünce kuruluşları ve sosyal medya aracılığıyla karşıt bir kampanya başlattı. Bu kampanya hem dönemin ABD Başkanı Obama hem de Katar’ı hedef alıyordu. Katar’ı hedef alan kampanya 2014 Körfez Krizinin ardından daha da sertleşti. Katar Hamas ile ilişkisi yüzünden teröre destek vermekle suçlanıyordu.

2016 yılına yani Trump’ın Başkan seçildiği yıla gelindiğinde ise BAE için önemli bir fırsat doğmuştu. Zira bu yeni yönetimin neocon eğilimi ve terör korkusunu besleyen söylemleri BAE’nin söylemleri ile örtüşüyordu. BAE Eric Prince ve Elliott Broidy gibi iş adamları aracılığıyla Washington yönetimi karşısında pozisyonunu güçlendirdi. Öte yanda Trump’ın damadı ve aynı zamanda da AIPAC’a yakın bir kişi olan Jared Kushner maddi açıdan zor durumdaydı ve Katar’dan eli boş dönmüştü. Yani Kushner da BAE’nin manipülasyonlarına açık bir haldeydi.

Uteybe’nin para ve uzmanlar sayesinde oluşturduğu nüfuz ağı bir kez daha devreye girdi. BAE Trump’ın genelde Ortadoğu politikası ve özellikle de Katar ambargosu karşısındaki tavrını etkilemeyi başardı. Aynı zamanda BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’e yakın bir kişi olan Kushner da ABD’nin Katar politikasına dışişleri ve savunma bakanlıklarından gelen eleştirileri etkisizleştirme rolünü yerine getirdi.

Mueller Trump ile BAE’nin ilişkilerini araştıradursun bu körfez ülkesi İsrail lobisi ile birlikte karmaşık bir ilişkiler ağı kurmayı başardı. Bu ağ ne Cumhuriyetçiler ne de bizzat Trump yönetimi tarafından görmezden gelinemeyecek seviyede.

BAE kendi gayri resmi lobi aygıtını kurmuş olsa da sadece ABD’deki siyaset yapıcıların algılarını manipüle etmeyi hedefleyen AIPAC’tan farklı olarak ABD’nin tüm Ortadoğu politikasını etkilemeye çalışıyor.

KUDÜS HABER